özgür takılanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgür takılanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2013 Cumartesi

dinnn dannn donnn

ac kapiyi benim ben! hani ne zaman mizmizlanmak istese dibinde biten ama keyfi yerinde olunca hiiic arayip sormayan! arayip sormak soyle dursun aklina bile gelmeyen ben! yaaa iste hayirsiz oldugum kadar yuzsuzum de, huzursuzluk vaktim gelince utanmadan geldim yine.. iste ben bir tilkiyim sense kurkcu dukkani, sen kabullen ben kabulleneyim. zaten her seyin basi kabullenmek aslinda. insan aciz.. kabullenmeyip de ne yapicak di mi? Aklima "acz, fakr, sukur, tefekkur" geldi, Allah bana cumlesini anlamayi-bilmeyi-yasamayi nasip etsin! Bir de"....." nasip etsin! boyle duse kalka, hatta duse duse ilerlerken,  yapmam gerekli olan seyleri kirletedururken, bir de yuzsuzce "...." istemek de ne kadar bana ait degil mi? Ama istedigim Zat'in kudreti sonsuz oldugundan yuzum kizarmadan isteyebiliyorum bunu..

neyse, insan sukursuz olmayagorsun mizmizlancak cok seyi oluyor aslinda. o yuzden incir cekirdegini doldurmayacak dertlerimi dunyalara sigmayan kalbime atayim, sizlerle kac zamandir neler ile mesguldum, 3 haftalik kalkinma planimi nasil duzenlemisim onu anlatayim.

eveeeeet, 16 kasimda doktora sunumumu yaptim (gulen yuz). iyiydi cok sukur, rahattim, ya da cok zaman gecti stresimi hatirlamiyor da olabilirim. sunumum 1deydi, sabahinda ben hala hocayla slaytlari ayarliyordum, sag olsun bana son gece geridonusum verdi de.. sunum bitince izlemeye-dinlemeye gelenlerin sorulari aliniyor once. sonra onlar cikiyor juri basliyor sorulara. sonra beni cikariyorlar, ben derken sunum yapani yani, icerde karar veriyorlar. iste beni cikardilar, ben takildim koridorda saf saf. beklemek de kotu bi sey ahretlik! sonra hocam kapiyi acti, "dr BTS" deyip tebrik etti, benden cok o sevindi sanki! valla su paragrafi yazarken icime sikinti doldu! (Tevafuk, tam da o gun phd comicste tez komitesiyle alakali bi karikatur vardi, mutlu oldum!)

 ondan sonraki iki ay on gun o kadar hizli gecti ki! su an hatta buraya yazmak icin ne kadar zaman gecmis bi bakayim dedim de oyle anladim 2 ay 10 gun gectigini!! neler yaptigima gelince, ilk hafta UYUDUM! aslinda oncesinde de pek uykusuz kaldigim soylenemezdi ama rahatlik boyle bi sey sanirim! sonra basladim misafir agirlamaya! misafir agirlamaktan pasta-borek-yemek yapmaktan helak oldum desem abartmis olurum tabi ki ama onumuzdeki 3-5 ay mutfaga hic girmesem "yemek yapmadim" diye eksiklenmem, o derece. Ara sira aklima gelmenden mutevellit senin icin hayatimdan bazi sahnelerin fotograflarini cektim, fakat senin de anladigin uzere hep firina koymadan cekmisim, ve misafir geldi gelecek telasina dustugumden pistikten sonra fotograflayamamisim! (ama inan tabaklar bittikten sonra da aklima geldi!). simdi sizleri hamur sergimle kisa sureligine bas basa birakiyorum!

figure 3: un kurabiyesi olmak uzere olan hamur

 figure 4: ekmek olacak hamur (bu kendimiz icin de olabilir misafir icin de, bilemedim ben onu)
 figure 5: ekmek makinasinda yogrulmus asiri guzel (ve kolay) pogaca olacak hamur
Figure 6: tezim bitti diye projeler de bitti sanmayasin diye objektiflere alinmis bir resim (yaspasta yapmam gereken bir gun hem pandispanya yapmak hem pudingi yapmak hem kremsanti yapmak hem de bunlarin bulasiklarini yikamak cok zor geldiginden brownie yapip ustune kremsanti surdum, ben cok begendim, ve sanirim sadece ben cok begendim! hani brownienin ici islagimsi oluyor ya, pudding yapmaktan yirttigimi dusunmustum, bence hakkaten cok guzeldi! hatta tekrar tekrar yaptim, yine olsa yine yaparim, yine yerim, azimliyim kararliyim!) (hani ben ders calisirken hep kahve icerim ya, resimde de kahve var ya, calisiyorum yani, onu demek istedim bu resimde )

Haftaya bugun bu saatlerde Turkiye'ye dogru yol almakta olan bir ucakta yolculuk halinde olucam Allah izin verirse!! Onceden planlanmis bi sey degil, biletlere bakiyordum oyle, aaa bi baktim ne zamandir 1200lerde gezinen bilet 818 dolara dusmus! kalp atislarim hizlandi, elim ayagim dolandi, zaten mahsundum, Badem mahsun olmama hic dayanamazdi, ben de bunu cok iyi bilirdim. Badem almam icin cok(?) israr etti, ben de madem istiyorsun oki dok dedim, ve aldik:)) aldiktan bi kac gun sonra baktim fiyatlara yine cikmis 1200lere, iyi ki almisim dedim sevindim falan. iste ben de oyle bi insanim, almis oldugum seyi magazada falan gorursem yine gider bakarim fiyatina, inmis mi cikmis mi diye! oysa ki bana ne artik, gec git! Alan almis, satan satmis! ama yok, illa bakicam!

28 Ekim 2012 Pazar

Keske her gun bayram olsa di mi?

Ben bayram tebrigi yazayim derken bayram bitiyor bile..
Allah, bayramin anlamini idrak ettigimiz/edebilecegimiz nice guzel bayramlar nasip etsin!
(gec de olsa) bayraminiz mubarek olsun!

