17 Temmuz 2012 Salı
Boceklerle bu kadar cok anımın olmasi killandirdi simdi beni
yukardaki gereksiz seyleri yazmak icin acmamistim blogger'i. Dicektim ki, yarin 17 temmuz ya, yani aslinda resmi olarak bugun 17 temmuz, saat gece 2ye geliyor. neyse, her sey normal seyrinde gitseydi ben yarin doktora savunmami yapacaktim biliyor musun? O zaman su saatlerde muhtemelen Far Far Away'deki bir kanepe uzerinde uyumaya calisiyor olurdum. Sunumumu calismaya vaktim olmus olur muydu acaba.. ve yarin aksam bu saatlerde "KURTULMUS" olurdum.. Cok sahane bi Ramazan gecirektim, oyle planlamistim, her aksam birilerini davet edecektim, falan filan. Hala tez yaziyor olma yoktu planlarimda. 17 Temmuz demisken, bu tarihin ailemiz acisindan onemi var, abimlerin evlilik yildonumu! vay beee yillar gecmis o aksamin ardindan. Doganlar ölenler...
Hayat cogu kez cok tuhaf geliyor...
ve ben nerde nasil ölecegimi cok ama cok merak etmeye basladim...
Hep stresten oluyormus bunlar, bu garip seyleri merak etmeler, asiri yemeler, sivilceler, evin daginikligi, canimin hicbir sey yapmak istememesi, disardaki sicak, bulundugum gurbet, durup durup aniden karsima cikan bocek, aksam yatmamalar sabah kalkmamalar, falan filan. Bocek demisken, bi de orumcek Suha'm vardi yillar once, tarantuladan bozma. 3-4 aya yakin baktim ben buna, baktim derken hakkaten baktim her gun yerinde mi degil mi diye. Sevmistim ama onu, o baskaydi, cikmadi hic fircama mircama. Zaten pencerenin obur tarafindaydi. 3-4 ay o cami acmadim! Yagmurlu bir sonbahar gunu kaybettim onu, kaybettim derken gercekten kaybettim, gitmis. ölmüştür di mi coktan?
29 Mayıs 2012 Salı
Bugunlerimi de ozlerim, yeter ki gecmis olsun
sonra su alttaki.. masaustumde hemen hic dosya bulunmayan resim..3- 4 sene de onun uzerinden gecmis. o masaustu resmini degistireli cok oluyor vahdettin. Daha realistik resimlere yol verdim. hem o laptopum da ziyadesiyle eskidi, beni yari yolda birakmasindan korka korka kullaniyorum ama bu yazin sonunda o beni birakmazsa ben onu birakicam, bu vefasizligi yapmaya kararliyim.
Oyle anili, oyle guzel, oyle neseli, oyle umut dolu resimlerim var ki Vahdettin, gel bi ara beraber bakalim. Biliyorum baskasinin resimlerine bakmak pek de zevk veren bi aktivite degil, hele ki yenice tanistigin yeni evlenmis birinin dugun resimlerine bakmak!!. hani 2-3 resme bakilir da tum albume bakmak da nedir! tanidik varsa gene iyi hos da, bana ne o akrabalardan, oglan tarafindan di mi?
Hem zaten ben kendi resimlerime bakarken de eglenmiyorum vahdettin, su sol yanima bir sizi giriyor, film orda kopuyor, falan filan.
10 Kasım 2011 Perşembe
Ah o eski bayramlar! (şaka şaka, o kadar da yaşlanmadim daha)
Stres deyince eskilerden bir sevdigim geldi aklima. "Musluman stres olmaz" derdi. Hatta "Musluman yalniz degildir" diye beyanatlarina devam ederdi. Ne cok sey bilirdi. Hatta bir gun biz bir mezarliktan geciyoruz (?), (yooo gercekten bildigin mezarliktan geciyoruz. Pierre loti'ye cikiyoruz, ki o zamanlar Eyup'te namaz sonrasi o tepeye cikip seyredilen manzara esliginde buyudugumu dusunmek pek bir bana aitti), bu bin bilen yandas kafasini yerden kaldirmiyor, bense gordugum herbir mezar sahibinin kac yil yasadigini hesapliyor, genc yasta gidenlere uzuluyorum. Bizimki "mezar taslarini okumak iyi degildir" diyor, "nolcak ki, okunsa nolur okunmasa nolur" diye geciriyorum icimden, "alimler hafizalarini gereksiz seylerle doldurmamak icin boyle seylerden kacinmislar" diyor, ve ben o zaman bu sozun, hafizami her hunharca kullanisimda ve ogrenme zorlugu cektigim herbir durum karsisinda aklima gelecegini tahmin dahi edemiyorum. Neyi tahmin ettim de bunu edecektiysem. 10 yil once biri bana "10 yil sonra kendinizi nerde goruyorsunuz?" sorusunu yoneltseydi, "gecenin bir vakti hem de yine isler boyu asmisken, okyanus otesinde bir ogrenci evi salonunda, internete kolaylikla ulasabildigim laptopumdan blog icin yazi yaziyor olarak goruyorum" demezdim (bknz. blog icin yazmak(?)). huzunlendim bak yine, huzunlenince uyku basar mi, bak basti (?) beni. Bir de ders calisirken uyku basar beni. Simdi basit mantik kurallariyla ders calismanin huzun oldugu cikarimini yapardim ama minik beynimi yormayayim, yarin sabah hocama bos kagit uzatirken bahane uretmek icin lazim olacak kendileri. E madem uyku bastirdi ne oyalaniyorum yatsam ya madem! hmmmm, guzel fikir, keske insanin kendi yanagini opmesi mumkun olsaydi!
