30 Kasım 2010 Salı

Laf lafi aciyor, ve BTS ders almasi gerektigini bir turlu anlamiyor

Bir onceki yazimi okudum da simdi aklima 2 tane daha anim geldi. Birincisi yine kahve dokmeyle alakali,ikincisi de ilk haftadan mahvettigim bir baska objeyle alakali ki bu objelerin hepsini kaleme alsam, kitap olur.

Kutuphaneden aldigim bir kitabi yine hangi akla hizmet bilinmez evde yere acik bir sekilde koymustum, masada da aşırı köpüklü buyuk fincanda turk kahvem. Senaryo malum: kahve ufak bir kuvvetle kitabin ustunde! Telveler falan birinci kalite kuşe kağıdından yapilmis kitabin ustunde fal bakmak isteyenlere acik davetiye sekline burunmus. (vicdandan gelen aciklama: "De ki: 'Göklerde ve yerde olan gaybı, Allah'tan başka bilen yoktur" - Neml suresi , 65. ayet ) Ben manzaraya oylece bakarken, Habil yanim “bu kitabi kutuphaneden aldin, simdi yenisini alip vermen gerek” diyor, Kabil yanim da “sadece 2 sayfa lekelendi, yazilari acikca okunuyor hala, 120 dolar o kitap” diyor. Neyse, zaten bir hafta gecmeden kitap kayboluyor! En son ofiste goruyorum, ofise kimse girmiyor aslinda, herkese soruyorum ama kitap yok! Sonra tabi 120 dolar verip kitabi aliyorum, ve kutuphaneye teslim ediyorum! Kahve dokmeyle basladim,bir simulasyon (yaziyla: simulasyon, evet alti ustu simulasyon kitabi yaa) kitabina 120 dolar vermemle bitirdim. Yine alakasiz bitirdim ya neyse, zaten dedim ya ani bu, heralde sonuc olarak dunyayi kurtarmis olmam beklenmiyordu!

Ikinci anim da ben lise 2’de tam bir “kendini dunyanin merkezi zanneden” ergenken yasaniyor. Sevgili babacigim bana kaban almis, hatta kizini kiramayip tum magazalari dolasmis. Sonraki pazartesi okula o kabanla gidiyorum, tenefuste de okul soguk oldugu icin uzerimden cikarmiyorum (yoksa hava mi atmakti niyetim hakkaten hatirlamiyorum). Sonra, hangi akla hizmet bilinmez 10 dakikalik tenefuste kimya labina gidiyoruz (sanirim kapiyi acik gorunce dayanamiyoruz). Lise 1’ler proje yapmis onlara bakiyoruz. Akillinin biri masaya asit dokmus, ve temizlememis, ben de o masaya kollarimi koyuyorum ve projelere oyle bakiyorum. Okul bitiyor, yurda gidiyoruz, kabanin kollari pembelesmis, kimya labinda bi seyler oldugunu anliyorum ama o kadar, cok da onemsemiyorum. Neyse, sabah olunca bir bakiyorum!! Kollari tamaaaamen delinmis, yani kol kalmamis desem daha dogru olur! Hatta elimi cebime soktugum icin kabanin yanlari falan hicbir sey kalmamis geriye!! Iste o zaman uzuluyorum, hatta bunun asit oldugunu ve hemen o zaman yikasaydim yikimin boyle buyuk olmayacagini ogrenince “keske”ler geciyor icimden, resmen asit cigerime dokulmus gibi yaniyor icim. “Cana gelecegine mala gelsin”diyor Habil yanim, Kabil yanim da “mal canin yongasidir” diyor. Kaban da oyle sık alinan bi sey degil ki! Aksaminda babamlari ariyorum, “olsun kizim, uzulme tekrar aliriz” diyor bizimkiler. Pismanlik hissediyorum. Yenisi aliniyor, ama aynisi yok, baska bi sey aliniyor (ki o da 1 yil icinde yeni badana yapilmis duvara yaslanmak suretiyle ve yine benim hemen mudahele etmemem neticesinde sırt tarafi masmavi kaliyor).

Ve sonuc: BTS, kitaplari haaalaa yere koyar, masaya da kahvedir caydir, tehlike arz edebilecek bilumum maddeleri koyar. BTS, bir yerde “yaklasmayin, tehlikeli madde” uyarisi gorse, herkese “yaklasmayin” diye nasihatta bulunur ama kendisi “yaklassam nolur acaba, tehlikeli ama ne kadar tehlikeli” diye meraktan catlar! Yok yani bir gun henuz katilasmamis betona basicam, sonra cikaramicam ayagimi, derken beton katilasacak, oooyle kalicam, ibretlik!!

