Yogun bir gunun ortasinda, dogumgunu kutlamasi icin aranan prensese sen sakrak sorulan “organizasyon var mi?” sorusuna alinan “ben cok hastayim teyze” cevabi birden dunyayi durdurur. Tam o arada hat kesilir, korkuyla tekrar aranilir. Prenses sogukkanlilikla iki gun once yasadiklarini anlatir. “simdi nasilsin?” dencek olur ama bogaz dugumlenmistir bir kere. Far far away’de olmanin en zor duygularindan biriyle karsi karsiya kalinmistir. Aslinda yaninda olunsa da elden bi sey gelmeyecegi bilinir, yanindakiler de caresiz MR/test sonuclarini beklemektedir. Sanirim insan uzakta olunca daha bi duygusallasiyor, saclarini oksayarak “bak ben yanindayim” diyememek daha bi yakiyor…
28 Ekim 2009 Çarşamba
yerle bir
Yogun bir gunun ortasinda, dogumgunu kutlamasi icin aranan prensese sen sakrak sorulan “organizasyon var mi?” sorusuna alinan “ben cok hastayim teyze” cevabi birden dunyayi durdurur. Tam o arada hat kesilir, korkuyla tekrar aranilir. Prenses sogukkanlilikla iki gun once yasadiklarini anlatir. “simdi nasilsin?” dencek olur ama bogaz dugumlenmistir bir kere. Far far away’de olmanin en zor duygularindan biriyle karsi karsiya kalinmistir. Aslinda yaninda olunsa da elden bi sey gelmeyecegi bilinir, yanindakiler de caresiz MR/test sonuclarini beklemektedir. Sanirim insan uzakta olunca daha bi duygusallasiyor, saclarini oksayarak “bak ben yanindayim” diyememek daha bi yakiyor…
27 Ekim 2009 Salı
25 Ekim 2009 Pazar
Oylesine, amacsiz, beklentisiz...
Herhalde bu resim 20 yil once cekilmis olsaydi cok daha kiymetli olurdu, fotograf makinasinin herkeste olmadigi, ikinci bir sans olmayacagi icin gozleri kirpmamaya cok daha dikkat edilen, ve resimde nasil cikildigi ogrenilmek icin 36lik pozun bitmesi beklenen yillarda (Bilmem, belki de bu resim 20 yil sonra, far far away’in sonbaharini anlattigi icin de kiymetli olur). Gozumun onunde tam 20 yil once cekilmis bir fotograf, sol bastan: babam, kucuk kardesim ve ben. Babamin uzerinde annemin daha nisanli olduklari bir vakitte ordugu badem desenli gri hirka (ki o hirka hala var) kardesimde ve bende de esofman: boyle bildiginiz iki parca, kollari, pacalari lastikti olanlardan. Kardesiminki sari, benimki pembe. Aslinda o gun kardesimin dogum gunu ama hepimize hediye olarak esofman aliniyor, Sumerbanktan! Abiminki de mavi, ama abim yok o fotografta, cunku abim oturma odasinda gorevimiz tehlike izliyor, ve babamin “hadi” cagrisina kulak asmiyor. Aslinda ben de izliyorum, ama salondan babamin “hadi son bir resim cektirelim” sesini duyunca once filmi biraksam mi birakmasam mi diye tereddut yasiyorum, sonra da neden bilinmez, bir gayret gidiyorum ve koltuga oturuyorum, ayaklarim yere degemiyor. Saclarim tepeden bir tane baglanmis, parmaklarim ic ice gecmis poz veriyorum. O gun henuz okula bile gitmeyen ben, nefsime yenilmeyip o fotografta rol aldigim icin, o gunden 20 yil sonra oturdugu her koltukta rahatca ayaklari yere degen ve hala okula giden ben’i bu denli mutlu edecegimi bilmiyorum.
21 Ekim 2009 Çarşamba
Bir tarifimsiyi daha sizlerle paylasmaktan onur duyar!