21 Haziran 2011 Salı
ne basligi ya, ordan burdan konusuyorum iste
Evdeki boceklerle ciddi ciddi konustugumu fark ettigim an kendim icin endiselenmeye basladim. Bi insan bir bocege kurallari ogretmemeli ve kurallari cignedi diye bir bocege gonul koymamali. Neyse, Badem gelsin artik konferanstan da bu yalnizlik burda bitsin. Gerci bugun bitecek, Pazar gunu yeniden baslicak (Allah izin verirse). Badem Pazar gunu atayurda gidiyor biliyor musun? Annemleri de alip gelecek ins! Dusuncesi bile mi bu kadar guzel olur! Dusunsene annemle babam her aksam burda da yuruyuse cikarlarmis, bana da yarim saate cayi demlememi tembihlerlermis! Kendim dusundum kendim guldum bak:)
Ya bi suru sey vardi yazacak unuttum hepsini simdi, karsina gecince heyecanlaniyorum sanirim. Neyse p
ilates geldi aklima hadi onu anlatayim sana. Atayurtta bir pilates cilginligi almis basini gitmis. Ben de bu aylarda kendimi fazlaca yorgun hissediyorum diye hadi dedim pilates yapayim, esneyeyim. Ebru Salli’yla pilates adli milyon tane video buldum, ‘ama bunun şalı yok” diye espri seviyemi belli eden sakalar yaptim, sonra da sinsi sinsi dolasan-saklanan boceklerle konusmaktan daha iyidir deyip kendimi teselli ettim. Ilk bir dakika icinde “pilateste nefes almak cok onemli” cumlesini bir daha duymak istemeyecek hale geldim. On dakika sonunda ise “naturel pozisyon”, “point-flex” , “kaburgalarimizin arasindaki bosluk” kelimelerinin 10 dakikada ne kadar sık kullanilabilecegine taniklik etmenin saskinligini yasadim. Bilgisayarimin ekranina ucmak uzereydim ki videoyu kapatmanin daha mantikli bir davranis olduguna kanaat getirdim. Pilates yapmaktan degil ama sinirden butun kaslarim gerilmisti. Hem sunu da itiraf etmeliydim ki o 10 dakika boyunca yaptigim hicbir egzersizde karnimda bir yanma hissetmedim. Karnimda kas yok muydu benim? Nerden kuvvet almistim? Evet bu sorular hayatima girmisti artik.
Pilates deyince annem geldi aklima, kardesimin dedigine gore annem pilates yapiyormus sabahlari. Zaten annemin cildinin hala kaymak gibi olmasi ama benim cildimin cilekten olma seftaliden dogma bir yapi sergilemesi “neden bu konuda anneme cekmedim?” sorusunu hayatima eklemisken, annemin pilates yaptigi gercegi “ben niye annem gibi esnek-enerjik-sportif degilim” sorusunu da hayatima ekledi.
Bir de “otobuste kitap okuyabilen insan” gercegi var. Hic onlardan olamadigim icin icten ice eziklenirim. Kitap okuyan o cool grubun karsisina gecip “aslinda ben kitap okumayi cok severim, ama iste otobuste kitap okuyunca midem bulanir benim. Yoksa muhakkak okurum” aciklamasini yapamamak hep koymustur bana.
Video deyince su an internette dinlenme rekorlari kiran "metroda caz" videosuna da degineyim. Ordakilerin hicbirini tanimam etmem. Ama yillar once universitedeki ilk yilimda caz korusundaki yakin bir arkadasim “abi konser var muhakkak gel, super bir repertuvarimiz var” cumlesini bilmem kac dafe tekrar ettigi icin, icimden “ya ben Anadolu'nun bagrindan kopup gelmisim, ne anlarim cazdan” diye gecirsem de destek amacli olay yerinde bulunmustum. Bi de hemen belirteyim, ben arkadaslarima “abi” diye hitap etmedim hic. Kizlarin agzindaki “naptin abi? Naber abi? Derste gorusuruz abi” gibi hitaplari her daim tiksintiyle karsilamisimdir. Neyse, derken konser baslamisti ve performanslari takdire sayandi! O zamanlarki cocuk aklimla “yaa ben niye o koroda degilim” diye uzulmustum, ama benim sesim zaten guzel olmadigi gibi muzik yetenegim de yoktu. Hatta ilkokulda bir koro elemesinde muzik ogretmenimiz calmaya baslamis ben de yanlis sarkiyi soylemeye baslamistim, o derece. Yine ilkokulda beni cok seven sinif ogretmenim bana mandolin calmayi ogretmeye yeltenmis, ilk derste de “bos ver, sen calma” demisti. Evet durumum bu. Konuya donecek olursam, meger ben caz seviyormusum da haberim yokmus, ya da bilmem BUMC Jazz’in performanslarini seviyor da olabilirim. Karar veremedim simdi.
9 Mayıs 2011 Pazartesi
iki "kucuk" bir "buyuk" eder mi?