Ozel bir prensese ozel bir not: aradim ulasamadim, dogum gunun kutlu olsun teyzesinin gulusu

3 Mart 2012 Cumartesi

ne cok konusasim varmis!

acaip bir ruzgar var disarda.. ev yikildi yikilacak sanki, o derece. Oysa bir saat kadar once ne sakindi hava, ve ilikti aksamin bir vakti olmasina ragmen.

zaman da ne cabuk akiyor di mi? biliyorum artik iki lafimdan biri zamanin hizli akisi! ama gercek bu, endisem, korkum bu. Bir pazartesi oluyor onu hatirliyorum, sonra birden kendimi persembede buluyorum. cuma desen bir sabahini hatirliyorum bir de yorgun argin kendimi yataga atisimi. cumartesi siliniyor, ve pazar aksam oluyor. Sonra dönüp soyle bir bakiyorum ders adina bir arpa boyu yol alamamisim. Ders disi seylerin de hepsi aksak... Bazen cok monoton geliyor hayatim, bos demedim bak, monoton dedim. ayni gunlerde ayni seyler yapiliyor. icerik farkli olsa da ayni seyler iste. Sonra monotonlugu kirici bir kac program oluyor, bu sefer o da agir geliyor. Yorgun hissediyorum kendimi, yorulmus. Bir hafta sonum olsun istiyorum, evden cikmasam, ya da cikacaksam da nefsi bir cikis olan. Kafam boyle bombos, kimsenin nazini cekmek zorunda olmadigim, hicbir sorumlulugumun olmadigi, gecmis dertlerimle dertlenmedigim, gelmemis sıkıntılarimla streslere girmedigim, agrimin sizimin olmadigi, dunyadaki herkesin mutlu oldugu bir hafta sonum olsun istiyorum. falan filan.

Ama ben kafama cok sey takarim, hatta annemin kizi oldugumdan uykularim kacar en basit seylerden dahi . Bosaltamam aklimi, soyle bir rahatlayamam, bana ne diyemem, oldu artik hic diyemem. Bugun aksam bir program vardi, cok da guzel oldu cok sukur. neyse, insanlar ayriliyordu artik, A kisisi B kisisini sordu, zaten cikmis oldugunu anlayinca da ona verecegi hediyeyi benim iletmem icin bana vermek istedi, "zaten yakin oturuyorsunuz giderken verirsin" dedi. Benim ordan cikisim 22;30u bulacagindan "evine gidip veremem" dedim. "zaten ben onu ne zaman gorurum bilmem" dedim, "aaa C kisisi burda, onlar yarin burda gorusecekler, C kisisi versin paketi, ona verin" dedim. A kisisi de dedi ki "olur mu sen zaten yakinsin, giderken birak, simdi B kisisi yarin bunu alip evine kadar tasiyacak, yazik degil mi ona?" dedi! Benim de kafam blink atti "Ben tasiyacagim evine kadar, bana yazik degil mi?" dedim, ve almadim paketi. Program yaptigimiz yerde biraktik, C kisisi yarin verecek ordan. Fazlasiyla adiyattan bir konusma di mi? Ama bak ben iki saattir buna sinirleniyorum icimden! (Tabi sadece icimden sinirleniyorum) Oysa ben boyle biri degildim, insanlara sinirlenmemeye ozen gosterirdim. Ama dedim ya, yorgunum, ufacik seyler bile agir geliyor, atamiyorum kafamdan, rahatlatamiyorum kendimi. Luzumsiz filmler izlerken rahat olurum gerci, beynim uyusur, ben uyusurum, falan filan.

Bir de dun, elmali turta yaptim, malzemelerim tam olamadigindan biraz kafamdan uydurdum ki malzemelere bakip oyle ise girisseymisim iyiymis (annemin uyarilari beynimde yankilandi ama nafile). neyse, ici icin elma soyuyordum, kabuklarini atmadim, yuzume surdum! Dedim ya, annemin kiziyim... annem ne zaman elma salatalik soysa kabuklarini yuzune surerdi. Ben sonra yuzumu yikamayi unutmusum, yapis yapis kaldim. insan bu durumda nasil yuzunu yikamayi unutur deme! hem kinama basina gelir, hem de 2 saatte hem firinda muhallebi, hem elmali turta hem de lahmacun yaptigimi soyleyip nasil bir telas icinde bulundugumu sana anlatirim, sen de lafini geri alirsin! 2 saate o kadar seyi sıkıştırdın da derdin neydi diye sorarsan, "hic iste" derim. "ifrat" derim, "tefrit" derim, "Badem'i mutlu etmek istemistim" derim, "zaten zamanim mi oluyor, zaman bulmusken yapmak istedim iste" derim, "otursaydim bir daha kalkamazdim oturmamak icin kendimi mutfaga verdim" derim, falan filan.

(gorsel (?) www.bunlardanistiyorum.com'dan alinti, zaten kimse benim cizdigimi dusunmemisti di mi?)

19 Temmuz 2011 Salı

tek eksigim buymus meger

- Gecenin bi vakti beni goren uykulu gozlerin "uyumadin mi sen daha" diye sormasiymis
- Yedigim ekmekteki el kremi tadiymis
- Oturma odasinda koltukta uyuyakalmis bir baba gormekmis
- Durulanan bardaklarin, mutfak tezgahina serilen sari mutfak bezine dizilmesiymis
- "Kurut sacini yavrum hasta olursun" telkiniymis
- "Kapat su karsidaki cami ceyranda kaliyorsun" uyarisiymis
- "Kizimin elinden soyle guzel bir cay icerim" gaziymis
- "Sahane sahane sa-ha-ne" nidasiymis
- "Hadi git sen dersine calis ben toplarim masayi" teklifiymis
- "O arkadasiniz nereli?" sorusuymus
- "aaa ayni Kaman cevizi" benzetmesiymis
- "Gozum pek iyi gormuyor, su ipi su ignenin deliginden gecir bakayim" istegiymis
- "Ne guzel oturuyorsun, okul yok heralde bugun" ignelemesiymis
- Anne kiz arasinda gecen -anne: temizlenmeden konur mu o tabaklar makinaya, kokar aksama kadar, kiz: e temizliceksem niye makinaya koyayim ki?- diyaloguymus
- "Korkma o bocek yemez seni" iknasiymis
- Iceriden bi sey almaya giden babanin "bu isikler niye yaniyor?" diye israfa parmak basmasiymis
- Sabah uyandigimda "melegim" iltifatlari esliginde alinan anne-baba opucuguymus

Tek eksigim annemle babammis meger, onlar gelince gariban BTS dunyanin en mutlu insani oluvermis!

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Ayna ayna soyle bana benden daha cok dusen var mi su dunyada?

Bu saatte proposal'imin referans kismini duzeltiyor olmam, hadi o asiri bunaltici isi yapmiyorsam da sunumumu hazirliyor olmam gerekiyordu, biliyorum. Ama iste ozledim seni geldim. Bi de sevgisizlikten oleyazdigim su gunleri kayit altina alayim istedim.

