BTS mutfak gururla sunar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BTS mutfak gururla sunar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2012 Pazartesi

Gidisim suskun olmustu ama donusum muhtesem olacakti, o da olmadi



Boyle donmeyecektim yazmaya, “heyooo” cigliklari esliginde, “oohh be kurtuldum” olacakti ilk basligim, yaz ortasinda “ara” verirken boyle hayal etmistim donusumu ama ben haaala “tez yazmakta” oldugumdan haaalaa “offff yea, yine ders” modundayim. Allah’im bi bitmedi gitti!! En son artik kasim basi diye konustuk hocayla ama amma yogun tez komite hocalarim varmis, herkese uygun bi gun ayarlayamadik henuz! (Simdiye kadarki yazdiklarimin ana fikri : “hala mezun olamadim, hala tez yaziyorum”). Hatta bunlari nerden yaziyorum biliyor musun? Kutuphaneden, ikinci evim de burasi oldu, yakinda burda calisitigim masaya bir masa lambasi alip, karsimdaki duvara da notlar yapistirmayi planliyorum.
Oyle bir selam vereyim, merak edenlere terbiyesizlik etmeyeyim diye yaziyorum bu satirlari. Tezim bitince daha cok gorusuruz demek isterim ama eger ki ben kendimi taniyorsam ders calismak zorunda olmadigim zamanlarda bos islerde ugrasmayacagimdan daha az yazar olurum. Hatta oyle eminim ki sabahlari hic isim olmadigi icin erkenden kalkarim, yaparim bunu.
Bi de iste gecenlerde bi can’la maillesiyorduk, bunalim ruh halimi yansittim kendilerine, o da dedi ki “aaa, sen hayatimda tanidigim en neseli insansin” , evet ben de sasirdim ve  yavrucagizin hayatindaki en neseli insan bensem digerleri nasil , bu kizin nasil bir hayati var diye de endiselendim (yok ya, hic endiselenmedim, uyduruyorum ne yazik ki) bu cumleyi, yani “en neseli” degil ama “neseli” kismini cok duymuslugum vardir. Insanlar (ben insan degilmisim de baska bir turden bahsediyorum sanar okuyan da) beni neseli sanirlar genelde. Nasil bir tipim varsa, sanirlar ki benim hic derdim sikintim yok, her seyi kolaylaikla hallediyorum falan filan. Ama oyle degil iste, omuzlarim catirdiyor resmen cogu kez, ve ben altinda kaliveriyorum bocek gibi. Yerden kazinamiyorum da bunalimlarin kucaginda buluyorum kendimi. “Musluman bunalima girmez” sandigimdan bunalimim katlaniyordu cogu kez ama gecenlerde okudugum bir yazi (bknz Mustafa Ulusoy, “Musluman bunalima girer mi?”) Muslumanin da bunalima girebilecegini yazdi da ben de gonul rahatligiyla giriyorum artik:)
Ben bi de Atayurda gttim malum, ordaki maceralarimi (?) insAllah yazarim bi ara. Yazima burda son verirkene, hepinizi hasretle kucakliyor, bagrima basiyor ve en sevdigim yiyeceklerden biri olan bir tarifle sizlere veda ediyorum:
Saglicakla
Borulce salatasi:
Taneli borulce (taneli olanlar daha lezzetli olurmus, hatta mumkunse kurtlu olsun, bu da borulcenin organik olduguna dalaletmis, ben her turlusunu seve seve yerim)
Su
Zeytinyagi
Limon
Tuz
Yapilisi: borulceler, tezmilenir, ve suda haslanir, haslanan borulcenin suyu suzulup (ki annem – Badem’in annesi olan annem- -aslinda benim kendi annem de egelidir ama su an bozkirin ortasinda yasadigimizdan bizim oralarda olmaz borulce, sag olsun ben cok severim diye de annem – Badem’in annesi olan annem- her gun nerdeyse yapar bana--- az suyla haslar, suyunu pek suzmez o yuzden) uzerine tuz atilir, sonraaa an hasindan zeytinyagi ve limon, oh oh, agzim sulandi yazarken! Artik yemek icin gelecek seneyi beklemek gerek Allah omur verirse.

8 Ocak 2012 Pazar

Sehriye Corbasindaki Altin Oran

Universiteye gittigim ilk yillarin birinde, yemek nobetcisi oldugum bir gun sabahtan yemegimi yapmis (yemek dediysem, hayal gucunu zorlama, sehriye corbasi, kuru fasulye ve pirinc pilaviyla sinirli bir repertuvarim vardi. Yillarca her hafta bunlari pisirdim! Aaa dur dur, kalabalik insan gruplarina bezelye-patates-havuc yemegi yapmisligim da vardir) ve sorumlu ve duyarli bir birey olarak hicbir sey dinlemeyecegimi-ogrenmeyecegimi-ogrensem dahi umursamayacagimi-umursasam dahi kullanmayacagimi bile bile guney yokusu inip derse gitmistim. Okulda kayda deger bi sey olmamisti sanirim ki hatirlamiyorum. Sonra eve gelmis, ve aksam yemegi icin yer soframizi hazirlamaya koyulmustum, bir yandan da yemekleri isitiyordum. Derken, corba tenceresinin kapagini acmamla, "ama ben corba yapmistim, bu makarna olmuuuuus" temali saskinligi yasamam bir olmustu. Evet bir seyleri yanlis yapmistim! O zamanlar genc olmamdan mutevellit yilmadim usanmadim cesitli oranlar deneyerek optimum sehriye/su oranina ulastim (ayni oran pirinc/su icin de gecerlidir). Iste ey ogrenci, eger ki boyle bir durumla karsilasmak istemezsen altin ogut kiymetindeki bu altin orani al kullan, rahata er! Iste o altin oran 1/13'tur!

Asal sayilari sevmemden, bolenin 13 olmasi hosuma gitmedi degil, hem 13 bence bu kesire bi hava da katti yani. Corbalarin corba olarak kalmasi icin bu oran hayati onem tasiyor (!). Hadi bi de tarif vereyim:

6.5 bardak su
0.5 bardak arpa sehriye (ya da pirinc)
2 kasik salca
2 kasik zeytin yagi (tabi ki zeytin yagini olcerek koymuyorum)
nane (olmazsa olmazidir bu corbanin, eksimsi bir tat verir)
karabiber, kirmizi biber, tuz

oncesinde salcayi kavurmayla falan ugrasma, hepsini kat karistir, kaynayinca atini kis 20 dakika oyle kaynasin, ondan sonra da ye bi guzel, hele bi de hastaysan limon da ekle, ooooh, afiyet bal sifa olsun!
Ben o kadar ugrasayim bulayim, sen hazira kon...

NOT:Elimde sehriye corbasi resmi olmadigindan "aaa hangi resmi koysam ki" diye dusunup (cok da dusunmedim) bu yaziyi yazarken ictigim kahvenin resmini koyayim dedim. Su an dusununce pek bi sacma geldi kabul ediyorum ama o kadar cektim artik...

24 Aralık 2011 Cumartesi

Hem pratik hem hesapli!

Ne fark ettim biliyor musun, uzun yillar (uzun yil = 365 gun 6 saatten fazla gun barindiran yillar) boyunca hemen her misafire yilmadan usanmadan yaptigim ve boylece her misafirin yildigi usandigi "modifiye edilerek ozunden uzaklastirilmis yagsiz yalanci tavuk gogsu" tarifimi siz sevgili gonul dostlarimla (?) paylasmamisim. oysa ne paylasimciyim bilirsin.