a atacagim. Minik bir kaplan misali esnedikten sonra da uykuya dalacagim ins. Hayallerimin boyle kucuk olmasi uzdu simdi beni! Oysa ben de kendimi kutuplardaki kutup ayilarini kurtarmaya adayabilirdim, tum servetimi bu ugurda harcayabilirdim, gecemi gunduzume katip yeni yeni projeler uretebilirdim... Ah BTS, kucuk hayallerin pesindeki kucuk insan.. (uf ya bi Polat Alemdar izlemisligim olsaydi, ordan bir replikle bu gereksiz yaziyi zenginlestirebilirdim ama inanir misin bir bolum dahi izlemedim. Bir otobus yolculugu esnasinda sinema filmi dalinda "kurtlar vadisi Irak"i izlemistim de agla agla kendime gelememistim. En sonunda muavin gelmisti yanima "bir derdin mi var abla" demisti, ben de aglayarak "yok" isareti yapmistim, pek inandirici olmamisti. Sulu goz olmak da zor zanaat! Sinirlenince bile aglar mi insan? Hatta gulerken bile aglayabiliyorum, Badem endiseli. Polat Alemdar demisken bu furyanin -hatirladigim- baslangici olan "Deli Yurek"i izlemisligim vardir. Lise yilarima tekabul eden bu dizi vesilesiyle cok arkadasim "agir agabey" tavirlarina kurban gitti. Hatta bizim bir arkadas kendini kuscu zannediyordu! Kendisinin de anlamadigi uzun cumleler kurarak hayatin anlamini cozdugunu saniyordu, su an doktor. Hayatin anlami demisken, twitter'a bir goz attim, herkes "durum analisti" olmus cikmis! Genellemeler almis basini gitmis. Herkes cool, herkes entel, herkes filozof.)Sair bu dizeleri yazip hayallerini gerceklestirmek uzere harekete gecer...
Tatli ruyalar BTS!
(yukardaki resim internetten alinti degildir. Ya ben cektim, ya da yanimdaki, hatirlamiyorum simdi)
27 Nisan 2011 Çarşamba
Girisken “olmak” ya da “olmamak”, iste butun mesele keske bu olsa
Boyle girisken insanlar var dikkatini cekti mi? bunlar genel olarak da prezentabl (?), enerjik ve mutlu. Bi de bi rahatlar bi rahatlar ki sorma. Kendilerine cok guvendikleri icin mi bilinmez “nerden cikti bu simdi” durumuna dusme gibi bi korkulari yok. Misal, koridardan gecerken bizim labda “gerinen ben”i goren bi arkadas (arkadas dediysem ayni dersi aliyoruz, ama ben soguk tavrimla ortami buz kestiriyorum her daim) lab kapisindan kafasini uzatip “uyumayi birak” dedi, guldu gitti. Ben zaten gerinme halinde sekilden sekile girerim, salarim kendimi kaslarim bildigini okur, bu kapiyi acinca toparlanamadim bile, guldu gitti ben gulemedim bile.. kasildim kaldim resmen. Yok yaaa, karakter meselesi, ben gereksiz laflarla sempatiklik yapamam, icimden gelmez. Komik olmadigi halde karsidakini gulumsemek zorunda birakmak bence bir tur zalimlik, psikolojik bir baski. Hatta benim bi arkadas Baby shower’da pantolonunun uzerine bez bagladi (bildigin bebek bezi) guldu sonra. Ben dondum kaldim. Dislerimi gostermeye calissam da icim kan agladi, gulumseyemedim bile (yaaa ne tur zorluklara gogus geriyor bu ruh).Aslinda zivanadan cikilmadigi surece girisken olmak iyi. Ben de her seyi oldugu gibi girismemeyi de abartirim. Konferanslarda falan bi soru sorucam mesela, soramam. Niyetlendigim an adrenalim seviyem cikabilecegi en yuksek noktaya gozunu diker. Bungee jumping yapiyor olsam adrenaline o kadar doymam. Zaten ben kendime gelinceye kadar konferans biter, herkes cikiyor olur. Bir sorum daha sorulamadigi icin cevapsiz kalir. Aslinda zaten niyetim de cevap almak degildir, o soruyu da hic merak etmiyorumdur. Zaten benim orda ne isim vardir? Bence asil sorulmasi gereken soru budur.
Yine de, sevgili girisken insan, lutfen benimle durup dururken muhabbete girme, “eee?” diye oyle bir bakarim ki korkarsin. Hem sen bozulmayasin diye gulumsuyor olmam her zaman bu kadar ince ve dusunceli olacagim anlamina gelmez bilesin. Sonra yok efendim kalbim kirildi, insan bi nezaketen gulumser falan deme bana. Bu bir rica degil uyaridir! Senin yuzunden uzerimde yasal islem baslatilmasi ise tamamen senin sucundur! Saygilarimla..
8 Nisan 2011 Cuma
Benim de ekmek makinam var artik, beni de araniza alin
---------------------------------------------------------------------------
Insanlar beni kendimden gecercesine calisiyorum, didiniyorum ve yoruluyorum saniyorlar. evet yoruluyorum ama gucsuzlugumden, calistigimdan degil. Annem (Badem'in annesi olan annem) "Yavrum, bu kadar
hirpalama kendini" diyor, hatta ruyasina gormus beni, ve ruyasinda da ayni telkinleri vurguluyormus, "biraz da cocuklarina, ailene zaman ayir" diyormus. "insAllah" dedim, ne diyim. Uyuzlugumdan kaynakli yorgun bir tipim var evet, bi de tabi kamburluk! Inanir misin bazen yemek yerken tabagin icine dusmekten, bilgisayar basindayken tuslara burnumla basmaktan korkuyorum. (Sacma korkularim oldugundan daha once de bahsetmistim.) Oysa ben internette vakit oldurmekten baska bir aktivitede bulunmuyorum aslinda.. Ha bi de plan yapiyorum surekli. Zaten okulda ders disi programlar yapiyoruz, surekli kafam orda. Velhasili kelam, blogumu okuyan sevgili dostlar ve aile efradi bir is yapmadigimi biliyorlar ama blogumu okumayan sevgili dostlar ve aile efradi bunu bilmiyorlar, ne aci.---------------------------------------------------------------------------
Ifrat ve tefritte yasamayi gaye edinmis karakterimden oturu bugunlerde saglik mufettisi olarak gorev yapmakta, supheci kisiligimi simdiye kadar gonul rahatligiyla yedigim her nesneye karsi gostermekte ve "Aaaa bunun icinde koruyucu madde var", "oooo nooo onun icinde de mi MSG var","hmmmm, bunun icindekiler kismi 5 adeti geciyor demek ki bu yemek degil","uffff bu sutler hormon basilmis ineklerden elde edilmis", "kimbilir bu tavuklara ne yedirdiler, cik cik cik" diyerek mertebe katetmeye calismaktayim. Hatta saglikli olsun diye ekmek yapma makinasi aldik! (Tamam ya, ekmek yapma makinasini burda ekmekler cok pahali, kendi ekmegimizi yapalim da ucuza gelsin diye aldik. Yalniz ben bu hizda kotu ekmek yapmaya devam edersem un-su-elektrik parasi yillik ekmek parasini mumla aratacak gibi!). Bu arada, kahveye cok para veriyoruz buna bi cozum bulmali projemizin sonucunda aldigimiz kahve makinamizi da okula getirdim. Cooooook ozleyecegim canlarimin hediye ettigi cok ozel kahve cekirdekleriyle okulda sicak kahve keyfi yasiyorum, ne mutlu.