414 gram cilekli dondurmayi bir oturusta bitirebiliyorum ama 414 gram cikolatali dondurmayi bir oturusta bitiremiyorum. Biliyorum bu bilgi hayatini kurtarmadi, ama bir sevdigimin soyledigi "bir SEY hakkinda ne kadar cok sey bilirsen o SEYi unutman o kadar zor olur" dusturu dogrultusunda, beni unutman zorlassin diye girdigim ucuz bir oyunun bir parcasiydi bu cumle. Her 414 gram dondurma gordugunde beni hatirla istedim. Ben ilgi manyagiyim biliyor musun? Hatta ayni karakterden kaynaklandigini dusundugum "sevilmeyi sevmekten daha cok sevme" ozelligim var benim, oysa sevmek insani daha cok tatmin etmeli. Mesela Allah'a dua ederken dahi "Allah'im beni cok ama cok sev" diyorum, "seni hakkiyla sevebilmeyi nasip et" pek demiyorum. Bu bir hastalik mi acaba? ya da kotu bir huy? Bencillik? Ama oysa ben artik bencil olmadigimi dusunuyorum. Zaten ben kendimi taniyamiyorum. Yani NŞA'da taniyorum, neye nasil tepki verecegimi az cok kestirebiliyorum, ama beklenmedik bir durum karsisinda hissettiklerim beni korkutuyor. Kendimi kontrol edemiyorum. Habil yanim "ucurumun kenarina yaklasma ki dusmeyesin" diyor, Kabil yanim da surekli ucurumun kenarindaki manzarayi hayal ettirip "O manzarayi gormezsen o gozler ne ise yarar" diyor ve ekliyor "Sen dusmezsin". Ben bile guluyorum Kabil yanima, ama o susmuyor.

Not: gecen hafta yalnizken yazmistim bu yaziyi ama fazla karamsar diye yayinlamamistim. Hakkaten karamsarmis. Simdi o karamsarligimdan eser kalmadigi icin gonul rahatligiyla yayinliyorum. Annem babam ve Badem geldi:) yuzumde surekli bir gulumseme:)) yarin tezimin proposal sunumu oldugu icin uzatmiyorum simdi, ama yakin zamanda sevinclu ruh halimin eserleriyle bulusturucam seni:))) yarin icin bana dua et olur mu? komitemdeki hocalar iyi insanlar ama bir yahudi hoca var kiiiii, hic acimaz en ufak bi yanlisimda bocek gibi ezer beni! Uff dusundukce karnima agrilar giriyor, omuzumdan boynuma dogru kaslarim geriliyor... Allah yardimcim olsun!

30 Haziran 2011 Perşembe

Yolcudur BTS, baglasan durmaz

Dunyanin dort bir yanindan sirf sizler icin bildirmeye devam ediyorum ("bildirmek" de ne ukalaca bir kelime di mi?) Artik havaalanlarinda bedava internetin olmasi benim icin kucuk ama insanlik adina buyuk bir adim bence.

Ne atraksiyonsuz bir yolculuk oluyor diye dusunurken bu sefer de ucagim 1 saat 15 dakika ertelendi, ama bundan sonra baglanti ucagim olmadigi icin soylenmiyorum. Havalanindayim ve ordan oraya depar atmiyorum! Hatta elimde valizim, oyle saliniyorum ki arkamdan gelenler sinirli-kibar (?) ses tonlariyla beni gecmek icin izin istiyorlar. Herkes telasli, ama bana dunya guzel. Insanlar stresliyken benim stressiz olmam bende bir tatmin duygusu olusturur. Hatta universitedeyken benim finallerim bitince kutuphaneye falan gider kitap okurdum, maksat calisip finalleri icin strese giren insanlari stressiz bir sekilde incelemek! Suuraltimdan dolayi endiselendim bak yine.

Suuaralti demisken, Denver havalanindayim da, her “denver” yazisi gordugumde ya da duydugumda kafami ileri geri sallayarak “denvir di last daynazooor, din diri din din diri din dinnnn” diye jingle giriyorum (denver the last dinosaur, gerisini hala bilmiyorum). Kucukken neler yasadim ben!

Bir de bu yolculugum esnasinda cok derin(!) dusuncelere daldim. Otobus soforleri de bir nevi pilotken, neden pilotlarda bir kahraman edasi var da otobus soforleri halktan biri? Iki is grubu da ayni amaca hizmet ediyor. Ama pilot eline mikrofonu alip da “kaptaniniz konusuyor” diye baslayinca, hepimizden bir destur-saygi bekliyor. Ucus sonrasi da kapida dikilip tesekkur bekliyor. Yani yolcular da en kibar halleriyle pilota tesekkur etmeden ucagi terk etmiyor, herkesin suratinda bi minnet ifadesi! Ayni fark muavinlerle hostesler arasinda da var. Neden muavin Anadolunun bagrindan kopup gelmis de hosteslerimiz new yorktaki gokdelenlerde buyumus havasinda? Olay bir sayi meselesi mi? birinden az var birinden cok mu var? Hakkaten dusundum bunu. Hatta o kadar dusundum ki ilk gordugum pilota ya da hostese “sizdeki bu ozguvenin altinda yatan sebep nedir?” diye soracaktim ki, zaten havalaninda ozel ilgiye maruz kaliyorum bi de gidip kendim kasinmayayaim dedim, vaz gectim. (bugunlerde ruh halimi en iyi anlatan fiildir kendileri: “vaz gecmek”)

Allah’im yaa, sanki havalaninda “bayan BTS, bayan BTS” diye beni anons ediyorlarmis gibi geliyordu su yukardaki satirlari yazarken, ama daha kalkisa var diyordum, hem de adim gercekten igrenc telefuz edildigi icin cok da anlamamistim. Neyse, “ucagimiz doldu, size 600 dolar verelim de yarin ucun” diye bir teklif sunarlar belki diye umutla gittim. Evet beni cagiriyorlarmis, ama cam kenarindan koridora gecer misiniz diye soracaklarmis! Bir anne ile cocugu ayri yerlerdelermis de falan filan, “oluuuur” dedim. Dusunebiliyor musun, ben koridor tarafina gecmeyi kendi rizamla kabul ettim! Vay be BTS, beni sasirtmaya devam ediyorsun, oysa gencken ne cingeneydin cam kenari konusunda!! Sana cam kenari diye koridor tarafini satan otobus firmalariyla girisitigin kiyasiya munakasalardan “anneler cocuklarindan ayrilmasin” temali icten bir “olur” a giden bu olgunlasma surecini ayakta alkisliyorum, buyuk gelisme! Iste boyle BTScan, kucuk seylere takilip kalma, gecer gider, stress yaptiginla kalirsin, buyuk dusun, buyuk resmi gor (Yazar burda ne ima ettigini kendi de anlayamadi).

(not: ucak toplamda 6 saat ertelendi!!)

