16 Ağustos 2010 Pazartesi

RAMAZAN HATIRASI

Ramazanin ilk gunu.. o zamanlar ramazan kis sonu-ilkbahar basinda. ilkokula gidiyorum, Burak apartmanindayiz. Aksama amcamlar bize iftara davetli. Ilk gun sahura evdeki buyuk kucuk herkes kalkiyor, kardesim yarim gun tutacak geri kalanlar tam gun. Nasil bir heyecan, mutluluk var bende! Hic zor gelmiyor oruc, obur gunleri de tutmak icin simdiden annemlerle pazarliga basliyorum. Annem sahura akitma yapiyor. Kiyamadigi icin oruc tutmamizi istemeyen annem olabildigince alcak sesle uyandirmaya tesebbus ediyor (kaldirmazsa, sabahinda mizildayan ben’e yalan atmamak icin yine de kaldirmaya geliyor) hemen kalkiyorum. Okulda zaman daha cabuk geciyor, evde oruc tutmak biraz daha zor. Ben tarif kitabindaki dondurma resmine bakiyorum gun boyu, onu yedigimin hayallerini kuruyorum. Aksam uzeri annem yemeklere basliyor. Menu belli. Ablam salatayi yapiyor, ben masayi kuruyorum. Vitrinden Kristal bardaklar, kutahya porselen tabaklar, ve hatta jumbo kasik catallar cikariliyor. Catallarin uzerindeki su izlerini temizliyorum gereksiz bularak. Ve amcamlar geliyor. Amcamin kizi G.’yle ayni yasiz, o oruclu degilse ben havalara giriyorum!(evet ilk defa burda itiraf ediyorum bu durumu). Ezani bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Ramazanin ilk gunu.. o zaman ramazan kis aylarinda. Ortaokula gidiyorum. Volkan apartmanindayiz. Aksam amcamlar bize iftara davetli. Kardesim dahil herkes oruc tutuyor. Nasil bir heyecan mutluluk var bende! Hic zor gelmiyor oruc. Annem sahura hamur kizartiyor, acikma korkusuyla catlayincaya kadar yiyiyorum. Abimin nesesi yerinde, gece gece espri ustune espri yapiyor. Biz kikir kikir, babam komsulari uyandiracagiz diye bize sessiz olmamizi soyluyor. Catlayincaya kadar icilen suyun ardindan top patliyor. Ezani bekliyoruz (neden imsak girer girmez kilmiyoruz namazi bilmiyorum). Ezan baslar baslamaz namazimizi kiliyoruz. Annemler yatiyor. Biz abimle satranc oynamaya koyuluyoruz, kardesim cogu kez uyuyor. Annemlerin uyuduguna emin olduktan sonra abimle gizlice cikiyoruz. Hava aydinlanmak uzere, disarda kimsecikler yok, hava hafif soguk. Abim sofor koltuguna bense on koltuktayim. Volkan apartmaninin arka bahcesinden Ankara caddesine cikiyoruz, atli heykelin ordan lisenin onune geciyoruz, her sabah ayni rotayi izliyoruz. Hadi abim, arabayi suruyor, ben niye cikiyorum tam bilmiyorum, ama abimi yalniz birakmadigim icin icim huzurlu, belki de oylece onu koruyabilecegimi dusunuyorum. Nerdeyse yarim saat gectikten sonra eve geliyoruz, herkes uykuda. Hic cikmamis gibi ustumuzu degistirip yatiyoruz, ya da bazen derse oturuyoruz.

Annem okuldan gelince yemeklere girisiyor. Menu belli. Hem salatayi yapiyorum hem masayi kuruyorum. Vitrinden Kristal bardaklar, kutahya porselen tabaklar, ve hatta jumbo kasik catallar cikariliyor. Catallarin uzerindeki su izlerini temizliyorum gereksiz bularak. Uc tane salata tabaginin en buyugunu orta yere koyuyorum. Hosaflari kaselere koyarken tanelerini ve suyunu orantili koymayi seviyorum. Tabagin kuzey batisina bardak, kuzey dogusuna da kase koyuyorum. Ayva tatlilarini da tabaklara koyup sehpanin uzerine diziyorum. Pideleri dilimlerken annem her zaman “masa ortusunu kesersin tahtanin uzerinde kes” diyor, ben her seferinde direk masada kesmeye yelteniyorum. Ve amcamlar geliyor. Amcamin kizi G.’yle ayni yasiz, o da oruc tutuyor. Ezani bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.