Neyse, yillarca icine yarim olsun bir tam olsun margarin-tereyag konulan herhangi bir yalanci tavuk gogsunu agzina surmeyen ben BTS (o zamanlar -karakterimin oturmadigi yillar- yaga bulanmis cipsi mideme indirirdim, ama ev yapimi boyle yagli tatlilara karsi "negatif ayrimcilik" yapar idim) bir gun bir yerde (cok aciklayici oldu) icine sadece bir parmak ucu yag konulan bu tarifi gordum ve yapimi da cok kolay diye hemen vuruldum. O gun bugundur de yilmadim usanmadim eklemeler, cikarmalar, degisik (?) suslemeler esliginde hemen her misafire icindeki o bir parmak ucu yagi da cikararak icra ettigim bu hafif tatliyi gururla sundum. burdan kendime 10 10 10 10 puan yolluyor ve 40 puanla birinci ilan ediyorum. (bknz adam olacak cocuk)

Muhtesem tatlimizin malzemeleri hemen her orta olcekli Turk evinde (olcegi 1/200.000 ile 1/500.000 arasi degisir) bulunacak cinsten ve olculerimiz de bardakla kasikla (hatta sadece bardakla):

5 bardak sut
1 bardak seker
3 Turk kahvesi fincani un
varsa vanilya (bende genelde olmuyor)

Her seyi tencereye koyuyorum, topaklanmalarla ugrasmak istemedigimden direk mikserden geciriyorum, geriye hic topak kalmiyor mutlu oluyorum falan. sonra da en yuksek ayardaki ateste fokurdayincaya kadar karsitiriyorum. aslinda orta ateste yapmak gerekiyor ama basinda 10 dakikadan fazla kalmaya sabrim olmadigindan ben acimasizca köklüyorum atesi! fokurdadiktan sonra da vanilya ekliyorum varsa.

Bazen borcamin en altina biskuvi kirintilari koyup uzerine sicak tatliyi dokuyorum, cogu zaman biskuvileri kirmaya usenip direk diziyorum, son zamanlarda da altina buskuvi bile koymuyorum. Ama her daim icine bi yerlere muz dilimleri koyuyorum.

Bazen ustune meyve parcaciklari koyuyorum, bazen muz dilimlerini ustune ekliyorum (ki kendisi meyve grubuna girer) son zamanlarda da cikolata sosu ekliyorum. (sade yapip uzerine tarcin ekledigim fakir yillarim da oldu)buzdolabinda sogutup mutlu mesut ikram ediyorum ve sizlere bir haftaligina ortalardan kaybolup kendimi bulmaya ugrasacagimi soylerek veda ediyorum.

sepet sepet yumurta
sakin beni unutma
unutursan kuserim
mektubumu keserim

seni cok seven ve asla unutmayacak arkadasin BTS
5-A sinifi
Cumhuriyet Ilkogretim okulu

31 Mayıs 2011 Salı

kendim yaptim diye soylemiyorum ama hakkaten sahane olmus!

öhöm öhöm, "BTS Mutfak gururla sunar" diye baslik atacaktim ama kendimi tekrarlamayayim dedim, zaten her gunum bir digerinin aynisi (cok sukur gerci, yuregim heyecan kaldirmiyor, varsin aynisi olsun) bari her basligim birbirinin aynisi olmasin FALAN FILAN dedim, oyle yine kendi kendime gereksiz seyler uzerinde dusundum durdum.

Yazin gelmesiyle (iki gun once buraya yaz geldi, ama carsiya kiraz gelmedi, alamadim bes okka kiraz... evet bu igrenc cagrisim icin kinadim simdi beynimi, ceza olarak, bu yazi boyunca kendilerini kullanmayacagim) yaz yemekleri vitrinlerde/yani ekranlarda yerlerini almaya basladi. "e benim neyim eksik AYOL" soruma yalniz olmamdon oturu yine kendim "eksigin yok fazlan var BTS hanimcim (!) hatta sen bi de ustune yaz diyeti ver okurlarina, yaza formda girsinler (!)" seklinde cevap verdim. evet yalniz kalmamaliyim. Olur da kazara yalniz kalirsam kendi kendime konusmamaliyim.

Sicaktan ambale olmus beyinlerimizi daha fazla bunaltmadan, lezzetli ama bir o kadar da kolay tarifimize gecelim. Malzemelerden once tarifin adini versem daha iyi olacak: BUZ-BARDAK
Malzemeler:
Buz
cikolatali dondurma
sut
pudra sekeri
bir tutam kahve (hazir kahve-nescafe falan var ya oyle iste)

tum malzemeleri (olculer size kalmis tabi ki) blendera atiyoruz, buzlar ezilinceye kadar blenderda karistiriyoruz, icine pipet koyup huuuuup diye iciyoruz, mutlu oluyoruz, ben bu tadi nerden hatirliyorum yaaa diye merak ediyoruz ve sonunda "starbuckstaki java chip frappuccino'ya benziyor tadiiiiiiiiii" diye aydinlanma yasiyoruz FALAN FILAN.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Mercimek corbasi (cok net bi baslik oldu, gelisme var bende)

Ozledim seni, geri geldim. Arayi uzatmayalim bu kadar. Yagmurlu havalarda melonkolik davranmak zorundaymisim gibi hissediyorum. Hele ki disariyi izleyebilecegim bir mekanda isem.. bizim kosedeki kahvecideyim. Aksam yemege misafir var o yuzden evden kactim, cunku evde olursam temizlik falan yaparim ama benim yine yeniden bi seyler yetistirmem lazim hocama. Aaa ne cok sasirdin di mi? yasadigim her gunu nerdeyse “aaa ben bu ani daha once yasamistim” havasinda yasiyorum, hayat hic surprizlerle dolu degil benim icin. Gerci iki gun once mezun olmak icin iki tane daha ders almam gerektigini ogrenmem oldukca surpriz olmustu! Monoton hayat daha mi guzel ne? Bi de gecen hafta “isci canim”in beni ziyarete gelmesi surpriz oldu. Canim benim, ne cok ozlemisim seni. Sen gelmeseymisin konusmamazliktan olecekmisim:) eski gunleri yad ettik, hic degismemisim, oyle dedi. Diyorum ben zaten hic degismiyorum, insan bunca yilda uzaya cikar, ben saydigim yerde sayiyorum diye, ispatlanmis oldu sozlerim.

(Mesela sen dikkatle tanimadigin birine bakiyorsun, o kisi sana donup bakinca gozlerini kacirirsin di mi? iste burdakiler pek oyle yapmiyor. Bakmaya devam ediyorlar, bakilan sen olunca bir de onlara gulumsemek zorunda kaliyorsun! Hele gecen gun “isci canim”la birlikte yemek yiyoruz, karsi masadaki kadin oyle cok kesti ki beni, artik kac defa gulumsedim sayamadim. Yemegini falan yiyemedi resmen bana bakmaktan. Biz yemegi bitirdik cikarken izin isteyecektim kadindan “musaden olursa ben gidicem” diye, o kadar! Yan masadaki de ben uzaydan inmisimcesine, muzelikmisimcesine bakiyor da ordan geldi aklima, neyse kapatayim parantezi)

Sana bi corba tarifi vereyim mi? hadi vereyim, elin bos donme.

Cok lezzetli Mercimek Corbasi

6.5 bardak su

1 bardak kirmizi mercimek

2 tane sogan

Zeytin yagi

1 tatli kasigi kofte harci

Tuz

Duduklu tencere

Soganlari soyup ikiye bol (LUTFEN), her seyi duduklu tencereye koy (LUTFEN), su kaynayincaya kadar pisir (LUTFEN) (bence ara sira soyle bir karistir LUTFEN de mercimekler birbirine yapismasin) kaynayinca duduklunun kapagini kapatip 20 dakika orta ateste pisir (LUTFEN). Istersen pisince soganlari al at (LUTFEN). Bence soganla da yenebilir, israfa gerek yok (LUTFEN ISRAF ETME).

Neyse bana musade, ders calisicam sonra da eve gidip yemek yapicam. Iki ayagim bir pabuca girecek, falan filan.