9 Haziran 2011 Perşembe

höykürdüm cevap alamadim #endiseliyim

"normalde benim kucuk dunyamin sanal alemdeki gunluk ziyaretci sayisi 30 ila 40 arasinda gidip gelmekteyken, bugun sabah 100e yaklasan rakami gorunce, "öldüm mu acaba?" diye ciddi bir sarsinti yasadim, yapmayin..." (Tarih 8 Haziran)

"durduramiyoruz efendim, dunyanin her bir tarafindan geliyorlar, ama noldu da birden patlama yasadim, anlatin bi bana! #endiseliyim" (Tarih 9 Haziran sabah)

"Ya noolur ya, bir Allah'in kulu da bu son iki gunde blogumdaki patlamayi aciklasin bana! aksama kadar 200 kisi oluyor resmen! Tuzak mi oyun mu, nedir durum? "kac kisi oldugumuzu gosterelim" eylemlerinin bir dali da benim mekan mi? #tedirginim diye yirtiyorum kendimi ses yok, killandim valla! Yani su yasima kadar bir kere de "kim hangi sehirden gelmis, IP adresi neymis, sonra nerelere gitmis, kac dakika benimle hasbihal etmis" arastirmamistim, bana bunu da yaptiracaksiniz sonunda! Dusunun 6+1 dakikada asiri lezzetli brokoli yapiyorum kendime ama huzur icinde yiyemiyorum tedirginlikten! "what the hell is going on here!!" diyor cevap alamiyorum (kendi kendimeyken ingilizce konusurum bazen) Ben "az olsun ama samimi olsun" prensibini benimsemeye calisirken, dengelerimi alt ust ettiniz! Omuzlarima yuk bindi."

Neyse, ssst baqale, 10 dakkaya evdeyim, ocaga bi makarna suyu koysana, yerik (bu cumleyi kurmamda ic Anadolunun cok sirin bir sehrinde buyumus olmamin etkisi azimsanamayacak kadar cok) Bi de "Brokoli" deyince senin de aklina "Brucella bakterisi" geliyor mu? Bu cagrisimi tek benim beynim yapsin istemiyorum, grup olalim istiyorum, birbirimizi tanidikca aslinda ne cok benzedigimizin farkina varalim FALAN.
(Tarih 9 haziran 4 sulari)

6 Mayıs 2011 Cuma

yazi yok

11 Nisan 2011 Pazartesi

Ic ses: BTSiş*, tatlim, her dusundugunu yazmak zorunda degilsin

Fark ettim de benim en cok bekledigim zaman dilimi Pazartesi sabahi. Yapacagim her turlu “baslangic” icin Pazartesi sabahini bekliyorum. Ve sonra her Pazartesi kendimi kandirdigimi fark ediyor, ama yine de sonraki pazartesiyi beklemekten kendimi alamiyorum. En sevdigim zaman da Cuma aksamlari 10dan sonra. Gecen Cuma aksami internet basinda zaman öldürürken ve bundan inanilmaz zevk alirken (evet zaman öldürürken zevkli ama öldürülen zamanin ölmüş oldugunu anlayinca aci oluyor), karsima “selvi boylum al yazmalim” filminden parcalar cikti. Hic izlemedigimi, izlediysem de kucuk yaslarima tekabul ettiginden oturu anlamadigimi ve dahi hatirlamadigimi dusunup izlemeye koyuldum. “Hepsini izlemem, zaten gec oldu saat, atlatirim” diye dusunuyordum ama her sey o kadar hizli ilerliyordu ki, atlatinca kaciriyordum (yine de atlatilmasi gereken yerleri vardi). Filmdeki “ic sesler” beni mest etmisti. Ben de icimden cok konustugum icin kendime yakin hissetmistim anlatis tarzini. Hem 1978 yapimi bir filmdi. Turkan Soray hic degismemis, Kadir Inanir ziyadesiyle yaslanmisti. Film boyunca Badem’in igrenc “Buna kim Inanir?” esprisine maruz kalmis olsam da, film bende tebessum etkisi olusturmustu. Neyse film bitmis, giciklik sirasi bana gecmisti. Inanir misin (Kadir), taaa Cuma gecesinden beri Badem’e saf bir ses tonuyla surekli “Sevgi neydi?” sorusunu yoneltiyorum bikip usanmadan. Soruyorum bi de cevap bekliyorum, aldigim cevabi begenmeyip tekrar tekrar cevap istiyorum. Velhasi kelam Badem sorunun cevabini “sevgi, susmakti”ya getiricek yakinda:)

*BTSiş, kendimle kurdugum yakinligin sonucu ortaya cikti. Bi “meltiş (meltem), Betuş (Betul)” sicakligi yakalayayim, kendi kendimin kankasi olayim, su an iyice kivama gelmis yanaklarimi kendim sıkayım istedim.

Son olarak hocama bir sarki gondermek istiyorum: “GUL DOKTUM YOLLARINA, GEL ARTIK TOPLANTIYA”. Dur dur, o sarki son olmasin, son olarak “kuresel isinma neydi?” sorusunu sorayim, ve “Kuresel isinma, 5 nisanda dahi kar gorup, 10 nisanda yazliklari giymeye baslamaktir” cevabiyla da bugunluk vatani gorevimi yerine getirmenin verdigi sahte huzurla ekranlara veda edeyim

23 Mart 2011 Çarşamba

o eski halimden eser yok simdi

Gecenlerde bir arkadasimi devlet namina buyuk isler yaparken gazetede gorunce yaslandigimi fark ettim. O gazetelerde gormeye alistigim kocaman adamlar benim sinif arkadasim olabiliyordu, garip.. ne ara bu kadar zaman gecti hic anlamadim.. kapsonlu sweat-shirtler giyip ayagimda spor ayakkabisiyla dolassam da “sevimli” dahi olamayacak kadar yasliyim! Bir gun otobuste 70ine dayadigi merdivenini dahi gecmis bir teyze gordum. Sabahin nurunda cheetos yiyip kola iciyordu. O yasta ne saglikli bir mideye sahip oldugunu saskinla izledikten sonra uzerindeki cingene pembesi t-shirtunu ve altindaki kot pantolonunu fark edince icten ice acimistim o teyzeye. “Kabullenemiyor herhalde yaslandigini” diye icim ezilmisti. Bugun fark ettim ki, Allah omur verir de o kadar yasarsam benim de halim onun benzeri olacak sanirim! Kinamayi gectim, icimden “aaa” diye gecirdigim her seyin basima gelmesi bende korkuyla karisik bir merak duygusu var ediyor..

Yaklasik 10 gundur beynimi catlatircasina ders calisiyorum, yarin baska bir sehirde onemli bi toplantimiz ve poster sunumumuz var da, onun icin. Boyle yogun calismak hic bana gore degil. Sabahtan beri labda uflaya puflaya herkesi sisirdim resmen! Ote yandan, Badem is buldugu icin hayatimda cok buyuk degisiklikler oluyor. Benim gibi statukosunu korumayi fazlaca seven biri icin ne zor oldugunu tahmin edersiniz diye dusunuyorum. Ki, ben bir kazak alirken dahi saatlerce dusunebilen ve karar veremeyen biriyim. Neyse, su toplantiya gideyim geleyim, mustakbel yeni hayatim hakkinda derin yorumlarimi sizlerle paylasirim insAllah.