Ramazanin ilk gunu.. o zaman Ramazan kis basi-sonbahar sonunda. Liseye gidiyorum. Selcuklu apartmanindayiz. Haftasonu amcamlar bize davetli. Yatili okuldayim. Ilk gun okuldaki hemen herkes oruc tutuyor. Sonraki gunler derslerimize etki eder diye oruc tutan sayisi kizlarda yariya dusuyor. Heyecan var bende ama ogleden sonra nasil calisacagim endisesi de var. oruc biraz zor geliyor. Sahura nobetci ogretmen geliyor. Bayan belletmen yok, mudur beni gorevlendirmis sahura kalkacaklari uyandirmak icin. Giyinip kusanip, montlarimizi da alip, yatakhanenin girisinde bekliyoruz. Nobetci ogretmenle beraber yemekhaneye gidiyoruz. Aksamdan kalan hosaf, zeytin peynir, bal, recel, istedigimizi alabiliyoruz. Sessiz ve uykulu sahurumuzu yapiyoruz hep beraber. Sonra yine toplu halde yatakhaneye gidiyoruz. Okuldan cikinca iftar vaktine kadar yatiyoruz. Aksama dogru yemekhanenin yolunu tutuyoruz. Menu belli. Siraya giriyoruz. Oruc tutmayanlar mutlaka oruclulara sira veriyor. Yemek dagitmakla gorevli amca, “sen zayifsin” deyip bana en buyuk but’u koyuyor. Ezani bekliyoruz. Tabldot onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Ramazanin ilk gunu.. o zaman Ramazan sonbahar aylarinda. Universiteye gidiyorum. Annemlerin yaninda degilim. Amcamlar da yok artik, ben de yokum. Ogrenci evimizdeki herkes oruc tutuyor. Normalde gunun nobetcisi sahuru hazirliyor ama ilk gun mutlaka ben kalkiyorum (uykum hafif oldugu icin). Heyecan var bende ama yine dersleri dusunuyorum. Oruc baya zor geliyor. Iftara istanbuldaki kucuk amcamlara davetliyim. Amcamlarin evi cok uzak. Kadikoy'e geciyorum, ama trafik cok fazla. Kadikoy'den kalkacak otobusu kaciriyorum. Bu arada ezan okunuyor, hava kararmak uzere. Disarda tek bir insan yok. Hafiften yagmur yagiyor. Sonraki otobuse yarim saat var. Amcami arayip gec kalacagimi soyluyorum. Cok uzak, gelip beni almasini istemiyorum. Ben bir basima otobus duraginda bekliyorum, onceki ramazanlari dusunup agliyorum. Ezan okunuyor. Cok mahsunum.

Yine ramazan, yine universiteye gidiyorum. Ilk vizelerimiz baslamis, hepsi de iftar vaktine denk geliyor. Ac susuz vizelere giriyorum. Hocalarin vizeyi bir saat ertelemeyislerine anlam veremiyorum. Bir yandan sorulari cevaplarken bir yandan da ezanin okunmasiyla cantamdan biskrem cikariyorum. Biskremi yemeden once dua ediyorum. Cok mahsunum.