Lafima doyum olmaz ama sen kalk artik, islerin vardir, colugun cocugun, yapilacak yemegin, belki gorulecek dostlarin vardir. Yine beklerim, ama gelmeden haber ver de ocaga cay suyu koyayim, bir kek cirpayim...
NOT: Resim, 3 tanesi beni terk edecek olan, bir tanesi de benim tarafimda terk edilecek olan canlarim ve ben arasinda. (Bilmeden bana dogum gunu hediyesi almislar, hala bilmiyorlar:) ) Sizi ne cok sevdigimi, ayrilsak da beraber olacagimizi soylememe luzum yok di mi?
9 Mart 2011 Çarşamba
BUNLARI BILIYOR MUYDUNUZ? BILMESENIZ DE OLUR
- Kalabalik sehir ici otobuslerinden hic haz etmiyorum! Indikten sonra ustumu basimi camasir suyuna yatirasim, derisini soyarcasina ellerimi yikiyasim geliyor. Hele ki yanima oturan adam kendi kendine konusuyorsa ve ben ne dedidigini anlamiyorsam o anki tedirginligimi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kaliyor. Bir de malum kendimi bildigim icin (bknz.bela paratoneri) tedirginligime tedirginlik katiliyor (“tedirgin” de ne garip bir kelimeymis, hayatimda ilk defa yazdim heralde!). Bir de hani mesela ayakta duruyorsun, sonra dusmemek icin metalden yapilmis tutunacak yere tutunuyorsun ve o metal sicak
oluyor ya (cunku baska biri tutmus biraz once) valla o an kusasim geliyor. Savrulmak pahasina ellerimi birakasim geliyor, ama zaten bir kere tuttum diye gozlerimi kapatip devam ediyorum.-Zaten ben asla ve asla baskasinin su ictigi bardaktan bi sey icmem. Hatta herkesin kasik catal daldirdigi tabaktan da yiyemem. Boyle konularda uhuvvet bozmada ustume yoktur. Mesela kalabalik arkadas ortamlarinda ortadan yeme adetimiz vardi lise ve universitede, ama ben kimse catal degdirmeden kendime bir tabak ayiriverirdim. Koy dugun ve derneklerinde dahi ayri tabak almisligim vardir. Oyle de gicigim.
-Bebeklerin agzinin suyundan da cok tiksinirim (yazarken bile yuzum burus burus) herkesin agzinin suyundan tiksinirim de, hani bebeklerinkinin temiz oldugu konusunda nedense bir hemfikirlik var ya, ondan belirttim. Bir gun elimde bir bebek agiz suyu dokmekte idi (bildigin salya), o an pecete bulamadik heralde, annesi de “elinle sil bi sey olmaz” dedi (sanirim “bi sey olmaz” derken “cocugum elinden mikrop kapmaz” demek istedi) “yok, ben tiksinirim” dememle kadincagiz soklara girdi. Bu da boyle bir anim..
-Daha da igrenclesip banyodaki saclardan bahsetmek isterdim ama midem bulanmaya basladigi icin daha fazla bu konuda yazmayacagim.
-Kendi icinde bu kadar pis ama dis dunyaya karsi bu kadar titiz baska bir canli var midir acaba..
- Bir de hocamin sabah olsun ogleden sonra olsun, bilumum toplantilarimiza gec kalmasindan hic haz etmiyorum! Sen “yarim saat gec kalicam” diye bana mesaj attiginda, ben o yarim saatte hicbir sey yapamiyorum biliyor musun? Sonra da niye zamaninda mezun olamadim olucak! (bknz. Aranan suclu bulundu)
- Neyse midem bulanmisken bir de şu “takı”dan bahsedeyim. Ben yuzukten de bileklikten de kolyeden de acaip tiksinirim. Nasil duruyor diye denemek icin birbirlerinin yuzugunu takan birilerini gorunce hemen kafami ceviririm, ve baslamak uzere olan ters peristaltik hareketleri engellemeye calisirim. Ben baskasinin yuzugune falan dokunamam bile! Biri cigkofte yoguruyor ve elinde yuzuk mu var? o cigkofte benim icin orda bitmistir!!
-56 dakika sonra gelip de benim makaleme bakmak yerine haaaala kendi islerini yaptiran hocanin, aylik 100 dolar karsiligi çinli isci calistiran fabrika sahibinden bir farki yoktur!
16 Ocak 2011 Pazar
Ne guzel mutluydum ama Hakan bebegi hatirladim huzun basti! Hakan bebek affet beni!