Yolculuk psikolojisine girdigimden midir nedir hic hazzetmedigim arabesk dinleyesim var, ya da “bu cilgin kalabalikta seni tam duyamiyorum” diye siir okuyasim.. siir deyince aklima gecmis zaman geldi, sonra da 6 yasindaki ben dustu aklima (beynim nasil calisiyor hayretler icirisindeyim!). neyse, ben 6 yasindayim ve ilkokul 1’e gidiyorum. O yasta olmama ragmen hirs gozumu burumus (niye kimse uyarmiyordu beniiii o zaman??? Haa niye?) subat tatiline girecegimiz gun karneler dagitiliyor. Ogretmen beni yanina cagiriyor, ilk defa karne alacak olmanin heyecaniyla ogretmen masasina gidiyorum, karnemi aliyorum hepsi pekiyi, cok mutlu oluyorum. Sonra bi kac arkadasimin daha karnesini goruyorum, onlarinki de hep pekiyi. Ogretmenin yanina gidiyorum, “benim karnemin de hepsi pekiyi, onlarinkinin de, ama ben onlardan daha basariliyim” diyorum !!!!!!!! ogretmen gulumsuyor, ve benim pekiyilerimin yanina yildiz koyuyor! Tatmin oluyorum!! Evet ilkokul 1 karnemde yildizlar var benim!! Allah izin verir de bir gun cocugum olursa benzemesini istedigim en son kisi benim sanirim..

Neyse, eve gideyim de hazirlanayim. Ne giycem yaaa, ufffffff!

18 Şubat 2011 Cuma

JOKER HAKKIMI KULLANMAK, MUSTAFA ULUSOY’A DANISMAK ISTIYORUM

Allah’im sigamadim bi yere, durunamadim durdugum yerde. Sabahtan beridir sirtimda cantam dort ayri mekan gezdim calismak ugruna. Oysa dun ihtiyacim olan tek seyin “pencere” ve “arkasinda akip giden hayat” olduguna karar vermistim, ama bugun pencerenin yetmedigini aynelyakin gordum. Oysa, cikolatam da vardi yanimda ve hatta sicakti kahvem.

Bugun beni yoldan cikaran Mustafa Ulusoy oldu. Sen de sever misin Mustafa Ulusoy’u benim kadar? Onun 17.5 yildir “bizim esas derdimiz ne?” sorusuna cevap aradigini ogrenince ister istemez yakin hissediyorum kendime. Bir de anlatis tarzi oyle hos ki alip beni gencligime goturuyor, bilmem belki de ondan seviyorum bu kadar. Hatta “unlu kisileri onemsememe”yi gaye haline getirmis kisiligimi ayaklar altina alarak iki uc hafta once yazdigi bir yazisindan oturu “Mustafa Ulusooooooooooooooy” tarzi bir bogurme olmasa da kendine olan begenilerimi bizzat ilettim (hic beklemiyordum ama cevap dahi aldim). Kendileri psikiyatristtir, okuyunuz okutunuz efendim. Neyse, iste ben ki hayatimda sadece bir kere bir arkadasimi yalniz birakmamak ugruna Osmanbey’deki bir psikiyatristin muayenehanesine gitmis, o aksam da tabi ki “anlatma” odasina girmemis, bekleme salonunda beklerken de elektriklerin gitmesiyle “bu bir tuzak mi?” endisesine kapilip kendi kendime heyecanlar yasamistim. “Musluman stres olmaz” ogretisini uygulamaya calismamdan oturu de simdiye kadar bir psikiyatriste “kucuk dunyam”i acmayi hic dusunmemistim. Oysa bugun icimde anlam veremedigim bir "psikiyatriste anlatma" istegi var. Yani ben otursam, elimde Turk kahvem olmasa, hatta cikolata bile yemiyor olsam, sadece anlatmaya odaklanmis olsam, ve Mustafa Ulusoy’a anlatsam, oylesine, icimden ne geliyorsa.. o da bana “abicim, niye Yaratici’na teslim olmuyorsun?" dese, sonra devam etse, rahatlatsa beni, bu rahatlama en az bir ay devam etse, bir ay gectikten sonra yine konussak, elimde Turk kahvem olmasa, hatta cikolatam bile olmasa, ama pencere olsa, disari bakarak anlatsam, oylesine, icimden ne geliyorsa.. o da bana, “abicim, niye Yaratici’na teslim olmuyorsun?” dese, devam etse. Sonra beyaz takim elbiselerini giymis olarak Salih Abi belirse yanibasimda Usta’yla beraber , su sekilde konussalar:

Usta: Kader hukmunu icra edecekse agizdan cikan ne ifade eder?
Salih Abi: Oyle ama insan da nefsine ram olunca burnunun dikine gidiyor.
Usta: Peki gidis nereye?
Salih Abi: Nereye olacak, kaderin hukmunu icra edecegi yere
Usta: Gidisi durdurmak mumkun degil, bari ilahi rizayi eksene alsalardi, o zaman vardiklari yerde hep hosgeldinlerle karsilanirlardi.

Sonra jenerik muzigi girse, yazilar pesi sira gecse…

2 Şubat 2011 Çarşamba

ben bu parcayi su an bizi dinleyen anneme babama ve tum sevdiklerime yolluyorum

Ben hem sarki dinleyip hem ders calisabiliyorum ama hem sarki dinleyip hem blog yazisi yazamiyorum. Bence irdelenesi bi durum. Oysa hem sarki dinleyip hem konusabilme ozelligine sahibim. Neyse, fonda “horozdan korkan oglan” tamlamasini iceren nadide bir turku var. Hayatimda ictigim en guzel kahve aromasina sahip olan kahvecideyim. Memleket hasreti cekmemden oturu “turku dinlersem keyfim yerine gelir” hipotezini hayata gecireyim dedim ama hipotez yanlismis, huznume huzun kattim. Cam kenarinda “aman bulguru gaynaaadirlar, serinde yayladiiiirlaaaar” esliginde goz yasi dokucem nerdeyse. Tabi bu duygusal halimde disarda hizlanan karin da etkisi olsa gerek. (“disarda hizlanan kar” da ibretlik bir tamlama bence). Birileriyle “noruyon” , “hadi gidek laa”, “yapaq mi” (yapaq’taki q girtlaktan cikicak) tarzi cumlelerle anlasmak, Recep diye birilerini bulup “irebec” diye seslenmek, “kele baciiiim” diye sasirmak istiyorum. Badem batili oldugu icin kulturlerimiz cakisiyor. Onun en siveli konusmasi sadece “gari” barindirabiliyor. Anne tarafimdan batili olmam hasebiyle “edivermek, yapivermek” fillerini kullansam da buyudugum sehrin “agzi” daha bi sicak geliyor, hele ki okyanus otesindeyken.

Evet hep beraber soyluyoruz: “Makaram sari baglar loy, kiz soyler gelin aglar”. Bu turku “Loperde” diye kelime icermekte, ne demek oldugunu bir “tik”la bulabilirim ama bulmicam, birakayim o da gizemli kalsin, ben kendi anlamlarimi yukleyeyim.