Yine ramazan yine universiteye gidiyorum. Birileri tum evimizi iftara cagirmis, toplasip gidiyoruz. Sahane sofralar kurulmus, guler yuzlu ev sahibi bizlere kendi kizlari muamelesi yapiyor. Belli ki sabahtan beri yemek yapmakla ugrasmis. Hepimizi genciz ama illa kendisi hizmet etmek istiyor. Ezani bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Aile ortaminin ne guzel oldugunu dusunup ev sahibine de dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Yine universitedeyim. Abimler istanbulda artik. Onlara davetliyim. Aksam ustu variyorum. Uc kisilik sofra kurulmus. Ince ince salata yapilmis. Cacik dolapta. Neden bilinmez le’cola kalmis aklimda. Ezanla acmiyoruz orucu, bekliyoruz biraz daha. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Ramazanin ilk gunu. Artik ramazan sonbahar basi-yaz sonunda. Doktora yapiyorum. Far Far Away’deyiz. Aksama arkadaslar bize iftara davetli, artik annemin rolunu ben ustleniyorum. Nasil bir heyecan mutluluk var bende, ama ote yandan gozumde buyudukce buyuyor Ramazan. Gunler de uzun, hava da sicak bahaneleri uretiyor nefsim. Oruc cok zor geliyor! Badem sahura kalkmakta cok zorlaniyor ama yillardir herkesi her turlu ben uyandirdigim icin uzun dil dokmelere sabir gosterebiliyorum. Ozel bir sey olarak yumurta hasliyorum. Annem gece gece nasil da kalkip hamur kizartirmis, tavada patlicanli borek yaparmis sasiriyorum. Sallama cay yapiyorum, domates salataligi bile ekstra goruyorum. Okulda gun boyu internetten yemek resimlerine bakiyorum, onlari yedigimin hayallerini kuruyorum. Okuldan erken cikip yemege girisiyorum. Menu belli. Salatayi da ben yapiyorum, sofrayi da ben kuruyorum. Ne kristal bardaklarimiz var, ne Kutahya porselenimiz ne de jumbo catal kasiklar. Zaten vitrinimiz de yok. Gunluk kullandigimiz yemek takimini cikariyorum. Catallarin uzerindeki su izlerini temizliyorum anneme hak vererek! Hosaflari kaselere koyarken tanelerini ve suyunu orantili koymayi seviyorum. Tabagin kuzey batisina bardak, kuzey dogusuna da kase koyuyorum. Sutlu tatli var, dolapta tutuyorum. Ekmeklerimizi zaten dilimlenmis aliyoruz ama neden hala masa ortumde kesikler olusuyor anlamiyorum. Ve arkadaslar geliyor. Her seyi anca yetistirmisim. Corbalari koyuyorum. Ne top patliyor ne de ezan okunuyor. Vakit girdi mi diye birbirimize soruyoruz. Nolur nolmaz diye 3-5 dakika da fazladan bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