Dur dur, baska giris bulayim, cunku birden kayit mayit deyince kalp atislarim hizlandi, hatta yazma hizim dahi artti. Hic giris cumlesi yazmasam, sanki hic ayrilmamisiz gibi davransam? “aa bak bi de aklima ne geldi” diye baslasam bir dahaki yazilarima.. ben zaten cok cana yakin bir insan degilimdir, hatta soguk’umdur. Universitede bir arkadasin arkadasi vardi, bana haber gondermisti : “kisa metrajli film cekicez, film icin buzdolabina ihtiyacimiz var oynar mi”diye! Beyaz perde kariyerim icin iyi bir baslangic olabilirdi, ama ustun oyunculuk yetenegimle filmin konusunun onune gecmek istemedim. Hakkaten bu yetenegimi kucumseme, ortaokul lise yillari boyunca sahne tozu yutmuslugum vardir, basrol olarak “Ayse kadin” olmuslugum ve iki oglumu kurtulus savasinda sehit vermisligim, Dimitri adindaki yunan askeri tarafindan hirpalanmisligim ama gururlu kisiligimden taviz vermemisligim de vardir! Hey gidi gunler! Giden geri gelmiyor.. neyse kutuphanede, elimden kayip giden gencligime aglamadan soguk karakterime donus yapayim. Dedigim gibi genelde soguktur karakterim, misal, cogu tanidigim kisiye bir selami bile esirgemisligim vardir. Ama tabi bazi canlarim da var ki onlari kendimden farkli gormemem hasebiyle sicagin da sicagiyimdir onlara karsi, candan kucaklarim hepsini, falan. Neyse yaaa, hep ben anlattim kendimi biraz da sen anlat.
Asil sunu yazmaya gelmistim: uzerimde anlam veremedigim bir rahatlama var: hic derdim tasam yokmus gibi, uzerimdeki sorumluluklarin altinda ezilmiyormusum gibi, herbir seyim dort dortlukmus gibi, taaa ne zaman yapmis olmam gereken analizleri coktan yapmisim gibi, gecen Cuma kaybettigim cuzdanimi bulmusum gibi, cuzdanimdaki kimlikleri bulan kotu kalpli insanin kimligimle neler yapabilecegi hakkinda binbir senaryo yazmamisim gibi, bu mayista mezun olacakmisim gibi, tum cocuklarini evlendirmis torun seven 60 yasindaki guler ve nur yuzlu teyzeymisim gibi, cocukluguma geri gidebiliyormusum gibi, Leyla adindaki Barbie bebegimin sacini kokten hic kesmemisim gibi, iftar sofrasinda corbam onumde oturuyormusum gibi, mutfaktan iceri gunes giriyormus da annem de bana kahvalti hazirliyormus gibi, ucaktaymisim da Istanbul icin alcalmaya baslamisiz gibi, mandalina soymus da isaret parmaklarima mandalinalari gecirip nasrettin hocacilik(?) oynuyormusum gibi, ikindi ezani okunacakmis da ben de disari oynamaya cikabilecekmisim gibi, sevdigim insanlarin bend
en once olmeyeceklerinden eminmisim gibi… evet aynen boyle bir rahatlama var bende.
Cocuklugum deyince aklima geldi: benim Hakan diye bir bebegim vardi, adini kim koydu bilmiyorum ama benim koymadigim kesin. Neyse, kirmizi tulumu vardi, yatinca mavi gozleri kapanirdi, keldi ama kapsonu vardi. Neyse, en cok onu severdim oyuncaklarim icinden. Bir gun Burak apartmaninda yine oyun oynuyoruz kardesler grubu, oyun icabi Hakan bebek trafik kazasi gecirdi, inandirici olsun diye yuzunu kirmizi tukenmez kalemle boyadim, kendi ellerimle, dun gibi aklimda! Yikarim gecer diye dusunmustum boyarken, oyun bitti, yikadim, gecmedi. Agladim, anneme yikattim, gecmedi. Gecmedikce agladim, agladikca agladim. Hep yarali kaldi Hakan bebek, hep kendimi sucladim…
12 Aralık 2010 Pazar
Karar verdim!
28 Kasım 2010 Pazar
her tatilin son gununde icime bi sıkıntı oturur
Bendeki bu hurma askinin sonu ne olacak merak icindeyim! Nerdeyse 24 saatte 907.2 gram hurma yemisim! Bitti de rahatladim! Zaten ben kucukken, bayramlarda, salonda masanin ustunde bir koca sekerlik cikolata oldugunu bilince rahat edemezdim. Her bayram seker cikolata yemekten her tarafim kabarirdi, sonra kaşın dur! Aynen oyle, malum hac mevsimi, kutsal topraklardan donen buyukleri ziyarete gittik gecen persembe, neyse, ortadaki sehpada koca bir tabak dolusu hurma vardi, ikram edildi aldik, tabi ben aldikca aldim, durayim artik yemeyeyim diyorum ama yok aklimdan cikmiyor, aliyorum, bi daha aliyorum. Sonra, misafir cocuklar da vardi tabi, onlar da aliyorlar. Annesi uyardi cocugu "yavrum, alinmaz o kadar cok" diye, utandim ben de, alamadim baska, buktum boynumu, ama hala aklimda! Yani bi de noluyor, tatli yiyorum yiyorum, midem bulaniyor, ustune tuzlu yemege basliyorum, bu sefer tuzlu yemekten midem bulaniyor, tatliya geciyorum, yine tuzlu, yine tatli, sonra yine tuzlu, derken sonsuz donguye giriyorum, cikamiyorum! Badem sakliyor artik evdeki her seyi, hatta almiyor da aldirmiyor da (kinlendim birden)! Her sey benim iyiligim icinmis. Annem de saklardi sekerleri cikolatalari, benim iyiligim icin, ama elimle koymus gibi bulurdum (tum kardesler bu konuda cok basariliydik). Gerci annem de kendini hic gelistirmiyordu, yatak odasindaki dolaba sakliyordu hep. Velhasili kelam, Badem benim bir arastirmaci oldugum gercegini atliyor! Ben kucukten yetistim bilmiyor!