Neyse dost, 2 haftadir dogru duzgun ders calismiyorum ben biliyor musun? Zaten bugun okuldan cikarken bolum baskani gordu beni “erken degil mi eve gitmek icin?” dedi, “sanki okulda kalinca ders mi calisiyorum” demedim, “labda pencere yok” deyip, zeytinyagligimi konusturdum. Ufff, kafamda milyon sey var ders disi. Zaten bende “surekli plan yapma” hastaligi var. yani tamam bi isi planliyorum, sonra ayni plani tekrar tekrar kafamdan gecirip duruyorum. Plan yapmakta ustume yoktur zaten. Lisede de hic uymayacagim calisma planlari yapardim. Bari harcadigin zamanin hurmetine bir haftacik uy, ama yok bir gun bile uymazdim. Bir de sanirim “bunalim oncesi asiri mutluluk” tepkisi vermekteyim bugunlerde. Icimde firtinalar koparken dingin bir tavir sergiliyorum ki ben bu halimden korkuyorum.

Son olarak, sizleri gunun anlam ve onemini belirten bir turkuyle ugurluyorum. Ve Kirac’tan tum hanimlara(!) geliyor: Hanimey.

esen kaliniz

4 Ocak 2011 Salı

2005 yilina donmek mumkun degilken, anlamli cumleler bekleme benden*

Bazi cipslerin corap gibi koktugunun farkindasin di mi? Insan kendi yerken fark etmiyor da, benden soylemesi.

Nasilsin? Beni sorarsan kendimi her gecen gun daha da iki yuzlu hissetmekteyim. Bak mesela, gecen yaziyi yazali henuz bir hafta bile olmamisken neselenebiliyorum. Bilmem belki de icimde firtinalar koptugu icin (sadece kazayla ilgili degil, karakterimden gelen firtinalar) “ayyyy cook mutluyum” diye kendi gozume sokmaya calisiyorum. Sevgili Doktor Canim, burda mikrofonu sana uzatiyorum, ablanin bu ruh hali bir hastalik midir? Kendi kendinden korkmaya basladi da. Hem zaten canin ablanin kafasinda karincalanmalar yasaniyor (bildigin fiziksel), hem herkes surekli bugunlerde canindan ote ablani ruyalarinda goruyor, ben de her canli gibi olumu tadacak miyim? evhamlidir ablacigin bilirsin.

Nankor oldugumu da bilir misin? Ben bilirim.. Onca nimetin icinde “benim olmayan” bi seye taktim mi takarim. Kurtulamam. Oysa O’na kul olmak en buyuk nimetken gerisi teferruat degil midir?” Neden ben boyleyim, neden?” diye sorup dursam bana 6 yasindaki cocuk muamelesi yapar misin? 6 yasindaki cocuk demisken, gecen gun 4 yasindaki bir cocuk seker yiyordu, bildigin topitop tarzi bi sey. Hic utanmadan elin subyanlarinin sekerlerine cikolatalarina goz diken bi yapim oldugu icin, “hani benim sekerim?” dedim, yavrucak bi tane de bana vermek zorunda kaldi. Neyse, derken fark ettim ki, ben topitop yerken resmen hirs yapiyorum! Malum sekil itibariyle agiz icin cok da ergonomik degil o sekerler, agzimin seklini alsin diye hirsla emerken buldum kendimi! En sonunda kirmak suretiyle bitirdim sekeri de rahatladim.

Bir de hayatimda aydinlanmalar yasamaktayim. Bilirsiniz “musibete sabir” gerek. Yaptigim doktorayi ve tez konumu “musibet” olarak tanimladigimdan beri bende bir rahatlik soz konusu. Artik ahlanip vahlanmiyorum, sabir gosteriyorum. Calistigim her bir dakikada sevap kazaniyorum diye dusunup gaza geliyorum. Hayat artik benim icin daha kolay.
*anlamli cumleler bekleme demistim!

1 Kasım 2010 Pazartesi

Sevgili BTS, su an uyuyor olman gerekiyordu, ya da madem uykun yok kalk bi kitap oku

Benim laptoptan blogspot’a erisim olmadigini bilir misin ey dost? Ve bu sirf bu yuzden bu yaziyi bilmem ne zaman yayinlayabilecegimi? Hatta ve hatta youtube olsun, facebook olsun, twitter olsun, her turlu “zaman kaybi” olarak gordugum fakat iradesiz olusum hasebiyle kendimi engelleyemedigim sayfalara dahi erisimimim olmadigini bilir misin? Yil olmus 2010 ben istedigim sayfaya giremiyorum! Tabi sen buna “yas olmus x sen hala hangi sitede ne kadar zaman harcaman gerektigini bilmiyorsun” da diyebilirisin,hatta bana istedigini diyebilirsin. Ben de sana x’in kac oldugunu diyeyim. Saka saka, der miyim hic onu! Yalniz kim demisse “bayanin yasi sorulmaz” diye elleri opulesi biriymis. Yaslandikca olgunlasacagima, yaslandikca eziklenmeye basladim resmen. “yasin kac?” diyenlere hemen “kac gosteriyorum?” diyorum ve umutla gozlerinin icine bakiyorum az bi sey soylesin diye. Daha kucuk oldugumu dusundukleri vakit de degmen benim keyfime! Hatta gecen kis kollarimda falan bi seyler cikmisti ve gecmemisti, neyse yazin atayurtta kardes bana “genc kizlarda gorulen ama sebebi bilinmeyen bi hastalik” teshisini koydu, aman ne sevindim ne sevindim:) hatta o cikan seyler gecince uzuldum yaslaniyor muyum diye! O kadar vahim bi durumdayim, gordugunuz yerde bana el opturun de sevineyim.

Ben bi baslayinca, 3 yildir bir hucrede yalniz yasiyormusum da yenice insan icine cikmisim gibi konusup duruyorum. Gerci dur ya, 3 yil insan hucre hayati yasasa sonrasinda da hic konusmaz di mi.. Bak asil yazacagimi, gecenin bi yarisi bana bilgisayar actirtan konuyu unuttum. Ne dicektim yaaa, keske insan fedakarlikta onde giden, caliskanlikta ahlakta falan onde giden olsa ama saflikta onde giden olmasa mi diyecektim acaba? Ufff, zaten aylar once twitter’a “hesaba katilmayan seyler” yazmisim, gecenlerde bi okudum, Allah’im neydi o hesaba katilmayan seyler, dusundum dusundum bulamadim. Boyle gizemli gizemli tweet yazmaya calisirken hesaba katilmayan seyleri unutabilecegimi hic hesaba katmamisim! Zaten hep oyle olur, aaa yok ben unutmam derim, bazen hocamla toplantilarimda bile not tutmam, sonra da dusun dur neydi diye!