TURKLER DIRENISTE

Gun gecmiyor ki Delta ucak iptal etmesin! Hadi ulke ici neyse ama ulkeler arasi ucarken, hele hele atayurda giderken, hele de zaten atayurtta az vakit gecirekken ucak iptal etmesi beni Delta’yla ucmaya tovbeli hale getirdi.
Dun saf saf kapida bekliyorduk, once 15 dakika 15 dakika gecikmeyi anons ettiler, 3 saat sonra bizi ucaga aldilar, sonra ucakla soyle bi gezdirdiler karada, yok baska bir ucak geri inmek zorunda kalmis da onu bekliyorlarmis, yok havalandirma bozukmus, yok teknisyen bekleniyormus derken 2 saat de ucakta beklettiler. Derken anons duyuldu, ucagi bosalttik, 2 saate kadar ne olacagini haber verecegiz dediler. Ve beklenen anons geldi “atayurda olan sefer IPTAL”. Iste her sey ondan sonra basladi. Ben yine kostur kostur siraya girdim ama yaristigim insanlar safkan Turk'tu, kimse sira mira dinlemedi, hurraaa daldi. neyse, teker teker olmasa da grup grup siraya girildi basi sonu belli olmayan. Delta’nin ataryurda gunde 1 seferi var, sonraki gun aksamki sefere koymaya calistilar, ama herkesi sonraki gune koymalari mumkun degildi tabi, derken 2 gun sonra olan ucaktaki bos yerlere koymaya calistilar, iste orda olay koptu. Kalabaliktan bir ses “arkadaslar, kimse bir yere gitmesin burda protesto yapalim” diye bagirdi.insanlar zaten gergin, oyalandikca oyalanmis, hayalleri yikilmis.. alkis protestosuna basladik! Sonra yuhalama basladi. Cok zevkliydi:) Delta’nin gorevlileri sasirdi. Delta Delta olali boyle eylem gormemistir:) sonra herkes ek ucak icin gorevlinin masasina yurudu. O masada hic gorevli kalmadi hepsi kacti. Sonra cilgin Turkler durur mu kactiklari masaya yurundu. Gorevli bi kadin azari basti “tek tek gelmelisiniz boyle olmaz”diye, bizimkiler de “yok caniiim” dediler, resmen istila ettiler. Gorevliler korktu POLIS CAGIRDILAR, bagris cagiris. Polis olay yerine hemen intikal etmedi, gelince de Delta’dan yana oldu. Deltayi polise rapor etmek isteyen bir kiza “sen mi orgutledin herkesi, eger bir daha herkese hitap edersen seni tutuklarim” dedi (oysa o kiz bi sey yapmamisti). Herkes korktu biraz. Ama Delta’nin hatali oldugunu, ek sefer koymalari gerekirken oyalama taktigine girdigini anlatti butun Turkler, tek yurek tek bilek. Sonra ogrenildi ki sonunda direnisimiz cevap vermis, ek sefer konulmus, sonraki gune, ogleden sonraya. Sirada otel, yol, yemek isi vardi.
Bu arada olay yerinde bebekli-cocuklu kadinlar, hic ilgilizce bilmeyenler ve dahi hic ingilizce bilmeyen yaslilar vardi. Ne oldugunu ne yapacaklarini bilemeyen. Ben bebegiyle bir gun daha yollarda kalmak zorunda oldugu icin ve dahi ne yapacagini (otel, vb) bilemedigi icin aglayan bir kadina teselli vermekle gorevliydim (Badem gorevlendirdi). Iste burda cozum odakli “yardimsever yigen” (bknz. Badem) olaya mudahil oldu. Ingilizce- yol- iz bilmeyen yaslilara, bebeklilere bizim otelden yer ayarlatti Delta’dan. Sonra valizlerini tasidi, her turlu sikintilarini kendine sikinti edindi (masallah). “Biz nereye gideriz yigenim” diyenleri ta odalarina kadar goturdu, hatta klimalarini bile acti… herkes birbirine yardim ediyordu. Bebek arabasi ucaktan cikmayan kadina herkes uzuldu, herkes onun yerine bebek arabasi nerde kaldi diye gorevlilere sordu. “ben naparim bebekle bir gun daha” feryatlarina Anadolu insani “biz yardim ederiz bacim” diye merhem oldu. Tum ucak kaynastik, ve iste ben anladim ki ayni dertle dertlenmek insanlari yakinlastiriyor. (sirri cozdum). Sonraki gun Badem yine yasli ve cocuklulari topladi, check-in’lerini yaptirdi. Taa kapiya kadar goturdu. Hatta yemeklerini bile aldi. Bir ara isi vardi okulla ilgili, gorevi bana teslim edip ortadan kayboldu. Bizim yasli amca “gelin (ben oluyorum gelin, Badem’i oglu gibi sevdi), Badem yigen nerde, ucak kalkar da haberi olmazsa, kalirsa buralarda” diye dertlendikce dertlendi. “cok yardimsever oglan, Allah razi olsun” dedi durdu..
Iste bir yolculukta daha sizinle beraber oldum. Ucaktayim simdi. 3 saat kaldi insallah inmemize. Babamlar hayal kirikligi yasadilar cok ama vardir bir hayir…
Ortam guzel, herkes kardes. Iste biz Turkler mazlumun arkasinda zalimin karsisinda insanlariz. Birini dusmus gorelim, donup gitmeyiz aslinda dusen kim olursa olsun.. ama goruyoruz, ne hale getirdiler atayurdu, kardesi kardese dusman ettiler, tahamulsuz, saygisiz, baskasina yasama hakki tanimayan insanlara donusturduler bizi:( icimizdeki sag duyuya kulak verebilsek, yine tek vucut olabilsek ..Alhah’im, sen yolcunun duasini geri cevirmezsin, bu milleti atalarina yakisir torunlar, sana yakisir kullar eyle. amin