29 Kasım 2010 Pazartesi

Lisede de test kitaplarimda fışkırmış mandalina lekeleri vardi, yer yer

Bir kahve dokme vakasiyla daha karsinizdayim! Artik bir objenin benim olup olmadigini uzerindeki kahve lekelerinden anliyorum. Misal, labda bir kitap var ve uzerinde kahve lekesi mi var, kesin benim! Ikinci bir misal, ortalikta bir kiyafet var ve uzerinde kahve lekesi mi var, yine kesin benim. Hatta baska bir misal, uzerinde kahve lekesi olan her haliyi (bildigin yere serilen) eve goturesim geliyor, bu hali kesin benim diye!

Madem elime koluma sahip olamiyorum, neden kol mesafesinde kahve barindiriyorum inan bilmiyorum. Yok bi de kahve dokuluyor, ortamda bir kahve golcugu olusuyor, bi telas yap, o kahve sivisi doku tarafindan emilmeden sen hizli kalp atislariyla kagit havlu neyim bul (babanneme sevgilerimi gonderiyorum), atmaca ol , sayisiz kagit havluyu olay yerine var gucunle bastir, falan! Ama yok, ben kahvemi efendi gibi doktukten sonra uzerime bi cool’luk cokuyor, hic olmadigi kadar agir yurumek suretiyle kagit havlu ariyorum. Hatta gecen aydi sanirim, ben yine haliya kahve dokmustum, yerimden kalkmadim, nasilsa mudahele etsem de bir etmesem de bir diye. Evde kafam yerde gezerken anilarim gozumun onunden geciyor bir bir! Hatta hatta, yine haliya kahve doktugum bir aksam, eve bayramlasmaya arkadaslar gelmisti (demek ki iki hafta once), ben yine silmemistim baska isim mi yok havasinda, bi de cool’um ya dunya metasi sonucta, neyse arkadaslar geldiler, zaten 5 dakika insanlari kapida beklettik oturma odasini oturulabilecek bir mekan haline getirmek icin (bknz. Her seyi kucaklayip yatak odasina atmak) neyse, ben iste haliyi silmedigim gibi bi de misafire “o tarafa basma yea, oraya yeni kahve doktum islak daha” dedim piskin piskin!

Ve inanmiyorum, simdi de laptopumun asagi yukari tuslarinin orasi kahveyle bulustu!! Yanimda pecete vardi Allah’tan da sevgili laptopum benim nerde ne yapmasi gerektigini bilmeyen karakterimin kurbani olmadi, ama paslanma su dakikada baslamis ve 3-5 ay icinde bana donecek olabilir, heyecanli bekleyis basladi! Laptopa kahve demisken, universitenin son senesinde babacigim bana laptop almisti, okul basladi iste, laptopu alali bir hafta ya oluyor ya olmuyor, masamin ustunde kahve var (ama o zamanlar Nescafe iciyorum sekerli sekerli, cekilmis kahve tadindan haberim yok) hangi akla hizmet bilinmez laptopu da yere koymusum, elim bardaga carpti, tum kahve henuz yepyeni laptopun uzerine dokuldu! Yurecigime bir agri saplanmadigina eminim, arkadaslar benden cok telaslanip kahveyi silmeye calistilar. Ben sac kurutma makinasiyla tuslarin arasina giren kahveyi kurutmaya koyuldum.Neyse, bir yil idare etti beni Salih (o zamanlar duygusal bagim vardi laptopumla). Sonra onu annemlere evlatlik verip Far Far Away’e geldim, konuyla alakasi yok tabi.

Yarim saat once de yine kahve doktum de ondan bu yaziya baslamistim. Bu seferki kurbanlarim, tatilde calisirim dusuncesiyle eve toplayip goturdugum ama tatil boyunca birak kapaklarini acmayi yerinden oynatmadigim bu sabah da okulda calisirim diye geri getirdigim ve daha da acisi biri benim tarafimdan biri de hocam tarafimdan bana okurum diye alinan iki kitap (ansiklopedi demek daha uygun bence). Artik omur boyu tasiyacaklari lekeleri var, ve tek suclari bana yakin durmak!

28 Kasım 2010 Pazar

her tatilin son gununde icime bi sıkıntı oturur

Evet, bir sukran gunu tatilinin daha sonuna gelmis bulunmaktayiz! Yarin gule oynaya (!) okul yollarina dusucem yine insallah! Lab arkadaslarimin benden once laba gelmis olmalarindan oturu icimde bir sucluluk duygusu hakim olacak, falan. Bende de pazartesi sendromu diye bi durum var, ama bende sali sendromu, carsamba, persembe sendromlari da var! Bir tek cuma gunlerini sendromsuz yasiyorum. Ta cumartesi sabahindan basliyorum "hafta sonu bitti iste" diye bunalimlara girmeye. Zaten kis munasebetiyle dokundugum her yer bana elektrik olarak geri donuyor, bir yere dokunmadan once tuhaf tuhaf hareketler yapiyorum, musluk bile carpiyor beni! Nasil zor sartlar altinda yasam mucadelesi veriyorum varin siz dusunun!