Sanirim dis ipi hakkinda konusacaktim (gecenin bi vakti bana bilgisayar actiracak kadar onemli olan sey dis ipi miymis??? )ben iste gecen seneye kadar asla ve kat’a dis ipi kullanmazdim. Sonra bi discide “butun dislerinizi iple temizlemek zorunda degilsiniz, sadece sizde kalmasini istediklerinizi temizleyin” gibi turkceye cevrilince uuupuzun olan (bknz. ceviren etkeni) ama aslinda kisacik olan bi afis okumustum, ignelerin de etkisiyle cok etkilenmistim. Neyse, gun o gundu iste, milad oldu benim icin. Ama fark ettim ki dislerimi kurtaricam derken kan kaybindan ölücem! Hep mi kanar?? Yok yani artik disci de 2. evim oldu bi durum varsa soylesin di mi ama!

Ve son olarak sunu da soylemeliyim ki, lensler insan gozunde 36 saatten fazla kalinca, arada duygusal bir bag olusuyor, cikarirken uzuntulere gark olunuyor, eksikligi daha bi hissediliyor, ozleniyor resmen, "senin yerin o lens kutusu degiiiil" gibi histerik ve anlamsiz triplere giriliyor.

Tamam tamam gecti, uyu artik

4 Ekim 2010 Pazartesi

BU YALNIZCA SITEM, GERCI DAHA NE OLSUN!

Bak eylul boyunca hic yazmadim, bir Allah’in kulu da “neyin var, iyi misin?” diye sormadi. Niye kimse arayip sormuyor beni? Ya da soruyu soyle sorayim, niye tanidiklarimin, hatta daha da daraltayim, samimi olduklarimin %2’si dahi beni arayip sormuyor? Bunalimdan bunalimlara girdim, kimsenin haberi yok! Bir kere de isiniz dusmeden , bi sey istemek icin degil de halimi hatirimi sormak icin, beni ozlediginiz icin arayin, hadi olmadi uzak memleketteyim bi mail atin! Bi derdin mi var ne zamandir ortalarda yoksun deyin.
Yoruldum ben, kan kusup kizilcik serbeti ictim demekten de, hep arayip soranin ben olmasindan da, ya da en azindan ilk adimi atanin hep ben olmasindan da, HER SEYDEN YORULDUM. Bakin bunyem error vermeye basladi bile. Artik mutsuz olunca suratimi asasim var, ters ters cevaplar veresim. “onun ne sucu var” deyip karsimdakine mutluluk oyunlari oynamaktan an itibariyle vazgecmis bulunmaktayim, tum kamuoyuna duyurulur! Aciklama yapmicam, her seyi “dostum” dedigim herkesle paylasmicam, ben de aramicam sormicam, uzgunken gulumsemeye calismicam. Isim duserse ararim artik. Hemen herkese kirilicam, ki kirilmaya basladim coktan, hatta bazi kisilere karsi parca sayim bini gecti, donusu olmayan sekillere girdim. Kirginliklarimi buyutucem icimde, oyle buyutucem ki sevgi kalmayacak o olacak. Yuklendigim misyonumu falan her seyi bi kenara birakiyorum artik, ben de bundan sonra herkes gibiyim, duyurulur!
Ana fikre tekrar donecek olursak, neden arayip sormuyorsunuz beni? Isiniz dustugu, yani bi sey isteyeceginiz ya da soracaginiz zaman degil ama halim hatrim nasil diye niye arayip sormuyorsunuz beni? Neden benim de kirilabilcegimi, yalnizlik cekebilecegimi, dert sahibi olabilecegimi, her seyi ayni anda dusunemeyecegimi, binbir derdim olabilecegini dusunmuyorsunuz? Ben ic daralmalarindan ic daralmalarina yuvarlanirken neden yalniz birakiyorsunuz beni, ha neden?

3 Haziran 2010 Perşembe

Basliksiz bir yazi

Pazartesi sabahindan beri, acizligimi tekrar ve tekrar anlamamla beraber, icim ofkeyle dolu. israilin bu kadar ileriye gidebilecegini dusunmemistim.. Ama beni asil uzen ve daha da sinirlendiren israilin piskin tavri, “ne icin ozur dileyecekmisiz” diyebilmesi ve Far far away’in icinde bulundugu ulkenin de bu simarikligi-azmisligi desteklemesi! Daha da otesi burdaki bir suru insanin israile inanmasi ve “o gemiler insani yardim gemisi degil, silah tasiyan gemilerdi” diyebilmesi. Anlatsan da degisen bi sey yok… Okumayacagim bir daha burdaki haberleri diyorum, dayanamiyorum. Sinirim yine bozuluyor. Yok efendim neymis, israil cifte standart uygulandigini soyluyormus, Afganistan’a ve Irak’a saldirildiginda saldiran ulke yapmis sorusturmayi, simdi bunlar da kendi suclarini kendileri sorusturmak istiyorlarmis. Ne diyeyim, al birini vur otekine! Yasadigim topraklara asla vefasizlik etmek istemem, ama israil karsisinda bu kadar silik kalmalari ve dahi desteklemeleri kendi kendimi yememe sebep oluyor. Asil uyariyi tabi ki “super guc”lerden degil de O’ndan bekliyorum. Dun bir arkadas “eceli gelen kopek cami avlusuna” dedi, oyle olmasini umit ettim. Kendi incir cekirdegi dertlerimi oyle buyutmustum ki, asil dert neymis anladim. Dualar edilsin, e-mailler, mektuplar gonderilsin, urunleri boykot edilsin.

Dun, burda israili protesto gosterisi vardi, once tereddut ettim, asiriliklardan fitraten hoslansam da sonuc itibariyle kotu olmasindan cekindim. Sonra da dedim, belki birilerinin uyanmasina vesile olurum, ben de gideyim. Bademi de ayarttim, sehir merkezine gittik. 15, tas catlasa 20 kisi katilmis protestoya! Yaridan cogu buranin yerlisi, dini baska ama vicdani ayni insanlar. Hatta organize eden bayan dahi Musluman degilmis. Elimizde pankartlar yolun kenarinda dikildik, agzimizi acmadik. Bazilari sizi destekliyoruz dedi, gecti, bazisi da kufurler ederek. O kadar az kisi olmamiz icimi yakti.

Iste boyle umutsuz oldugum vakitte, Turkce olimpiyatlari umut oldu bana. O guler yuzlu cocuklar, hele o Dövran, ne sevimli ne tatli. Cok klise ama hakkaten “sevgi tohumlari” atilmis. Bana da “atmayi akil edenden de, atandan da, sulayandan da razi ol Rabbim” demek dusuyor. Seviyorum!