Gece 12ye dogru eve gelindikten sonra, en caliskan ve tutusmus halde “run”a basilip islemin tamamlanmasi icin gereken en az bir saatte yapilacak en faydali isin hasta ve agrili ve hatta sumuklu hale bakilmadan yemek yapmak olduguna karar verilir. Buzluk acilir, tavuk butlari almaya yeltenilirken onceki gun aksam tika basa doldurulan etlerin henuz donmadigi fark edilir, kac gram oldugu bilinmeyen, bilinmek icin de ugrasilmayan kusbasi et tencereye konur , ocak ayari en sicaga, buzluk ayari en soguga getirilir. Tencereye biraz sivi yag eklenir, soyle bi karistirilir, ve sularini tamamen salip sonra tekrar susuz kalincaya kadar etler en sicak ayarda pisirilir. Bu arada e-mailler kontrol edilir, gecenin bi vakti hasta bir baska canin ilim irfan ogrenmek/ogretmek ugruna yaptigi girisim takdir edilir, eskilerden bir is bankasi reklami hatira gelir, baska bir cana hesap makinasi bulmaya calisilir, ve birden ocaktan gelen yanma sesiyle kalkilir. Onceki iki kusbasi denemesinde etler yakildigi icin tedirgin davranilir, ama bakilir ki asayis berkemaldir, biraz rahatlanir. Atayurttan gelen kuru patlicanlari yumusatmak icin mavi kucuk tencerede su kaynatilir. 2 bardagi suyunu cekmis ete konur ve et icin ocak ayari 3e getirilir. Kalanina da patlicanlar atilir. Sonra, calistirilan program tekrar kontrol edilir, daha cok tutusulur. Bir huzursuzluk vardir fakat bunun “yarinki toplantiya yetistiremeyecegim”den mi yoksa “bu etleri de yakarsam”dan mi kaynaklandigi anlasilmaz, bi etler kontrol edilir bi programa bakilir, ikisi icin de zaman hizlandirilamaz, beklenir. Derken baska bir canin verdigi tofita goze carpar, yillardir yenmedigi dusunulerek agza bi tane atilir. Sonra bir orta boy sogan kesilir, suyu yine ceken ete eklenir, biraz kavurulur. Kuru patlicanin tadinin nasil olacagi kestirilemedigi icin bir tane de patates kesilir, tencereye eklenir. Yumusayan patlicanlar da eklenir. Salca konmadigi akla gelir, darilmasin diye o da eklenir. 2.5 bardak daha kaynamis su, sonra tuz, karabiber, kirmizi biber, kekik, Allah ne verdiyse eklenir. Kapak kapatilir, ocak 3’e, dakikalar 25'e ayarlanir. Program tekrar kontrol edilir, sabir tukenmeye yuz tutmustur ama elden bi seycik gelmez. Sonra o 25 dakika nasil gecer hatirlanmaz, yemegin alti kapatilir, sarimsak tozu eklenir, hasta olundugu icin tadina hic bakilmaz, ama gecenin bir vakti bir tabak dolusu yiyen bir gurmenin [:)] "harika olmus!" ovguleriyle mutlu olunur, bir koca kutu “face tissue” bitirilir, burun kipkirmizi, bir dosttan mail beklenir. Derken bu satirlar yazilmaya baslanir. Sona yaklasilirken program hata verir!! Son ana is birakmanin pismanligi yasanir, hasta hasta hadi bakalim sil bastan olur!
Iyi geceler “bininci tekil sahis”
Iyi geceler “bininci tekil sahis”
Iyi calismalar “bininci tekil sahis” !!!
Iyi geceler “bininci tekil sahis”
Iyi geceler “bininci tekil sahis”
Iyi calismalar “bininci tekil sahis” !!!
kategorini acikliyoruuum:
BTS mutfak gururla sunar
16 Ekim 2009 Cuma
işte o benim abim!