Bendeki bu hurma askinin sonu ne olacak merak icindeyim! Nerdeyse 24 saatte 907.2 gram hurma yemisim! Bitti de rahatladim! Zaten ben kucukken, bayramlarda, salonda masanin ustunde bir koca sekerlik cikolata oldugunu bilince rahat edemezdim. Her bayram seker cikolata yemekten her tarafim kabarirdi, sonra kaşın dur! Aynen oyle, malum hac mevsimi, kutsal topraklardan donen buyukleri ziyarete gittik gecen persembe, neyse, ortadaki sehpada koca bir tabak dolusu hurma vardi, ikram edildi aldik, tabi ben aldikca aldim, durayim artik yemeyeyim diyorum ama yok aklimdan cikmiyor, aliyorum, bi daha aliyorum. Sonra, misafir cocuklar da vardi tabi, onlar da aliyorlar. Annesi uyardi cocugu "yavrum, alinmaz o kadar cok" diye, utandim ben de, alamadim baska, buktum boynumu, ama hala aklimda! Yani bi de noluyor, tatli yiyorum yiyorum, midem bulaniyor, ustune tuzlu yemege basliyorum, bu sefer tuzlu yemekten midem bulaniyor, tatliya geciyorum, yine tuzlu, yine tatli, sonra yine tuzlu, derken sonsuz donguye giriyorum, cikamiyorum! Badem sakliyor artik evdeki her seyi, hatta almiyor da aldirmiyor da (kinlendim birden)! Her sey benim iyiligim icinmis. Annem de saklardi sekerleri cikolatalari, benim iyiligim icin, ama elimle koymus gibi bulurdum (tum kardesler bu konuda cok basariliydik). Gerci annem de kendini hic gelistirmiyordu, yatak odasindaki dolaba sakliyordu hep. Velhasili kelam, Badem benim bir arastirmaci oldugum gercegini atliyor! Ben kucukten yetistim bilmiyor!

26 Kasım 2010 Cuma

Bence arkadaki adam "gitmek kolay" diyor

eskiden de oyle anlardim

not: biz vokal diyoruz canimcim ona..

19 Kasım 2010 Cuma

Uyari: Bu resim araktir, zaten BTS'den de her sey beklenir

Kendi kendimi desifre ediyorum goruyorsunuz! Bu sabah yine her sabahki gibi "okula gidicem, emaillerime bile bakmadan cok fena calisicam" diye gaz topu halinde okula geldim, her sey kahvemin yaninda bir de cikolata yememle basladi, direk gevsek moda girdim, once gmailimi sonra okul mailimi (bu sefer unutmadim) kontrol ettim. Biiiir suru mail gelmis yine su analizin surasini boyle yaptik falan diye, kafa salladim, cikolatamdan isirdim, lamamutfak'a tikladim. Dun aksamin sofrasi vardi karsimda, once "ooo bu ne hiz, ne ara kalktin sen" diye kendi kendime Lama canimla konustum, sonra da "hakkaten dun aksam sofra boyle miydi yaaa" diye hatiralarimi sorguladim :) saka saka, photoshop yok, ama ben dun cok actim, seminere guvenip oglen yemek yememistim, seminerde de mandalina muzdan baksa vejeteryan bi sey yoktu, bahanem coktu falan. Neyse, dun ac susuz okuldan eve geldik, zaten yollar kalabalikti eve gec gelebilmistik, ustumu degistirmeden hatta ellerimi bile yikamadan (: pilavi atese koydum. Pilav pisedururken bi yandan da Lama'nin "napiyorsunuz, sizi bekliyoruz" tacizlerine ugradim, ezik ezik, yollar mollar dedim, ne giysem diye dusunemedim, zaten her sey kiris kiristi, mecbur kota talim ettim. Elimizde valiz tencere kosa kosa olay mahaline vardik. Lamagiller evlerinde o sofradan cok daha guzel, tatli, sahane bi sey barindirdiklari icin algida secicilik yapip ilgimizi direk "daha iyi" olana verdik. Gerci biz ilgimizi verdik ama (ben yani) o benle pek ilgilenmedi, hem de rusvete ragmen! Lama canim, "bak kizim BTS ablan sana ne almis", "bak kizim bunu kim almis", "BTS ablani seviyor musun" falan diye yirtti kendini ama minik Lama Badem abisini ve "ipo"sunu tabi ki tercih etti.. Bir rivayete gore beni seviyormus!

Yedik ictik, 3 tabak keskek yedim, sonra salata, pilav, corba. o son tabagi yedigim icin tum gece pismanlik yasadim, ama bir daha bulamam diye yedim iste nefse uyup. Gayet hafif ve lezzetli tatlisiyla cayi da goturdum, e minik Lama eliyle cikolata dagitiyordu bi de ondan derken bayram bayram oldu bana:)

Uzun lafin kisasi bugun yine ders calisamicam, saka saka, uzun lafin kisasi degil o, gayet asikar, neyse, uzun lafin kisasi, dun aksam gurbet ellerde yasanan en guzel bayram aksamlarindan biriydi. O resimde de cok sevdigimiz dostlarimizin hazirladigi bayram sofrasini gormektesiniz.