(dun yazmistim bu yaziyi ama blogspot'um engelli oldugu icin yayinlayamadim, bi de o nasil bi kase ya, yazik bana)

21 Nisan 2011 Perşembe

Ellerine saglik BTS’cim, seninki gibi olmus firincim

Artik uzaklar daha yakin! Gurbet ellerdesin ve canin lahmacun mu cekti? Hamur acmayi bilmeden lahmacun hayali kurmaya utan miyor musun? Iste tam sana gore bir tarif!

Hamuru icin: Pita ekmegi
Ustu icin: istenilen miktarda kiyma, sarimsak, sogan, kimyon, kirmizi biber, karabiber, taze biber, domates, tuz.

Cok asiri becerikli (!) BTS dun eve geldi, ellerini yikadi ve kocacigina surpriz yapmak istedi. Aslinda fark etti ki kocacigina yapmak istedikleri surprizler hep kendi cikarinaydi. Sarimsagi, sogani ve domatesi usenmedi rendeledi. Biberi usenmedi ince ince dogradi. Kiymayi ve bahartalari da ekledi. “Ellerimden cig et kokusu da gecmez ama fedakarlik iste boyle bi sey” diyerek karisimi iyice yogurdu. Bir tepsiye pita ekmeklerini koydu, ekmeklerin ustunu suyla isladi, ve karisimi yaydi. Tepsiyi cok bi sey yapmis gibi mutlulukla firina yerlestirdi, Izgara ayarindaki firinda 5 dakika pisirdi. Cok ac olmasalardi ve fotograf makinalarinin pili olsaydi ya da telefonu cilali tas devrinden kalma olmasaydi resim de cekerdi. Ama resim karin doyurmazdi, bu dusuncelerin bir tanesi bile aklina gelmeden tepsiyi firindan cikarip Badem’i sofraya cagirdi. Lahmacunlari goren ve sonrasinda tadan Badem bunlari BTS’nin yaptigina inanmadi. Aslinda BTS de inanamiyordu, hasret sona ermisti. Gokten 3 elma dusmustu, neden ozellikle “elma” duserdi, bir armutun, portakalin nesi eksikti? Neyse, bunlari dusunmenin zamani degildi. Huzur icinde lahmacunun keyfini cikardilar. Onlar erdiler muratlarina biz cikalim kerevetine. (kerevet, divan demekmis, hic boyle dusunmemistim, ilginc)

18 Ocak 2011 Salı

Kaderde un helvasi yapmak da varmis

Selam dunyali, korkma ben dostum!

Evet, sacma sapan girislerime bir yenisini daha ekledim! Fotograf makinamizin pili yok, ne aci di mi? su sarj edilebilir olanlarindan alicam haaala! Telefonumun da kamerasini cizmisim igrenc gosteriyor. Simdi bi un helvasi yaptim da, ne kadar yediysem resmen basim zonkluyor! Kendi ozel mamulumun resmini koyamayacagim resim cekemedigim icin ama gecen Cumartesi aksami icra ettigimiz “yemek gecesi” etkinligindeki un helvasinin resmini koyuyorum. Tabi bunu yapan abla cok becerikli, hatta kulturumuzu tanitmak uzere kameralar karsisinda yemek yapmisligi dahi var! zaten tarif de ondan (biraz oynadim). Tarifi isteyince, “dur ben yapar gonderirim” demedi, “tarif zor bakalim yapabilecek misin:)” dedi ( yaaa, tum gercekleri butun ciplakligiyla serdim ortaya) .

Malzemelerimiz kasikla bardakla! Ama dur, yag haric! Bir cubuk tereyagini (113 grammis) Teflon tencerede eritiyoruz, uzerine 1 su bardagi unu ekliyoruz. Un az oldugu icin topaklanamiyor, biraz karisitirinca 2 tepeleme dolu yemek kasigi un daha ekliyoruz. Karistirmaya devam ediyoruz. Yan ocakta da 1.25 bardak sutle 1 bardak sekeri karisitirip isitiyoruz, kaynatmiyoruz. Sonra karistir karistir nereye kadar, bunlar niye daha pembelesmedi, diye sıkıla sıkıla isyan bayraklarini cekmeye hazirlaniyoruz, tam sabir tukenmeye baslamisken kavrulma kokusu geliyor burnumuza, heyecan yapiyoruz. Tarifi veren abla "sekerli sutu una yavas yavas dok, hizli hizli karistir" demisti ama iki elimi ayri frekanslarda hareket ettiremiyorum ben, ya yavas karistiyor yavas ekliyorum, ya da hizli karistirip hizli ekliyorum. Boyle bi cebelleserek kavrulan una sekerli sutu ekliyorum. Ama zaten bilegim karistirmaktan yorulmus, hem ben zaten gucsuzum, zaten olcuyu azaltip yapmisim, butun helva tahta kasiga yapisik vaziyette kaliyor, karisitiralmiyor, gicik oluyorum… taaa ki tadina bakincaya kadar! Sonrasinda kendimle gurur duyuyorum. Badem’in “sekerli un bu” sozlerini duyar gibi oluyorum, baklavanin neyden yapildigini saniyor merak ediyorum.

Sonra Ali geliyor aklima, ben 6 yasindayim o 9, karsi apartmanda oturuyor, bos arsada abimler falan her zaman beraber oynuyoruz. Burak apartmanindayiz.. bir gun kapi caliyor. Ali trafik kazasinda ölmüs, helva dagitiyorlarmis. Lavas gibi bi sey de var yaninda. Ali’nin öldügünü anliyorum ama bir daha oynayamayacagimizi anlamiyorum cunku ölmek ne demek bilmiyorum. Bir yaz gunu… annemi hatirliyorum, oturup kaliyor. Ben un helvasini yiyorum, tadi damagimda kaliyor…

11 Aralık 2010 Cumartesi

Pratiklikte son nokta! (Kolaycılık da denebilir tabi)

Biliyorum, bu yaziyi okudugunuzda “bunu da yazdin ya BTS” diye kinayacaksiniz beni. Ama unutmayin ki her kurtlu baklanin bir kör alicisi cikar! Hem sanmayin ki her insana Allah yemek yapmada sınırsız beceri veya sabir vermis! Hem simdi verecegim iki tarif de birbirinden lezzetli oluyor, ayrica pratik otesi. Zaten bu tarifler de “Yeni baslayanlar icin mutfak” projesi altinda hayata gecmekte! Fabrikalar bizler icin calisiyorsa onlari da memnun etmek gerek hem di mi?

Neyse, bu kadar yol yapip, olasi cikislara inis yerlerini gosterdikten sonra ilk tarife geceyim:

1 DAKIKADA PANKEK (pisirme suresi haric tabi ki, sevinme o kadar)

Efendim, (su esnada bi kasket gecireyim kafama) 1 bardak hazir pankek ununu aliyoruz, icine 1 bardak sut ve bir de yumurta kiriyoruz ve karisitiriyoruz her zaman yaptigimiz gibi. Aaa bir bakiyoruz, 1 dakikadan bile kisa bi surede karisimimiz hazir! Ama dikkat ettiyseniz hic yag yok, oysa kutunun arkasinda yag da eklemeniz yaziyordu (bakin sizi bilmem kac kolariden kurtardim). Sonra iste karisimi onceden isinmis yagsiz teflon tavaya koyuyoruz, orta ateste pisiriyoruz (ben 4 posta halinde yapiyorum ve iki tava birden kullaniyorum, aslinda daha minik olmasi lazim ama bence hic gerek yok). Uzerine de bol bol maple surubu (aaa akçaağaç demekmis maple, ama akçaağaç ne ki?) dokuyoruz, once Allah’a, sonra uretenlere ve tabi sonra da pisirene sukranlarimizi sunarak afiyetle yiyoruuuuz!