COCUKLUK DONEMINDE: Herkesin erkek bebek ismi dusundugu aylarda, 2.5 yasinda olmasina ragmen bir ”kiz kardesi” olacagini sezen, legolarinin bir kismini kaybedince ne alakaysa gelip benim topumu kesen, en buyuk zevki objektiflere poz vermeye calisan beni guldurmek olan, ve tabi eger ki ayni karede yer alacaksak arkadan iki kulak yapmak olan, calisma mekanizmasini anlamak icin her turlu oyuncagin icini acan, benim ortaligi velveleye verme becerimden oturu hep suclu bulunan, sabahin nurunda yayinlanan cizgi film seanslarinin yandasi, Burak apartmanindaki cocuk odasi oyunlarinin ve bekirkadi mahallesi sokak oyunlarinin en iyi arkadaslarindan (oburu icin bknz. erkek kardes), kisa olan anasinifi gunlerimde beni okuldan alan, kola sisesini kafaya diken, son kalan yaspasta dilimini kimse yemesin diye yalayan, 20 kisilik sunnet grubunun en buyugu (en kucugu icin bknz. erkek kardes) “XXX” (buraya soy ismimiz geliyor) radyosunun kiz sesli spikeri (ee cocukluk doneminden bahsediyoruz) ve “emineeem eminem, daglarin guzeli” adli sarkiyi soyleyen sanatcisi…
ERGENLIK DONEMINDE: Sahur sonrasi yapilan satranc maclarinin ardindan sehir turu attiran, yine bir kacak surus sirasinda polise beraber yakalandigimiz ama sonunda kabak onun basina patlayan, duvarlara siirler asan, gaz gaz sarkilar dinleyen, odasinda degisik kareografi calismalarinda bulunan (bknz. şark, calisma masasi duruslari), ranzanin alt kat sahibi (ust kat icin bknz. erkek kardes), orman yakmasina ramak kalan, balkonda kacak olarak yaptigi her turlu seyi bana da yaptiran, ha bi de bazen kavgaci, fazlasiyla kiskanc, lise okumasi icin gurbet ellere giderken arkasindan cok aglanan, hatta daha gitmeden hamsi yeme torenlerinde aglatan, okul hayatimda hep 2.el kitap kullanmama vesile olan…
OLGUNLUK DONEMINDE: Yillarin gecmesiyle duskunlugumun daha cok arttigi, degeri her gecen gun daha cok anlasilan, onu gormek ugruna kultur baskentinde (!) uzun mesafeler katettiren, bloguma ilk yorum yazma serefine nail olan (:)), dinsel ogeler barindiran discussionlarin karsi tarafi, far far away'e giden kiz kardesin ardindan kaldirima oturup aglayan, dönüşlerde havaalanindaki karsilayici, tasiyici, barindirici, babami ilk defa bugun baba yapan cicegi burnunda baba, cok ozlenen, cok sevilen, hep en iyinin onun olmasi icin ve hep mutlu olmasi icin cok dua edilen…
ERGENLIK DONEMINDE: Sahur sonrasi yapilan satranc maclarinin ardindan sehir turu attiran, yine bir kacak surus sirasinda polise beraber yakalandigimiz ama sonunda kabak onun basina patlayan, duvarlara siirler asan, gaz gaz sarkilar dinleyen, odasinda degisik kareografi calismalarinda bulunan (bknz. şark, calisma masasi duruslari), ranzanin alt kat sahibi (ust kat icin bknz. erkek kardes), orman yakmasina ramak kalan, balkonda kacak olarak yaptigi her turlu seyi bana da yaptiran, ha bi de bazen kavgaci, fazlasiyla kiskanc, lise okumasi icin gurbet ellere giderken arkasindan cok aglanan, hatta daha gitmeden hamsi yeme torenlerinde aglatan, okul hayatimda hep 2.el kitap kullanmama vesile olan…
OLGUNLUK DONEMINDE: Yillarin gecmesiyle duskunlugumun daha cok arttigi, degeri her gecen gun daha cok anlasilan, onu gormek ugruna kultur baskentinde (!) uzun mesafeler katettiren, bloguma ilk yorum yazma serefine nail olan (:)), dinsel ogeler barindiran discussionlarin karsi tarafi, far far away'e giden kiz kardesin ardindan kaldirima oturup aglayan, dönüşlerde havaalanindaki karsilayici, tasiyici, barindirici, babami ilk defa bugun baba yapan cicegi burnunda baba, cok ozlenen, cok sevilen, hep en iyinin onun olmasi icin ve hep mutlu olmasi icin cok dua edilen…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)