13 Temmuz 2010 Salı

9. kapida uzayan dakikalar

Sabah olmus, biz atayurda gelmek uzereyiz. Insanlar yorgun ama mutlu, heyecanli. Sonra pilotun anonsu geliyor, ucagimiz alcalmaya basladi, bilmem kac dakika sonra inicez, sicaklik bilmem kac SANTIGRAT derece, yerel saat 10:15. Bense yuzumde engelleyemedigim bir gulumseme, gozlerim disarda. Ve iniyoruz, inmemizle bir alkis kopuyor, herkes telefonlarini aciyor, “geldim” diye mujdeliyor bekliyenlerine. Sonra direk “Celebi”yi goruyorum ben, sonra “havas”. Turkce yazilar var her yerde, gun gunesli. Vatan topragini yuzume gozume surmek istiyorum, opmek opmek, ne zormus senden ayrilik demek istiyorum. Derken kapi aciliyor pasaport kuyrugunda onde olma yarisi basliyor. Pasaport kontrolunu yapan memura gulumseyip de karsilik goremeyince, ya da ettigim tesekkure rica ederim denmeyince hemen far far away’le karsilastirmaya giriyorum. Turkcell reklamlari var her yerde, valizi almaya gidiyorum, valizler donuyor donuyor ama bizimki ortalarda gorunmuyor, derken goruyorum valizi, Badem hemen aliyor, ben kenarda duruyorum. Bir yandan otomatik kapi acilip kapaniyor, yakinlarini bekleyenleri goruyorum, herkes mutlu. Derken kapi bizim icin aciliyor, herkes bize bakiyor, kalabaligin icinde sallanan el ve seslenilen ismim, abimi goruyorum, derken babami coskulu. Sevincle beraber gozyaslarimi tutamiyorum, aglamaktan konusamiyorum, sariliyorum sadece, anneme cekmisim iste, o da ayni. Sonra abimin arabasina biniyoruz ve trafige giriyoruz…
Hayal tabi bunlar, ya da onceki yillarda yasadiklarim diyeyim. Yarin sabah ins bunlari yasiyor olucam. Gerci yine Delta yapti yapacagini ucagi erteledi, simdilik 1 saat 10 dakika ertelendi ama umudum yok, daha erteler bunlar!! 9.kapida bekliyorum. 2 saatlik uykuyla duruyorum, ucaga binsek hemen vurucam kafayi uyuyacagim ins. Zaten yanima aldigim kitap da cok acmadi beni. Blog yazayim dedim ama gozyaslarima hakim olamadim, bekleme salonunda elinde bigisayar yazi yazip aglayan bir tip’e donustum.
NOT: Ucak iptal edildi, sonraki gun kalkti

BTS Atayurt icin hazirlaniyor

Alisverisi-temizligi falan bitirdik ama ben de bittim. Rengim falan soldu resmen, temizlik yapicam diye orayi burayi kazimaktan parmak uclarim, orda burda alisveris yapmaktan ayak tabanlarim aciyor. Hatta zor yaziyorum bunlari sevgili dostlar, tuslar parmaklarimi acitiyor! Butun bu islere sadece yaziyla “bir”, rakamla “1” haftasonu ayrilinca olacaklar belliydi aslinda. Donerken agir misafirlerle donecegimiz icin dip kose daldik, hatta “temiz” ve “kirli” tanimlarini tekrar yaptik. Badem “el izleri”ni bile secebilen bir detektore donustu. Bense hali uzerindeki mikro-parcalari bile secebilen birine! Hayat boyle cok zor, surekli insanin gozune kir pas takiliyor. En guzeli orta karar bir temizlik ve temizlik anlayisi. Hatta hala iddia ediyorum, dunyanin en gereksiz isi carsaf nevresim utulemek!! Ama onu da utuledim, jilet kivami yataklar hazirladim.

Cok guclu kir-pas sokuculer aldim, uzun sure yuzeyle temas ederse daha iyi cikarir gibi hirslara kapildim, bir gece boyunca o kimyasalla beklettigim sampuan falan konulan metal adevati kullanilmaz hale getirdim. En fazla 20 saniye kalmasi gerekiyormus ogrendim. Badem, Mr Muscle olarak ocagi halletti, (evet ocak su an fabrikan ciktigi zamankinden bile beyaz!)ben erteledikce erteledigim buzluk-buzdolabina giristim, sonuc sasirtici: gercek rengini unutmusuz! 10 cuval coklugunda cop-esya-kagit attik, meger gazetelere dusmek uzereymisiz de son anda yirtmisiz. Cam bile sildik, perde bile yikadik, o kadar pur-u pak’iz su an. Insan bakmaya doyamiyor. Sabah 5te yattim (7de kalktim) yatarken bile uzun uzun odalara bakiyordum! Ama dedigim gibi temizligin bu kadari insan bunyesine zarar, aman oraya dokunma, aman buraya dokunma, ellerini kac kere yikadin diyerek teror estirir oldum, yere dusen herhangi bi seye sahin hiziyla atlayip cismi ortamdan uzaklastirir oldum. Masaya dokulen bir damla yag dunyalari basima yikar oldu. Benim icin optimum durumun, ortalikta bulasik olmayan, kiyafetler oraya buraya atilmamis, normal temiz bir ev olduguna karar verdim!