Ikinci tarif de birinciyi aratmayacak pratiklikte:

YUZDE YUZ GARANTI KABARAN KEK

Bu kek de benim Cuma aksamlarimin kurtaricisidir. Okul donusu eve misafir gelecekken 5 dakika bile surmeyen hazirlama kismiyla gonlumun kahramanidir! Tarif şu: 1 kutu kakaolu hazir kek ununu bi kaba koyuyorsun, artik kutunun arkasinda kac tane yumurta diyorsa o kadar yumurtayi, ve yine kutuda yazan miktardaki yagi suyu ekliyorsun. Amaaa cikolatayi cok sevdigin icin icine cikolata damlaciklari da ekliyorsun. Biraz karistiriyorsun, sonra tepsiye dokuyorsun, uzerine de ceviz, oh mis! Onceden isitilmis firinda 30 dakika pisiriyorsun. Cikarir cikarmaz en hazirindan cikolata sosunu (dondurmanin ustune konanindan) gezdiriyorsun. Iliyinca da rendelenmis hindistan cevizi ekliyorsun. Aksama gelen gencler ayila bayila yiyor, mutlu oluyorsun sen de! Cikolata mutluluk yapar ya, kakaolu kek de yapiyor, seviyorsun Cuma aksamlarini.

Degerli okuyucu, biliyorum tiksindin benden. Ama takdir edersin ki, BTS kahvalti diye cips yiyebilen sagliksizlikta bir kisilik. Ondan “et suyundan corba” tarifi beklemiyordun heralde? Lutfen yani, eldeki verilere gore beklentilere girelim! Neyse, sikayetlerinizi bana, memnuniyetinizi Badem’e bildirin lutfen:)

10 Aralık 2010 Cuma

BTS'den DEV HIZMET

Öhöm öhöm! gun gecmiyor ki BTS kendini insanliga adamasin! Ne zamandir aklimda olan bir projem vardi: YENI BASLAYANLAR ICIN MUTFAK (M101). su dakika itibariyle hayata gecirmeye karar verdim. zaten gecen aksamlardan birinde, "Allah'im, yaşamamiz hayirliysa yaşat, ölmemiz hayirliysa öldür" diye dua etti biri, ben de cok icten "amin" dedim, her an basima bi sey gelebilir, ebediyete intikal edebilirim, diken ustundeyim resmen. Işbu nedenden hayata gecirilmemiş iş kalmasin diye, gecenin bi vakti, bu aksamki yaspastanin kalanini yedikten sonra bi de ustune kestane yerken aşka geldim! veee ilk ders:

YOGURT MAYALAMA SANATI
isin asli, sahsen ben Atayurtta yasasam yogurt mogurt mayalamam! Ben gencken DOST yogurt vardi, hep ondan alirdik ogrenci evimize, hem pratik hem hesapliydi! Ama kaderin bir cilvesi olarak kendimi Far Far Away'de buldugum, ve burdaki kardeslerimizin de tahayyul edebildikleri en buyuk miktardaki yogurdun 907 gram olmasi, ve bu miktar yogurdun da Badem'in bir ogunluk yogurt ihtiyacina tekabul etmesi beni yogurt mayalamaya itti! tabi benim bunu bir turlu becerememem de Badem'i yogurt mayalamaya itti.
Tarihcemizi soyle bir anlattiktan sonra gelelim heyecanla beklenen tarife ve tuyolara:

Bir tencereye koydugumuz sutu kaynatiyoruz ama tasirmiyoruz(!). sonra sogumaya birakiyoruz, zaman gecince serce parmagimizi bi guzel sute daldiriyoruz, parmak yanmayacak ama sicakligi da hissedecek dereceye gelince baska bir kaba 2-3 kasik yogurt koyuyoruz ve ilimis sutten uzerine ekliyoruz. Yediriyoruz bi guzel. Sonraaa, onu ilik sute ekliyoruz karistire karistira. Mayalanmaya birakilan sute sefkat gosterip bi guzel sarip sarmaliyoruz, ve tercihen kaloriferin yanina koyuyoruz. 4 saat yeter diye duyumlar aldim ama ben bir gece bekletiyorum o sekilde, hatta bazen okula giderken buzdolabina koymayi unuttugum oluyor ama yine de guzel oluyor tadi. iste bu kadar, zaten gerisi bakterilen isi!

Bir keresinde, sutu once kaynatip sonra da sogutmak cok sacma gelmisti (zaten pastorize sut kullaniyorum), hadi dedim, sutu direk ilitayim. Oyle de yaptim, sutcuk yogurt olamadi bi turlu, isin kotusu sut de kalamadi... Yani usenme, once kaynat sonra sogut, anlastik mi!

Yaa bi de sınır tanımayıp YENI BASLAYANLAR ICIN EV diye bir hizmet mi sunsam? ilk dersim de "10 adimda oturma odasini oturulabilecek hale getirmek" olur! dusuneyim...

26 Ekim 2010 Salı

Keske o pazar gunku ikramlarin hepsi bitmemis olsaydi da simdi yiyebilseydim

Kesinlikle doktora konumu degistirip "en uzun zamanda en az isi yapmak", ya da "gunlerce hic is yapmadan sabahtan aksama kadar okulda kalabilmek" uzerinde calismaliyim. Gerci bu konuda doktora yapmama gerek yok, direk ders vermeye baslayabilirim! Bugun kizginim da kendime, yine yapilacaklar listem uzayip gitmis, bi de saf saf not dusmusum "nolur bugun calis, bak sonra cok uzuluyorsun" diye!

Neyse, sevgili yandaslar, cumadan beri milyon davet atraksiyonu icindeyim desem yetersiz kalir, o derece sosyalliklerden sosyalliklere kostum. Cuma aksami gencleri agirladim, cok seviyorum hepsini, huzur kaynagim onlar benim, nirvanaya basamak oluyorlar falan. Cumartesi de evden cikis o cikis, yemek yeme zamanini saymazsak aksam 10du eve girdigimde. Tatli yapip yatmakti niyetim ama 12ye kadar utu yaptim!! Kendi kiyafetim harici hicbir kiyafeti utulemekten gercekten hoslanmiyorum ama insan cefakar olmayagorsun. Neyse 12ye kadar utu yapip, 2ye kadar da tatli yapip ortalik topladim, yazik bana. Bence artik Badem'in zengin olma ve bana bir asci bir de temizlikci tutma vakti geldi.

Pazar gunu de hem sabah hem de ikindin (ikindi mi ikindin mi bu ya?) misafirlerim vardi, Badem konferans icin sehir disina hatta yurt disina gitmisti ben de acimi ancak canlarimin kollarinda hafifletebilirdim ki hakkaten oyle oldu, anca aksam karanlik çökünce benim de icime bir huzun çöktü, ama o kadar yorgundum ki, hatta dizlerimin altini hissetmiyordum, evet hakkaten yazikti bana. oysa caylari bile artik turk usulu cam bardaklarimiz olmasina ragmen koca fincanlara doldurmustum, hem de "acaba onda cabuk mu sogur" diyerek kibarca "ona koyma caylari" demeye calisan canima "yok yea kucukte de cabucak bitiyor" deme yuzsuzlugunu dahi gostermistim. Ben ne diyorum ya, kalkip kimseye cay bile doldurmamistim ki! neyse, velhasili kelam cok yorgundum, yalniz basima korkup sonrasinda da Badem'in basina eksimeyi planliyordum ki, korkamadan uyumusum. (Gerci gerek evlerine davet eden gerek de bende kalmayi teklif eden canlarim vardi) Oyle bir gundu.. guzel bir gundu.. Kahvaltiyi yazicam insallah ama Rapsodi'nin resim gondermesini bekliyorum.