28 Ekim 2010 Perşembe
8 yasindaysaniz ve dunyadan haberiniz yoksa hayat gercekten cok guzel
Bunu yazmayacaktim da, hani otellerde küvetlerin perdeleri cook kalin oluyor ya, iste ben ne zaman otele gitsem "küvette bi cesetle karsilasma" korkusu yasarim. O
perdeyi dualarla acar, perdeyi actiktan sonra kapali gozlerimi acmakta tereddut yasarim. Kucukken de, aksam tum aile oturma odasindayiz mesela, icerdeki tum isiklar kapali, benim de mutfaktan bi sey almam gerek, kosarak gidip kosarak gelirdim. Bence butun lambalar hep acik kalmali. Iste yine bu korkumdan oturu yatarken isik acik uyumak isterdim. Hatta bir gun abimle ayni odada yatiyoruz (yani burak apartmanindayiz) ben yakiyorum lambayi, abim kapatiyor, ben yakiyorum, abim kapatiyor.. Sonra ampul patladi tabi, karanlik karanlik uyuduk. Ne vardi sanki acik kalsaydi abi, ha, simdi su satirlari okuyunca yanmadi mi icin? pismanlik duymadin mi?Aslinda ben cok hanim hanimcik, herkese guven veren bir kiz cocuydum,ama iki erkek kardese sahip olmak (buyuklu kucuklu) hanim hanimcik kalmayi guclestiriyor. Volkan apartmaninda 6. katta otururduk, evin onu kaldirim, bi de kalabalik bi cadde, asagidan biri gececekken tukururduk! Hemen geriye saklanirdik tabi! O kisinin gelme suresiyle tukurugun asagi inme surelerini hesaplamak cok zevkliydi, ama tiksindim su an kendimden! Simdi ben yoldan gecerken biri oyle yapacak olsun, sıkıştırıveririm kol etlerini, alırım hıncımı!
gunun anlam ve onemi bildiren not: dogum gunu kutlu olsun prensesim!
21 Ekim 2010 Perşembe
duzenli bir eve sahip olmak cok zor
Tabi ben büyüdüm, hatta evlendim, ama huylu huyundan vazgecmedi, gerek labdaki masam olsun, gerek cok fazla esyanin bulunmadigi evim olsun, hatta gerek laptopumun masaustu olsun, her seyim daginik! Hatta ben daha gencecik bir universite ogrencisiyken haftasonlari abimlere giderdim de abim beni yolcu ederken "sen gidince ev duzene giriyor" derdi (simdi soylemesem hatirlamaz!)
Artik bu gidise bir dur deme vaktinin geldigini dusundum, bu oyle ara ara gelen gazlardan da degildi, ciddiydim. Daha gercekci olabilmek icin calisma masami hatta calisma odamizi plana dahil etmeyecektim. Kural suydu: "yilanin basini kucukken ez". cok yenilikciydim masallah, literature yeni yeni kurallar getiriyordum(!). neyse, cozumu uzaklarda aramaya gere
En son gecen hafta bir gun temizlik yapmistim. Bu haftasonu elim basima degmemisti..(neden degmemisti? hah, evet hem makale yaziyordum haril haril, hem de dostluk yemegimiz vardi, fedakarliklardan fedakarliklara kosmustum(!) hatta yemek diye de anca bir dilim pizza yiyebilmistim, zaten ucrette hep arkada kalmakti hayalim, ilk defa bunu yapabilmistim(!) )
Bak yaaa, yine cok konusasim var, laf lafi aciyor. konuya geri doneyim, nerde kalmistim, tamam, iste bu pazartesi aksam YORGUN ARGIN eve gelince baktim ki yilanin basi buyumeye baslamis coktan. giristim temizlige! hatta camasir bile yikadim! bulasik desen hallettim, yerleri supurdum, bir haftadir giyip giyip ortaliga attigim her turlu kiyafeti "kac dakikani alir sanki sunu cikarir cikarmaz katlayip dolaba yerlestirmek" diye kendi kendime kiza kiza katladim. Dunyanin en sıkıcı islerinden biri olan toz alma eylemini dahi gerceklestirdim. Allah'im iyi ki yerler haliflex de yer silmem gerekmiyor diye kendi kendime mutluluk oyunlari oynadim. Banyoyu da temizledigimde artik kendimden gecmistim. o yorgun halime bakmadan uzuuuun uzun temizledigim yerleri izledim, hayranlikla! Simdi de mevcut durumu koruyabilmek icin salidan beri ortalik topluyorum, kac defa bulasik yikadim, sabah esofmanimi bile katlayip koyuyorum, terlikler desen tek sira...
Yazimizin ana fikri su ki, yilanin basini kucukken ezmek de hic kolay degil. ev duzenini koruyacagim diye kendimi eve adadim resmen! Bu kadar zor olmamali! Mutlaka baska bir yol olmali...
NOT: Daginik ev resmi ariyordum resimlerimden, sonra utandim onlardan koymaya, bakarken de gecen seneden bi foto buldum onu koydum, fotosuz kalmasin postumuz di mi?