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Seslenisim Kultur Bakanligina

Gecen hafta koridorda kendi halimde silik silik yururken arkadasin biri XXX (haziran basinda gidecegim konferansin ismi gelecek buraya) dergisini gordun mu, senin resmini koymuslar dedi, saskinlik ve "acaba nasil cikmisim" korkusuyla baktim dergiye hakkaten ben, kambur cikmamisim iyi, boydan gibi onun icin sivilcelerim de gorunmuyor, sevindim:) Zaten ben yolda yururken (Far Far Away'de) herkes dikkatle bana baktigi icin, bu yaban ellerde kendimi hep unlu hissetmisimdir, onun icin simarmadim, hala evimde yemek-temizlik yapiyorum, hala halktan biriyim:)
Sonra ikinci vaka dun aksam yasandi. Malum folk festivali bitirdik, aksam arkadasin biriyle "yorgunluga veda yemegi" organizasyonu icin konusurken "folk festivalin facebook sayfasina baktim, resmin var" dedi (yuzlerce fan'i var bu grubun). Anam bi baktim, hakkaten vesikalik gibi, yuzumdeki herbir sivilce siyah nokta ortada, aman bir de guler gibi gulumsemisim, tuuum dis etlerim ortada!! Uzaktan cekseler super olacakmis ama yakin markajda hic olmamis:(
Bir hafta icinde bu kadar "halka malolunca" kultur bakanligina kendimi gosterme fikirleri beynimde ucustu durdu. Kultur bakanligi beni gorse kesin Turkiye'nin yeni yuzu yapar! Guller benim yuzume ucusur. Evet, inandim buna.

28 Mart 2010 Pazar

Kardesimden mektup var!

"Gözlerimin önünden geçiyor film şeridi gibi hayatım… İstiyorum ki sen olasın her karesinde.. Keşke diyorum ablam yanimda olsaydı da ben gözlerinin içine bakıp anlatabilseydim gördüklerimi…
Keşke yine evin kuzeye bakan soğuk odasında ders çalışıyor olsaydın da ben ara verdiğimde gelip hayaller kursaydım. Kurduğum hayalllerin hepsinde beraber okumak olsaydı. Sonra dersleri boşverip oturabilseydik geceler boyu annemler yattıktan sonra. Kimseye anlatamadığım eften püften dertlerimi sana anlatabilseydim ve çözümler üretebilseydin tekrar tekrar…
Beraber ağlayabilseydik keşke her şanal otobüsüne bindiğinde istanbula giderken… Sonra beraber inseydik bebekten boğaza… Laboratuvar önünde telefonla konuşmak yerine içinde beraber çalışsaydık…
Uçağa binerken ata yurda dönerken keşke arkamdan ağlamasaydın ben de kalsaydım seninle… Badem abinin çalışma gayretini takdir etseydik yine sonra da dizi keyfine devam edebilseydik ve tekrar tekrar tost yeseydim kahvaltıda… Hiç bir zaman yazdığım notları bulamasaydın da bizzat ben olsaydım yerinde…
Keşke dayı ve emmi olduktan sonra uncle da olabilseydim, dayısı sana geliyoruz dediğinde okyanusu değil sokağı geçmenizi bekleseydim.
Markette kimse anlamıyor diye rahat rahat türkçe konuşşsaydık yine… waterfronta gidip ayaklarımız şişene kadar gezseydik yine… ne zaman geleceksin yerine starbucks tayım gelsene olsaydı telefon konuşmalarımızda keşke..
Keşke senin gösterdiğin cesareti ben de gösterebilseydim. Inandığım şeyler uğruna senin kadar mücadele edebilseydim… benden sonraki nesillere örnek olabilseydim… Azim gösterebilseydim inandıklarımı anlatırken senin kadar…
Keşkelerle olmuyor biliyorum herkes kendi çizgisinde yaşarken neden olmasın demeden de geçemiyorum… Sonunda keşkeleri çıkarıp İnşallah ları eklemeliyim ve anlattıklarımın gerçek olması için dua etmeliyim biliyorum
Ablacım seni çok seviyorum."

ABLANIN NOTU: Ben de seni cok seviyorum kardesim. Ne guzel yazmissin. Olmayacak duaya amin demiyoruz, Magee seni cagiriyor!

27 Aralık 2009 Pazar

Dusunceli marti

Far far away'in bulundugu kara parcasinin en dogusunda gecirilen huzurlu gunlerin ardindan eski tas eski hamam hayata devam modundayim. Her sey guzeldi tabi ki.. ama burda yazmak istedigim, gencken ayni odayi paylastigim, hatta sabahladigim, cok iyi anlastigim (hem prensipte hem geyikte) bir canimi oralarda bulmam, gormem, yetmese de konusmamiz, eskiyi yad etmemiz, eski hallere gulmemiz, beraber eskiyi ozlememiz.. onu ne cok ozledigimi fark etmem..
3-4 yil sonra, izin olursa, bugunleri kiminle anip kimi ozledigimi fark edecegim acaba?

18 Aralık 2009 Cuma

sevgili hocam...

"donem bitti, hadi kutlayalim" temali ismarlanan ogle yemeginin ardindan danisman hocamin bana ogrettiklerini bir kez daha dusunup minnet duygulariyla doldum kendisine.. Ders anlaminda bana cok bi sey katmadigini soylemek vefasizlik olacagi icin her ne kadar bana o anlamda bi sey katmamis olsa da soylemeyecegim bunu. Ote yandan, kultur olarak birbirimizden far far away olmamiza ragmen, her seyin ders olmadigi su hayatta bana coook daha onemli dusturlar katti ..
En degerlisi, muhataba husnu zan beslemeyi ogretti (Bunu ondan ogrenmemeliydim belki ama yasayan ornek..). Yani karsindaki insanin yalan atma ihtimalini "sifir" olarak gormek gerektigini. Her seye supheyle yaklasan biri olarak bunu hayatima tam sokamamis olsam da yapan birilerini yanı basimda bizzat gormek beni kendimi sorgulamaya, bana karsi davranislari karsisinda vicdan azabindan ezilmeme neden oluyor. Gecistirdigim her bir toplantida tembelligimi yuzume vurmamasiyla daha cok uzulup daha cok calisma kararlari aliyorum. Uygulamiyorum ama bir gun olacak inaniyorum.
Ah keske Turkce biliyor olsaydin da okusaydin su satirlari, yuzune soylemek yalakalik olacak ondan burayla sınırlı kalicam ama sizi cok seviyorum sevgili danismanim. Dış mihraklara karsi beni her koruyusunuz, alakam olmayan konularda dahi beni konusmanin icine cekmeye calismaniz, benim kariyerim icin ugrasmaniz, bana deger vermeniz, uzuntulerimi anlamaniz, bana zaman vermeniz (ki bu zaman = bir somestir dahi olabiliyor), yani her firsatta iyilik yapmaniz size olan sevgimi arttiriyor gun be gun..
Bak bugun yine artti:)