Yandaki resim de ogleden sonraya ait, masallah cok kibar oldugum icin her seyi tepsiyle koymusum masaya. Zaten peceteleri katlarken de cok banel buldum kendimi, yeni trend kulah sekline getirip ortasina bir halka gecirmekti ama sahsen bu trendi cok gereksiz buldugum icin protesto ettim, yoksaaa buzlukta firina atmalik sogan halkalarim beklemekte idi, geciriverirdim ortasina:) neyse, annemden boyle gormustum, koklerime cok bagli, cok gelenekciydim. Sonra, utanmasam pogacayi da tepsiyle koyacaktim masaya, utanmazdim gerci de sicakti, yakmasin diye tabaga aldim. Tam koyuyordum tabaga, aaa dedim, sanirim bunun altina pecete falan koymam lazim (pogacanin altina) koydum, ama neden pecete konuluyor valla anlamadim, bence o tabak o peceteden daha temiz. Bir pecete ne kadar hijyenik olabilir ki! Sonra yedik bi guzel, oyle cok yemisiz ki uc gun acikmayacagim zannettim, ama yanilmisim, aksam yorgunluktan ölüyor olmama ragmen yine bi seyler yerken buldum kendimi! ben kesin uyur yer'im!

Bir de son olarak keske diyorum cips yerken midem bulanmadan durdurabilsem kendimi..

20 Ekim 2010 Çarşamba

Eski Gunler Kurabiyesi

Badem nezle ya da grip, oldum olasi ayiramam zaten ikisini. Ben de hasta olmak uzereyim, her tarafim agriyor ama normal hayatima devam ediyorum.

Bu gece 12 itibariyle ilk makalemi hocama yollayacagim insallah, hani taa atayurda gitmeden once vermem gereken, sonra erteledikce erteledigim, hocam da yogun oldugu icin uzerimde cok baski kurmadigi makalem. Badem hasta hasta makalemi okuyor. "Disardan biri"nin okumasi, "bu ne?" diye sormasi iyi oluyor. Neyse, simdi Badem hasta hasta okuyor ya, ben de dedim, onu mutlu edeyim, ve yari hasta mutfaga girdim (ve alkislar).

Hemen kaloriferin uzerinde bir cubuk tereyagini oda sicakligina getirdim. 1 tane yumurtayi, oda sicakligindaki tereyagi, bir su bardagi pudra sekerini, yarim su bardagi siviyagi ve yarim su bardagi yogurdu, 3.5 bardak un ve kabartma tozuyla yogurdum. Ama eldivenim bitmis, ellerim hamur oldu. Annem firin 160 derecede olacak demis ama bana 180de pismesi gerek gibi geldi, hadi dedim orta yolu bulayim firini 170'e getirdim. Neden onceden isitmamiz gerek diye dusunurken beynimde isiklar yandi sondu, onceden isitirsan pisirken yayilmaz, hadi bu bilgi de benden tum ascilara amme hizmeti olsun!

Kuru uzum vardi evde, daha cok var saniyordum ama anca 1-2 avuc varmis, onlarla beraber ben diyeyim 1 su bardagi siz deyin 1.5 su bardagi cevizi karistirdim. sekil yapicaktim hamurla, ama sonra baktim firinin isisiyla benim hastaligin isisi birlesmis, hararet yapiyor, direk icine katayim yuvarliyim gitsin dedim, ve yuvarladim gitti. Bu kadar cevizi bana koysam ben de guzel olurum dusuncesi ve sevgiyle tepsiyi firina koydum. Sonra meyve salatasi yaptim. Hic sevmem meyve salatalarini, her meyvenin tadi birbirine girer, ama dedim ya Badem hasta, onunla ilgilendigimi anca boyle gosterebiliriyorum. Sonra bi de cay suyu koydum, gayerete geldim bulasiklari da hallettim. Nefis kokular esliginde 35 dakika sonra kurabiyeleri firindan cikardim. Annemi dusundum, krem rengi tencereye pecete serer sonra da kurabiyeleri icine koyardi. Sonra da tencereyi mutfak dolabina koyardi. Biz kardesler sandalye yardimiyla ulastigimiz o mutfak dolabindaki kurabiyeleri bulunca hazine bulmuscasina mutlu olurduk.

Demlenmis cay-kurabiye ikilisini Badem'in calisma masasina koydum. "Eski gunler geldi aklima" dedi. Ben de "eski" deyince kucuklugu geldi aklina zannettim, meger evliligimizin ilk yilindan bahsediyormus..

o kadar eskidik mi dedim...

10 Ekim 2010 Pazar

Lezzetli yemek yapmak hep mi zaman alir?

Allah herkese 24 saat hizmet veren "ALO canim doktor" hattinin sahibi bi kardes versin! Gecenin bi yarisi kalp agrisiyla uyandiginizda "bunun bi adim sonrasi kalp krizi midir?" telasindayken, ve elden bi sey gelmezken, boyle hayatin birden bitebilecegine dair felaket senaryolari uretebilirken sorgusuz sualsiz aranabilen bir kardesin faydasini anlatmaya gerek yok sanirim. (telas yok, sali gunu doktora gidiyorum ins)

eveeet, malum evde agir misafirler agirlamaktaydim. persembe gunu aglamalar sizlamalar esliginde yolcu ettik. aksam eve gelince oyle yalniz hissettim ki kendimi, odalara, bos yataklara bakip bakip agladim. Bir de tabi eve gittik, evde yemek yok, bize kapiyi acan yok, daha bi aci oldu! Benimle ayni gun dogma serefine nail olan Elif Sare tatlisinin tatli annesi (ki annesi hadi ya huyu sana cektiyse diye endisesini direk yuzume karsi dile getirmekte bir sakinca gormedi:) )(ki canlarimdan biridir kendisi) "tarif al, ogrenebildigin kadar ogren" diye bana tembihlerde bulunmustu, ben de 2 ay 10 gunun sonunda 8 tarifle karsinizdayim:)

aslinda hic yazasim yok! benim ciddi anlamda ders calismam gerekiyor:( zaten persembeden beri temizlik yapiyorum, calisamadim.. Neyse simdi ben tarif vermezsem siz Biber dolmasiz kalirsiniz falan, vebale girmiyim di mi! ayyyy ama elim gitmiyor, sanirim yaparken cektigim sikintilar geldi aklima sinir oldum. tabi suc bende, adi ustunde di mi, dolma yapacaksin, dolduracaksin, gidip parmak gibi biber almisim resmen! tabi atayurttakiler icin hava hos, ama Far Far Away'de dolmalik biber bulmak herkesin harci degil. normal dolmaliklar kafam kadar! bi tencereye anca 2 tane sigar. Ama yilmadim, aradim taradim en tatlisindan ve renklisinden Meksika biberleri buldum. Yikamadan falan tencereye kac tane sigacak diye hesapladim: 25. Herbir biber icin silme bir tatli kasigi baldo pirinc koydum (burdaki obur pirinclerin dolma icinde pismedigi tarafimdan test edildi) 2 tane sogani minik minik dogruyordum, sonra usendim biraz buyuk buyuk dogradim. 2 tane domatesin rendelenmesi gerekiyordu, yine usendim (ki tezatliga bakin, dolma yapmaya usenmedim domates rendelemeye usendim) hazir rende domatesten koydum, ve sonra GOZ KARARI zeytinyagi ekledim (bunlarin hepsi dolmanin ici, soylememe gerek yok di mi?) goz karari dediysem, gozumun pek karari yok sanirim, en son olayi idrak ettigimde pirincler yagin icinde yuzuyordu! sonraaa, tuz, kirmizi-kara biberler, nane ve kekik. Maydanoz olsaydi eminim ondan da koyardim ama yoktu.