7 Ekim 2010 Perşembe
bir naif insan
Ne zamandir yazayim diyordum, yazayim simdi, sanirim ben safim yaaa, ya da gazim, ya da dunyadan haberim yok, ya da bunun gibi bi seyler. simdi ben blog dunyasiyla 2009 yilinin baslarinda tanistim (biliyorum teknolojiyi bu kadar yakindan takip etmem senin de yuregini parcaladi, bu bendeki naïf kisilik bana olan sempatini arttirdi, artik beni bir cay tarlasinda*, cay toplayan**, altinda salvar, basinda arkadan baglanmis bi yemeni ama kahkuller disarda ,zayif ve urkek, masum bakisli hayal edeceksin. Bak ben de kendimi oyle hayal ettim, nedense ustumde mor t-shirt var, hatta tulbentim de beyaz) ne diyordum, hah, tabi her yeni evlenen genc kiz gibi portakalagaci’na girmisligim hatta ordan tarif denemisligim, hatta ve hatta “un haline getirilmis biskuvi” yazisinin sadece “un” kismini okuyup Badem’e pismemis un yedirmisligim falan var, onu saymiyoruz. Iste 2009un basinda sanirim portakal agacindaki linklerden
Naapiyim benim de kaderim dunyaya gec gelmek, biraz daha erken gelseymisim simdi cok unlu bi mucit olarak ansiklopedilerde coktan yerimi almistim, ama o zaman da coktan ölmüştüm di mi?
7 Temmuz 2010 Çarşamba
BTS hakkindaki hicbir sey
-ögretmeyi seviyorum. gerci Badem hakim olmayi sevdigimi soyluyor.. neyse, seviyorum ogretmeyi, ogrenmeyi de seviyorum ama her seyi degil. ote yandan her seyi ögretmeyi seviyorum, ben konusayim baskalari dinlesin. ama ben konusurken kendi aralarinda konusulmasini sevmiyorum, herkes gozume bakmali, hic cit cikmamali, yoksa yoruluyorum, konsantre olamiyorum, sonra laflar geveleniyor agzimda. laf acilmisken gencleri de seviyorum:) genclerle vakit gecirmeyi de.. hatta ve hatta yasima basima bakmadan genc
lerle cocuk olmayi da..-geceleri tok yatinca aç uyanirim, aç yatinca tok uyanirim. bir de gece herhangi bir sebeple uyanmissam ve evde cips, ya da cok sevdigim bir tatli varsa, saate uykusuzluguma bakmaz yerim. zaten kucuklugumden beridir boyle seylerin evde olmasi beni rahatsiz eder, yani rahatsizlik demiyeyim de aklimda kalir, canim istemese de onlari yeme-bitirme arzusu dolar icimde. ne zamanki biter, ben de rahatlarim.
-Taktim mi takarim..
-Bazen öldügümü dusunup aglarim, kendi halime aglamam da kalanlara aglarim. hatta gecen gun nerden geldi aklima bilmem kanser oldugumu dusundum, annemlere soylemeyecektim, zaten uzaktayim ya tedavimden de haberleri olmaz dedim. Ama Badem'e soyluyordum. sonra herkese mektup yaziyordum, ama ben öldükten sonra gonderilecekti hepsi. Beni simdi aramayanlar sormayanlar pismanlik duyacakti.. nasil bir pskilojim var bilmiyorum.
-bir de ben yardim etmeyi cok seviyorum. sonra hediye vermeyi de cok seviyorum, param varsa daha da cok seviyorum:) sevdigim bir baska sey de yemek yedirmek (yapmak da ismarlamak da). zaten genlerimde var eminim:)
-kendi hakkimdaki son bulgum da uçlarda yasamayi seven karakterim. ne olursa olsun uçta yasiyorum, aciyi da mutlulugu da ofkeyi de sevgiyi de.. ya cok calisiyorum ya hiç, ya cok uyuyorum (ya hiç yazicam ama yalan olacak), ya durmadan yiyorum (ya hiç yazicam yine yalan olacak, ben uçlarda yasamiyor muyum acaba??) duygusal anlamda uçtayim kesin. dur bakayim, ne var baska ornek, buldum, ya her hafta alisverise gidiyorum ya da aylarca gitmiyorum, ya surekli ev temizliyorum, ya aylarca temizlemiyorum ("ya hiç" yazsam yine de dogru olacak), ya evden cikasim gelmiyor ya da hic eve girmiyorum. "eve en son giris saati" diye bir kuralimiz var bizim, ben kucukken de vardi, aksam ezaniyla evin kapilari kapanirdi, annem açmazdi kapiyi karanliga kalirsak.. simdi ise gece 12den sonra eve giris yasak. cok fazla uyamiyoruz ama en azindan nerde oldugumuzu haber veriyoruz. neyse, birakiyorum yazmayi. okula geleli 1 saat oldu henuz bi sey yapmadim. bir de sabah kahve almistim icine koydugum sütsel sivi bozukmus sanirim, eksidi bi tuhaf oldu. otobusu kaciriyordum onun icin soramadim da, midem agridi.. bitis cumlesi ariyorum bulamiyorum. hani onemli olan baslamakti, baslayinca gerisi gelirdi? gelmiyor iste, bitiremiyorum!
26 Nisan 2010 Pazartesi
Internetsiz daha mutlu olmaz miydik? Olmazdik!
Aaah ah, eskiden ben boyle miydim? Canim sıkılsa da devam ederdim calismaya. Dusunuyorum dusunuyorum ve sucluyu buluyorum: internet! ve tabi bilgisayarim! Canim mi sıkıldı dersten, hemen diyorum ki "ayyy 5 dakika bi bakayim, rahatliyim" sonra o 5 dakika oluyor bana 50 dakika, sonra bakiyorum 50 dakika gecmis, cok olmus, icim sıkılıyor, unutmak icin daha cok zaman harciyorum. Sonsuz donguye giriyorum!