7 Temmuz 2010 Çarşamba

BTS hakkindaki hicbir sey

-Gecenin bi vakti ben labda yalniz basimayken labin kapisini acmaya calisan ama sifreyi yanlis girdigi icin acamayan temizlik gorevlisi beni korkutuyor! hadi ya kapiyi acik biraksaydim?? hadi ya o temizlik gorevlisi aslinda temizlik gorevlisi olmasaydi da psikopatin teki olsaydi? ya da o kadar analiz falan yapip da bir makale bile yazamayan bayan ogrencileri öldüren bi seri katil? ya beni öldürseydi hazir ortalikta da kimse yokken? evet boyle dusunceler gelir benim aklima.

-ögretmeyi seviyorum. gerci Badem hakim olmayi sevdigimi soyluyor.. neyse, seviyorum ogretmeyi, ogrenmeyi de seviyorum ama her seyi degil. ote yandan her seyi ögretmeyi seviyorum, ben konusayim baskalari dinlesin. ama ben konusurken kendi aralarinda konusulmasini sevmiyorum, herkes gozume bakmali, hic cit cikmamali, yoksa yoruluyorum, konsantre olamiyorum, sonra laflar geveleniyor agzimda. laf acilmisken gencleri de seviyorum:) genclerle vakit gecirmeyi de.. hatta ve hatta yasima basima bakmadan genclerle cocuk olmayi da..

-geceleri tok yatinca aç uyanirim, aç yatinca tok uyanirim. bir de gece herhangi bir sebeple uyanmissam ve evde cips, ya da cok sevdigim bir tatli varsa, saate uykusuzluguma bakmaz yerim. zaten kucuklugumden beridir boyle seylerin evde olmasi beni rahatsiz eder, yani rahatsizlik demiyeyim de aklimda kalir, canim istemese de onlari yeme-bitirme arzusu dolar icimde. ne zamanki biter, ben de rahatlarim.

-Taktim mi takarim..

-Bazen öldügümü dusunup aglarim, kendi halime aglamam da kalanlara aglarim. hatta gecen gun nerden geldi aklima bilmem kanser oldugumu dusundum, annemlere soylemeyecektim, zaten uzaktayim ya tedavimden de haberleri olmaz dedim. Ama Badem'e soyluyordum. sonra herkese mektup yaziyordum, ama ben öldükten sonra gonderilecekti hepsi. Beni simdi aramayanlar sormayanlar pismanlik duyacakti.. nasil bir pskilojim var bilmiyorum.

-bir de ben yardim etmeyi cok seviyorum. sonra hediye vermeyi de cok seviyorum, param varsa daha da cok seviyorum:) sevdigim bir baska sey de yemek yedirmek (yapmak da ismarlamak da). zaten genlerimde var eminim:)

-kendi hakkimdaki son bulgum da uçlarda yasamayi seven karakterim. ne olursa olsun uçta yasiyorum, aciyi da mutlulugu da ofkeyi de sevgiyi de.. ya cok calisiyorum ya hiç, ya cok uyuyorum (ya hiç yazicam ama yalan olacak), ya durmadan yiyorum (ya hiç yazicam yine yalan olacak, ben uçlarda yasamiyor muyum acaba??) duygusal anlamda uçtayim kesin. dur bakayim, ne var baska ornek, buldum, ya her hafta alisverise gidiyorum ya da aylarca gitmiyorum, ya surekli ev temizliyorum, ya aylarca temizlemiyorum ("ya hiç" yazsam yine de dogru olacak), ya evden cikasim gelmiyor ya da hic eve girmiyorum. "eve en son giris saati" diye bir kuralimiz var bizim, ben kucukken de vardi, aksam ezaniyla evin kapilari kapanirdi, annem açmazdi kapiyi karanliga kalirsak.. simdi ise gece 12den sonra eve giris yasak. cok fazla uyamiyoruz ama en azindan nerde oldugumuzu haber veriyoruz. neyse, birakiyorum yazmayi. okula geleli 1 saat oldu henuz bi sey yapmadim. bir de sabah kahve almistim icine koydugum sütsel sivi bozukmus sanirim, eksidi bi tuhaf oldu. otobusu kaciriyordum onun icin soramadim da, midem agridi.. bitis cumlesi ariyorum bulamiyorum. hani onemli olan baslamakti, baslayinca gerisi gelirdi? gelmiyor iste, bitiremiyorum!