Sonra iste, uzun ince biberlerin icine malzemeyi doldurma savasim basladi! Allah'im cildirtti resmen beni. yani bi de biberler yamuk yilik, dik inmiyorlar, elimle bastiricam anca bi parmagim giriyor icine, e parmagim girince pirincler geri cikiyor, "ya sabir" esliginde doldurdum. simdi tabi 10 parmak dalinca biberlerin her tarafi yaglandi, bu sefer de tencerede dik durmuyorlar kayiyorlar (aklima geldikce agrilar girdi boynuma). oyle, ama yilmadim, dizdim. biberlerin 1/3une gelecek sekilde de sicak su ekledim, kaynadiktan sonra da tencerenin agzini kapatip 25 dakika orta ateste pisirdim. (resimdekiler de en sisman ikisi, bir de o fincan tabagi)

Kendim yaptim diye soylemiyorum, ve bir daha yapar miyim bilmiyorum ama hakkaten lezzetli olmus, simardim:) Bugun internetten atayurtla gorusme gunu, gogsumu gere gere havami attim:)

Hadi bakalim aferin, biraz da ders calis simdi olur mu?

29 Mart 2010 Pazartesi

Ilk goz agrim: YE #53 Sebze

Olamaaz! 27 Mart tarif gondermede son gunmus, ama yaptigim onca kamuoyu yoklamasi bosa gitmesin, BTS Lama'dan "gec kagidi" alsin, ama bu tarif bu etkinlikte yer alsin! Sonucta ellerinde tencere tava ,onlerinde yikanmis sebzeler, insanlar benden tarif bekler:)
Kafalarda soru isareti kalmasin dendi, demokrasiye basvuruldu, ve anket sonucu baklagillerin sebze olduguna %100luk bir oranla karar verildi (hatta katilanlarin %25i baklagilin sebze olmamasinin mevzu bahis dahi edilmesine tepki gosterdi), gonuller rahat, VEJETERYAN FAJITA yapmak uzere mutfaga girildi.
-----------------------------------------------
Once eller yikanir, siyah kuru fasulyeler haslanmak uzere tencereye konur, 2 tane dolmalik biber ve 1 tane iri sogan uzunlamasina iri iri dogranir (valla usengeclikten degil, tarif boyle), kizdirilmis-yagsiz teflon tavaya cizz diye konur, kozlenir. Bakilir ki fasulyeler fokurdamaya baslamis, alti kapatilir, cokmesi beklenir. Aslinda yetismesi gereken milyon tane is vardir, onun icin bos bos beklenilmez, gidip biraz ders calisilir, ama konsantre olunamaz. Zaman oyle gecer, fasulyeler cokunce bildigin kuru fasulye gibi pisirilir, her ne kadar bizimki siyah olsa da irk ayrimina gidilmez, herkes kardestir. Fasulye ocaga konunca sehriyesiz pirinc pilavi yapilir. Fasulye bir yerde pilav bir yerde pisedururken, istenildigi kadar konserve misir cikarilir, yine istenildigi kadar marul ve domates kesilir, dayatma olmaksizin yine istenildigi kadar kaşar rendelenir, sour cream de cikarilir. Sour cream Turkce'ye cevrilince "ekşi krema" oldugu anlasilir, birden iştah kesilir, bu tarifle etkinlige girmekten vazgecilir. Sonra Lama gelir akla, benim tarifim olmadan yetim kalacagi, mahsun mahsun bakacagi... Hem zaten birinci secmistir beni coktan (evet şike katti etkinlige), yemege bile cikarmistir! Namus borcu denir, yemegi yapmaya devam edilir. Bu dusuncelerle kendimi kaybetmisken fasulye de pilav da piser. Genis bir tabak alinir, en alta pilav, ustune suyu suzulmus siyah fasulyeler, onun ustune kozlenmis biber ve sogan, onun ustune domates ve burun akitan aci sos, onun ustune misir, onun ustune sour cream, onun ustune kaşar rendesi, onun ustune de marul konur. Bremen mizikacilari gelir akla neden bilinmez. Resimde guzel ciksin diye hafif karistirilir. Yanina da limon dilimlenir. Yarin toplantida hocama proje yerine bunu mu sunsam diye dusunulur, sonra okulu birakip lokanta acmak fikri gelir akla, sonra "sen kiiiim, yemek yapmak kim" diye hayiflanilir. Sonra Badem gelir yanima "niye ugrastin ki bu kadar, Meksika restoranindan alirdik" der...
Bu boyle uzayip gider!

6 Mart 2010 Cumartesi

gelelim un kurabiyesineeee

Elestirmenlerden gelenler dogrultusunda konferans icin gonderdiginiz makalenizi duzeltirken, "aslinda her sey gayet acik neresini daha da acayim" diye dusunerek ekleyecek bir sey bulamadiginiz bir gece, keyfinizi ne yerine getirir biliyor musunuz?:) Aslinda birden dusundum de, sanirim en kalici keyif hocanizdan "tamam ben eklerim" konulu bir e-mail almak olur! Tamam o zaman soruyu soyle degistireyim: ".... keyfinizi GERCEK HAYATTA ne yerine getirir biliyor musunuz?:)". Basligi okuyanlar icin kolay bir soru:) Eveeeet, un kurabiyesiii:) Arastirmaci yonumu un kurabiyesi tarifi toplamada kullandim, portakalagaci'ndan biraz, ordan burdan biraz, sonra kendimden de biraz, ve karsimda Badem'in hayatinda yedigi en guzel kurabiyeler!

Disarda unutulmus bir cubuk tereyagin icine 2 kasik misir nisastasi katilmak istenirken, ne kadar oldugu kestirilemeyen miktarda nisasta kaba dokulur, moraller bozulmaz. 3 dolu kasik pudra sekeri eklenir, bir de bir kahve fincani sivi yag, tabi ki usengeclikten ödün verilmez ve ele tek kullanimlik eldiven gecirilir, karistirilir. Sonra 1.5 bardak un eklenir, cok kati oldu diye uzunule uzunule(?) yogurulur, masa kesmez yere oturulur, bakilir ki bunlar yapisacak gibi degil yogurmaktan vazgecilir. masaya yagli kagit konur, rulo yapilir, kesilir, kesilen taraflardaki katmerli gorunus cok hosa gider, tepsiye yerlestirilir. Onceden isitilmis (evet hep bunu kullanmak istemistim) 160 derece firinda 30 dakika pisirilir. Cikinca sabir gosterilmez bir tane agza atilir, sicaktan iki hafta sonra kanal tedavisi olacak dis bir guzel sizlatilir. Pudra sekeri serpilir, sizlayan dise aldirilmaz bir tane daha yenir. Ben kendimi ovmeyeyim de kim ovsun dusuncesiyle "Valla bildigin SAHANE" diye reklam yapilir. Bir de guzel cay demlenmistir zaten, icinde ne kadar yag oldugu bilindigi halde afiyetle yenir:)

5 Şubat 2010 Cuma

3 resim 2 tarif 1 borcam

Gecen haftalarda firin yemeklerinin aslinda ne kolay (gidip gelip karistirilmasi gerekmeyen yemek kolay yemektir benim icin) ve ne lezzetli oldugunu fark ettim:) yapilmasi gereken de her seferinde ayni, patatesler dograniyor, tavuk ya da kofte borcama atiliyor, hepsi zeytinyagi, domates puresi, karabiber, kirmizi biber, kekik (tuz pistikten sonra atilmali ama ben onu da attim ugrasmayim sonra diye) ile karistiriliyor (tavuga bir de halka halka dogranmis sogan ekleniyor), borcam aluminyum folyo ile kapatiliyor, 220 derece firinda 50 dakika pisiyor, sonra folyo kaldirilip 10 dakika da ustu kizartiliyor. Ise giristikten yaklasik 65 dakika sonra da "ben daha once neden firinda hic yemek yapmamisim" diye dusunule dusunule yeniyor:)
bilgi: Tabi ki kofteler, gaza geldigim bir hafta sonu topluca yapip acil durumlar icin buzlukta beklettiklerimden. Tavuk desen, o zaten kesilmis hazirlanmis buzlukta sirasini bekleyen gogus eti. Bu durumda firina koyma 5 dakikami almiyor. Eh pralikligim anneme cekmis:)