Hayatimda bilgisayarla tanismam ortaokul yillarinda olmustu. Cuma gunleri bilgisayar dersimiz vardi, hocamiz da ingilizce bolum baskaniydi. O gun mutlaka terlik goturulurdu evden, lab kapisinda sira olunur, ayakkabilar cikarilir, terlikler giyilir iceri oyle girilirdi! Terligi unuttun mu para cezasi verilirdi. Iki kisiye bir bilgisayar duserdi. Bi bilgisayari acmak icin disk takar milyon yere basardik. Heyecanla son hamlemizi yaptiktan sonra hocamiz "hokus pokus, acil" derdi, acilirdi bilgisayar, biz de kikirderdik. Sonra ingilizce test cozerdik bilgisayarda... Mutlu olurduk, cok bi erisilmezdi..
Ben lise 2'ye giderken 24 ya da 12 ay taksitle exper bilgisayar almisti babam. Tabi ben o zamanlar ergen modundayim, hangi akla hizmet bilinmez arkadaslar arasinda chat moda o zamanlar, sonraki gun gidip anlatiyorsun. Babam, bakti bilgisayarla anca chat yapiliyor, ilime bilime bir katki saglamaya ugrasilmiyor, "bilgisayarin boyle bir sey oldugunu bilseydim, vallahi de billahi de almazdim" dedi. Cok uzuldum, kiyamam zaten babama... Insan o yaslarda hakkaten salak olabiliyor, hele benim gibi uclarda yasayan insan tipindeyse, hele bi de ene'si farazi hatliktan, ince ip'likten cikmis da ejdarha olarak tum vucudunu bel'etmisse...
Allah'a cok sukur, ya yillar gecmis olmasina ragmen ben hala ayni yerde olsaydim!
2 Nisan 2010 Cuma
TEMENNI
Bir gun, yarina yetistirilecek ve ya yakin zamanda teslim edilecek bir isim olmasin, o gun de gun boyu hic bosa vakit harcamamis olayim, ikindi vakti olsun, aksama ya da yarina okul disi bir programim da olmasin, evde olayim, evim temiz ve duzenli, mutfagim piril piril olsun, laptopum bile tozsuz topaksiz olsun, yeni yogurt mayalamis o da tutmus olsun, buzlukta cilekli dondurma buzdolabinda cilek olsun, uzumlu kek yapilmis bulasiklari da coktan yikanmis olsun ama evde kek kokusu hala duruyor olsun, kirli sepeti bos olsun, disarisi ilik ve gunesli olsun, annemlerle yeni konusulmus tanidigim tanimadim herkes sag selamette olsun, bir su birikintisinin ustunde hayatta kalmak icin cirpinan bir karinca itinayla kurtarilmis ve bunun mutlulugu hala yasaniyor olsun, cok sevdigim bir dizi olsun o da 3 bolum birden cekmis olsun, hiphizli internetim olsun, pencere acik olsun, cipsimi-gazozumu alayim yanima, uzatayim ayaklarimi dizi izleyeyim, ama sonradan da vakit israf ettim diye icim sıkılmasın, laptopum isinmasin, basim agrimasin, o kadar cips yedim diye midem bulanmasin, yasanan o huzurlu an bitip gececek uzuntusu yasanmasin, ve hic pismanlik olmasin hayatimda, evet boyle bir gun istiyorum…Bir de ister ilk ister son olsun, ama illa bahar olsun.
10 Mart 2010 Çarşamba
"gecip giden zamanlari bir yerlerde bulsam"

1-Bir hadise var (Nazan Oncel)
2-Sezen soyluyordu (Goktan)
3- El gibi ya da Allah'in varsa (Sezen Aksu) (karar veremedim simdi)
Gerci, Metin Ozulku sarkilari da cok burkuk gelir bana ama listeye giremedi. Yorumcularimizdan da kendi listelerini yapmalarini isteyelim, ve sonra el mecbur aklimiz gecmiste oldugu halde YINE YENIDEN derse donelim. Allah bugunlerimizi aratmasin diye bi de dua edelim de nankorluk etmeyelim:)
27 Ocak 2010 Çarşamba
sıkı can
15 Kasım 2009 Pazar
hata olustu (error! error! error!)
Az kopuklu kahvem elimde haftasonlarinin ne cabuk gectigini dusunuyorum. Sonra, sadece haftasonlarinin degil aslinda haftaiclerinin de cabuk gecisi karsisinda ufluyorum. Zaman geciyor ve elle tutulur hicbir icraat, kendimde hicbir gelisme goremiyorum. Oysa gercekten ucuk cikaracak kadar cok yoruluyor ve cok yogun gunler geciriyorum. Geceleri, gunduz kafam uykusuzluktan dusecek kadar ve sabahlari kahvesiz ayilamayacak kadar az uyuyorum. (Bi de 2 ayda 6 kilo alacak kadar cok yiyorum, ama onun konuyla alakasi yok!) .. Cozum uretmeye calisiyorum, ozellikle okulda bitirmem gereken isi bitirmeyip surekli bi kac siteyi tikladigimi fark ediyorum. Yani her bir yeni konuya, sayfaya gecerken gmailden baslayip muptelasi oldugum sitelere girdigimi fark ediyorum, surekli. Onlara da mi "yasak" koysam diye dusunuyorum. Sonra, asil olayi kafamda bitirmem gerektigini dusunuyorum. Dusunceden irak etmek gozden irak etmeyi, gozden irak etmek dusunceden daha rahat irak etmeyi getirecek biliyorum. Bunlar hep birbirini destekleyecek, ama bu loop sonsuza donmeyecek, n= kac bilinmez ama bir zaman gelecek, parantezden cikilacak, ve bu istekler hayattan irak edilmis olacak...