16 Aralık 2009 Çarşamba

"yerine getirilmeyen sozler" olsun hadi baslik da

Aslinda bugunku planim okuldan sonra eve gelip bi guzel calismakti, hatta bu yuzden bilgisayarimi bile kapatmadim nasilsa hemen acacagim diye. Ama yemek hazirla, salata yap, makinayi bosalt, bulasiklari hallet yerlestir, bi de uzerine yarin aksama yenmek uzere yemek yap*, ihlamur kaynat, cay yap, ve bunlari yaparken hiiiiic oturma derken sirt agrim geldi, ders calisma azim ve sevkim gitti. Yani uzun lafin kisasi sayisi bir elimin 3 parmagini gecmeyen sevgili fanlarim (!) aslinda ben ozumde cok caliskan bir ogrenciyim ama dogarken bayan olarak dogmak beni yer yer caliskan yer yer(ama sadece yer yer) titiz ve cogu zaman da fedakar ve ozverili (:) ) bir ev hanimina donusturdu!
*Yemek demisken oyle etli butlusundan degil, en ozleneninden yaptim yani mercimek corbasi! Nasil yaptigimi cok mu merak ettiniz:)) [(ki bu fanlarimindan biri abim: hayatta yemek yapmaz, oburu kardesim: yapar ama mutfagi yok, yapamaz, bir digeri de karincam: uzak diyarlara alismaya calisiyor su gunlerde, mesgul) (burda hemen bir parantez daha aciyorum, dikkat ettiyseniz kendisi icin sacimi supurge ettigim, hicbir fedakarliktan kacinmadigim kisi dahi fan'im degil, ama o da canim, sizler gibi) (bi parantez daha acip kendimi ovesim geldi bu anadolu kadinivari sozlerimden oturu ama yazinin basi sonu kacmasin)] "eveeeeet" seslerinizi duyamasam da bunun uzakliktan ve azliktan geldigini varsayip paylasayim tarifimsimi sizle:) duduklu tencere ocaga konur, alti en ustte yakilir, once siviyag (birazcik) sonra 1-2 kasik salca eklenir. 1 bardak kirmizi mercimek ve bir kasik tepeleme un konur. Bir de minicik bir patates minicik minicik dogranir ve eklenir. Biraz kavrulup icine 7 bardak su eklenir. Sonracigima tuz, kirmizi biber, kara biber ve nane... kaynayinca duduklunun kapagi kapatilip "fis" sesinin cikmasi beklenir, beklenenin gelmesiyle beraber (ki ne buyuk mutluluktur, bekleyenler bilir) ocak orta ayara saatler de 15 dakikaya ayarlanir. 15 dakika sonra duduklunun alti kapatilir ama kapagi hemen acilmaya kalkisilmaz, yoksa yanilir, biraz kendine gelmesi icin zaman verilir. Keyfiniz olunca ama mutlaka yemeden once mikserden gecirilir, cok harika cok kivamli bir corba elde edilir:)

8 Aralık 2009 Salı

keske gece gece yenen tatli kilo aldirmasa di mi?

Tamam, onca guzel yemek blogu var dedik ama benim de az zamanda cok is yapabilme kabiliyetimi bir kenara atmamak gerek:) Simdi, yarim saatte, bir rulo pasta keki (pismis, katlanmis hem de:) ) bi de brokoli salatasi yapabiliyorsam bir aferini hak etmeliyim di mi?:) Rulo pasta demisken, pazar gunu gelen misafirlere yaptim ilk denememi, ve sonuc 6 yasindaki yumusacik bir cocugun uzulerek yaptigi "anneminki daha guzel oluyor, boyle yumusak yumusak" yorumu oldu:) Oncesinde "bunu misafirlere ikram edecek misin?" uyarisini almistim ama onu "hepsini yeme, baskasina vermeme plani" olarak algilamisti saf kafam (ya da kendine asiri guvenen bunyem). Geriye kaldi mi bi dilimcik bile, yok! Tabi bunda herkesin tabagina bir dilim almasi ve bitirmek zorunda kalmalarinin etkisi de buyuk:) Velhasili kelam yilmadim, gurese doymadim, aksam aksam usenmedim, tekrarladim. Hem de, bu sefer icine kabartma tozu atarak! sonraaaa, firindan cikar cikmaz sutle islayarak! Bi de uzerine nemli bez orterek! ve deee rulonun uzerine gidip gelip bastirmayarak:) ve iste karsimda "yumusak yumusak" rulo pasta:) Adı da "kismet" pastasi! Yani bir gun evime gelir de yerseniz, neresi yumusak bunun derseniz, diyecegim ki "kismet, size de bu dustu":) Nefsimi temize cikarmada ustume yoktur! Tabi kremasini merak edenlere not duseyim, kolaycilikta da ustume yoktur, en hazirini hic cekinmeden kullanirim:) Bu arada bir yandan kaloriferin uzerine konan tereyagin erimesini beklerken bir yandan da sutlu Turk kahvemi yudumlarim, bir yazimi daha boylece sonlandiririm.

1 saat sonra: asiri yumusakliktan rulo birbirine yapismis, acilirken yirtildi! Adı hala "kismet" pastasi. Benim kismetime de rulo yerine 3 katlisi dustu. Gece gece yemek zorunda kalan gurmem cok begendi:) 10 uzerinden 10 verdi, tam o'nlukmus, oyle dedi:)

5 Kasım 2009 Perşembe

çalışkan bir akşamdan bloga düşen notlar*

Bir tarifimsi daha! Ama bu tarifimsiyi yapabilmenin ön kosulu caninizin cok fena pirasa cekmis olmasi ama son 5 aksamdir eve cok gec geldiginiz icin bi turlu yapamamis olmaniz. Ve iste 6. gunun aksami okuldan donunce ozene bezene aldiginiz kol kalinligindaki pirasalari pisirme azmi ve istegi duymalisiniz. Atayurttan getirdiginiz tamamen orjinal zeytinyaginin icine iki tane minik sogani kesmelisiniz, kavurmalisiniz kavurmalisiniz, sonra salca atmadan dilimlenen pirasalari ve havuclari icine atmalisiniz, yaklasik 10 dakika daha kavurmalisiniz. Sonra bir bardak pirinc (ki boylece yemek pirasali pilava donmeli!) bir kasik salca ve 2.5 bardak kaynamis su eklemelisiniz, sonra tuzdur, kirmizi biberdir, karabiberdir sanatci kimliginizi gosterecek ne varsa eklemelisiniz, ve ocak ayarini 3’e, saat ayarini da 20 dakikaya ayarlamalisiniz. O 20 dakikada da bos durmamalisiniz, bulasiklara girismelisiniz, makinaniz da size yardim etmeli tabi:) o arada zaten hep ihmal ediyor oldugunuz kurtariciniz eve gelmeli, onun icin sofra hazirlamali bir de guzel salata yapmali, gunah cikarmalisiniz:) yemekten sonra da durmamali, taze patlicanli, ki o patlican da tombulca bir bebek bacagi kalinliginda olmali benzetmek gibi olmasin, kiyma-kofte’li patatesli yemek yapmalisiniz. Sonra kendinizi alamamali banyoyu temizlemelisiniz. Sonra cosmus halinizle bi de evi supureyim demelisiniz, tam sazi elinize aldiginizda kurtariciniz gelmeli “ben yaparim” demeli. “Yok yok ben yaparim” demelisiniz. “Yok yok ben yaparim, sen git dinlen” demeli, “iyi” deyip gitmelisiniz. Sonra kurbanla ilgili bir video izlemelisiniz, iciniz yanmali, kara kitaya ulasmak uzere yollara dusesiniz gelmeli..

21 Ekim 2009 Çarşamba

Bir tarifimsiyi daha sizlerle paylasmaktan onur duyar!

Gece 12ye dogru eve gelindikten sonra, en caliskan ve tutusmus halde “run”a basilip islemin tamamlanmasi icin gereken en az bir saatte yapilacak en faydali isin hasta ve agrili ve hatta sumuklu hale bakilmadan yemek yapmak olduguna karar verilir. Buzluk acilir, tavuk butlari almaya yeltenilirken onceki gun aksam tika basa doldurulan etlerin henuz donmadigi fark edilir, kac gram oldugu bilinmeyen, bilinmek icin de ugrasilmayan kusbasi et tencereye konur , ocak ayari en sicaga, buzluk ayari en soguga getirilir. Tencereye biraz sivi yag eklenir, soyle bi karistirilir, ve sularini tamamen salip sonra tekrar susuz kalincaya kadar etler en sicak ayarda pisirilir. Bu arada e-mailler kontrol edilir, gecenin bi vakti hasta bir baska canin ilim irfan ogrenmek/ogretmek ugruna yaptigi girisim takdir edilir, eskilerden bir is bankasi reklami hatira gelir, baska bir cana hesap makinasi bulmaya calisilir, ve birden ocaktan gelen yanma sesiyle kalkilir. Onceki iki kusbasi denemesinde etler yakildigi icin tedirgin davranilir, ama bakilir ki asayis berkemaldir, biraz rahatlanir. Atayurttan gelen kuru patlicanlari yumusatmak icin mavi kucuk tencerede su kaynatilir. 2 bardagi suyunu cekmis ete konur ve et icin ocak ayari 3e getirilir. Kalanina da patlicanlar atilir. Sonra, calistirilan program tekrar kontrol edilir, daha cok tutusulur. Bir huzursuzluk vardir fakat bunun “yarinki toplantiya yetistiremeyecegim”den mi yoksa “bu etleri de yakarsam”dan mi kaynaklandigi anlasilmaz, bi etler kontrol edilir bi programa bakilir, ikisi icin de zaman hizlandirilamaz, beklenir. Derken baska bir canin verdigi tofita goze carpar, yillardir yenmedigi dusunulerek agza bi tane atilir. Sonra bir orta boy sogan kesilir, suyu yine ceken ete eklenir, biraz kavurulur. Kuru patlicanin tadinin nasil olacagi kestirilemedigi icin bir tane de patates kesilir, tencereye eklenir. Yumusayan patlicanlar da eklenir. Salca konmadigi akla gelir, darilmasin diye o da eklenir. 2.5 bardak daha kaynamis su, sonra tuz, karabiber, kirmizi biber, kekik, Allah ne verdiyse eklenir. Kapak kapatilir, ocak 3’e, dakikalar 25'e ayarlanir. Program tekrar kontrol edilir, sabir tukenmeye yuz tutmustur ama elden bi seycik gelmez. Sonra o 25 dakika nasil gecer hatirlanmaz, yemegin alti kapatilir, sarimsak tozu eklenir, hasta olundugu icin tadina hic bakilmaz, ama gecenin bir vakti bir tabak dolusu yiyen bir gurmenin [:)] "harika olmus!" ovguleriyle mutlu olunur, bir koca kutu “face tissue” bitirilir, burun kipkirmizi, bir dosttan mail beklenir. Derken bu satirlar yazilmaya baslanir. Sona yaklasilirken program hata verir!! Son ana is birakmanin pismanligi yasanir, hasta hasta hadi bakalim sil bastan olur!
Iyi geceler “bininci tekil sahis”
Iyi geceler “bininci tekil sahis”
Iyi calismalar “bininci tekil sahis” !!!

12 Ekim 2009 Pazartesi

“Evdeki yalnız üye”

Blogta ciktigim gezinti esnasinda, ki cok kisa surdu, mutfak’ta sadece bir üyenin oldugunu gordum, ve yalnizliktan muzdarip oldugum su gunlerde hem kendi yalnizligima hem onun yalnizligina care olmak adina bu yaziyi yazmaya karar verdim (bknz. gereksiz bilgiler). Neyse, bugunku yontemim (tarif degil desem de kimi kandiricam) pirinc pilavi ve kofte icin (ooooo, cok ilgiiiinc, cok degisiiiik!!). zaten amacimiz ilginclik degil, bildik birileriyle yalnizlik gidermek:) once, bir gece boyunca ates ustunde unutuldugu icin yanmis caydanlik altina su konur, ve bu ikili haftalardir temizlenmeyen ocaga konur (midemiz burda kalkti zaten, vaz mi gecsem bu yazidan?) bu arada ele tek kullanimlik eldivenler gecirilir, kac gram oldugu gerek 2.27 kg sekerle olsun, gerekse 453 gram kuru borulceyle olsun yapilan karsilastirmalara ragmen bir turlu heseplanamayan ama 600 gram oldugu tahmin edilen kiyma derin bir kaba konur (zaten evde de ya duz kap vardir ya da derin kap, ortasi yoktur) sonra uzerine yarim bardak musluk suyu, bir yumurta, 5/8 paket kofte harci konur, ve karistirilir. Bu islem bir dakikadan fazla surmez, hemen istenilen buyukluk ve sekilde kofteler en genis T-fal tavaya yerlestirilir (zaten evde tava da iki tanedir, bu cumlede annem goz yaslarini tutamaz, “vah vah kizimi ben sadece iki tane tavasi olsun diye mi buyuttum” diye icin icin uzulur), eldivenler cikarilir, tava ayni pislikteki ocaga konur, ates 3’e getirilir (ve bu esnada anneme “uzulme annem, tavam iki tane ama ocak ayarim 7 tane” denir, teselli edilir:) ) ve kofteler bir sureligine kendi kaderlerine terk edilir. Yeni alinan mavi ufak Teflon tencereye tereyag konur, sehriye bulunamayan bir gunde “egg noodle” adi altinda satilan eristelerin imdada yetistigi unutulmaz, onlara vefa gosterilir, bu sefer evde sehriye olsa da eristeler tercih edilir ve elle sıkılmak suretiyle parcalanarak erimis yaga katilir. Onlar renk degistirirken 1.5 bardak pirinc yikanir, cosss sesleri esliginde tencereye konur, biraz kavrulur (hatta 1-2 damla limon suyu eklenir, pilav beyaz olsun diye ama ben pilavimin beyaz olmasini asla istemem, herkes “esmer pirincle mi yaptin?” diye sormali benimkine) bu arada “ocakta yine suyu unuttun” diyen teyzelerin telasini gidermek icin ocaktaki su alinir, 3 bardak olculerek tencereye konur. Tad versin diye tuz eklenir (ki ben tuzsuzumdur, soya cekim). Kapak kapatilir, ates ayari 3’e getirlir (yani 7 tane ayar olmasi bi sey degistirmez, zaten bir favori vardir hep o kullanilir) saatler 13 dakikaya ayarlanir ve kofteler ters cevirilir. Pilav pismeye kofteler de piser, bu arada telim calar (disari kapinin zili bozuk oldugu icin gelenler zil calmaz beni arar, gerci hop-hop sirin gibileri asagidan bagirmayi tercih eder:) ) ben asla gidip asagi kapiyi acmam, anahtari atarim, evin kapisini acarim, daha gelenler gorulmeden onlara laf atmaya baslarim, sonra “aman efendim kimler gelmis” demem, cunku zaten biliyor olurum kimlerin gelecegini. Dostlari karsida gorunce mutlu olurum, hatta mutluluktan japona donerim:) ve artik mutfak’taki tek uyenin yalnizligi ebediyen, benim yalnizligim gecici bir süre devre dışıdır!