10 Ekim 2010 Pazar

Lezzetli yemek yapmak hep mi zaman alir?

Allah herkese 24 saat hizmet veren "ALO canim doktor" hattinin sahibi bi kardes versin! Gecenin bi yarisi kalp agrisiyla uyandiginizda "bunun bi adim sonrasi kalp krizi midir?" telasindayken, ve elden bi sey gelmezken, boyle hayatin birden bitebilecegine dair felaket senaryolari uretebilirken sorgusuz sualsiz aranabilen bir kardesin faydasini anlatmaya gerek yok sanirim. (telas yok, sali gunu doktora gidiyorum ins)

eveeet, malum evde agir misafirler agirlamaktaydim. persembe gunu aglamalar sizlamalar esliginde yolcu ettik. aksam eve gelince oyle yalniz hissettim ki kendimi, odalara, bos yataklara bakip bakip agladim. Bir de tabi eve gittik, evde yemek yok, bize kapiyi acan yok, daha bi aci oldu! Benimle ayni gun dogma serefine nail olan Elif Sare tatlisinin tatli annesi (ki annesi hadi ya huyu sana cektiyse diye endisesini direk yuzume karsi dile getirmekte bir sakinca gormedi:) )(ki canlarimdan biridir kendisi) "tarif al, ogrenebildigin kadar ogren" diye bana tembihlerde bulunmustu, ben de 2 ay 10 gunun sonunda 8 tarifle karsinizdayim:)

aslinda hic yazasim yok! benim ciddi anlamda ders calismam gerekiyor:( zaten persembeden beri temizlik yapiyorum, calisamadim.. Neyse simdi ben tarif vermezsem siz Biber dolmasiz kalirsiniz falan, vebale girmiyim di mi! ayyyy ama elim gitmiyor, sanirim yaparken cektigim sikintilar geldi aklima sinir oldum. tabi suc bende, adi ustunde di mi, dolma yapacaksin, dolduracaksin, gidip parmak gibi biber almisim resmen! tabi atayurttakiler icin hava hos, ama Far Far Away'de dolmalik biber bulmak herkesin harci degil. normal dolmaliklar kafam kadar! bi tencereye anca 2 tane sigar. Ama yilmadim, aradim taradim en tatlisindan ve renklisinden Meksika biberleri buldum. Yikamadan falan tencereye kac tane sigacak diye hesapladim: 25. Herbir biber icin silme bir tatli kasigi baldo pirinc koydum (burdaki obur pirinclerin dolma icinde pismedigi tarafimdan test edildi) 2 tane sogani minik minik dogruyordum, sonra usendim biraz buyuk buyuk dogradim. 2 tane domatesin rendelenmesi gerekiyordu, yine usendim (ki tezatliga bakin, dolma yapmaya usenmedim domates rendelemeye usendim) hazir rende domatesten koydum, ve sonra GOZ KARARI zeytinyagi ekledim (bunlarin hepsi dolmanin ici, soylememe gerek yok di mi?) goz karari dediysem, gozumun pek karari yok sanirim, en son olayi idrak ettigimde pirincler yagin icinde yuzuyordu! sonraaa, tuz, kirmizi-kara biberler, nane ve kekik. Maydanoz olsaydi eminim ondan da koyardim ama yoktu.

Sonra iste, uzun ince biberlerin icine malzemeyi doldurma savasim basladi! Allah'im cildirtti resmen beni. yani bi de biberler yamuk yilik, dik inmiyorlar, elimle bastiricam anca bi parmagim giriyor icine, e parmagim girince pirincler geri cikiyor, "ya sabir" esliginde doldurdum. simdi tabi 10 parmak dalinca biberlerin her tarafi yaglandi, bu sefer de tencerede dik durmuyorlar kayiyorlar (aklima geldikce agrilar girdi boynuma). oyle, ama yilmadim, dizdim. biberlerin 1/3une gelecek sekilde de sicak su ekledim, kaynadiktan sonra da tencerenin agzini kapatip 25 dakika orta ateste pisirdim. (resimdekiler de en sisman ikisi, bir de o fincan tabagi)

Kendim yaptim diye soylemiyorum, ve bir daha yapar miyim bilmiyorum ama hakkaten lezzetli olmus, simardim:) Bugun internetten atayurtla gorusme gunu, gogsumu gere gere havami attim:)

Hadi bakalim aferin, biraz da ders calis simdi olur mu?

7 Ekim 2010 Perşembe

yil 1992, aylardan eylul

Yine yillar yillar evvel, yine Burak apartmani gunleri... okullarin acildigi ilk gun. Gunesli bir ogleden sonra, babam, kardesim ve ben Allaaddin kitapevindeyiz (Sulukculerde degil). icerisi los, uzunlamasina bi dukkan, yerler koyu ahsap. Benim elimde odev defterimden bir sayfa, babama uzatiyorum. Babam benim icin 2 tane 3 ortali kareli harita method defteri istiyor. Sonra 90 yaprakli cizgili defter. Bir duzine Alligator kirmizi kalem, 2 duzine Faber Castell kursun kalem de defter ve kitaplarin ustune konuluyor. Babam eeeen kalitelisi diye hepimize Pelikan yesil silgiden alacak oluyor, ama benim gozum pembe Ari Mayali silgide, babam hadi oyle olsun diyor silgiler de aliniyor. sonra pahali olmasina ragmen yine heeeer seyin en iyisini cocuklari icin isteyen babam Monami'nin 24luk pastel boyasindan aliyor, su canta gibi olanlardan. cetvel, gonye, aciolcer, pergel, hepsi siyah naylon posete giriyor. Aslinda kalp seklinde olan kalemliklerden istiyorum, ama babam "cok basit onlar, benim kizima yakismaz" diyor, babamin benden beklentisini bosa cikarmamak icin ona hak vermis gibi yapiyorum ama aklim o kalemlikte kaliyor. Defter kaplari tahta cubuklara asilmis, kagit kaplardan aliyorum cunku onlar hem daha guzel hem de digerlerinin zaman gectikce boyasi cikiyor direk parlak gumus renge burunuyor. Kagit kaplarin uzerine yirtilmasin diye seffaf kaplik almayi ihmal etmiyorum. Walt Disney karakterli etiketlerle beraber evin yolunu tutuyoruz. evdekilere aldigimiz defter kaplarini gostermek icin sabirsizlaniyorum.

Eve gidince, butun kardesler alinan seylere bakiyoruz. aksam yemegini beklerken hemen pergeli cikariyorum, ucuna kalem sokup daire cizmeye calisiyorum. ama elimden kaymasin diye sivri ucunu oyle bastiriyorum ki kagit deliniyor resmen, ama sonuc yine husran, havada kalan uca hakim olamiyorum. Abim defterlere hor davraniyor, gicik oluyorum. Derken aksam yemegi yeniyor ve ben gorev basina geciyorum, oturma odasinda yerde oturmusum, tum defterler kitaplar yanimda. ustadim ablam, bir yandan o kapliyor defterleri bi yandan da ben. bi kac ortali olanlar ve kitaplar zor, mutlaka birinin tutmasi gerek, kardesim uysal, tutuyor ucundan, ben o kadar ciddiyim ki isimde, biraz kaydirsa hemen mudahele ediyorum. defteri kitabi iyice kapatir vaziyette kapliyoruz ki cekmesin sonra. biten defterlere uzun uzun bakiyorum, seviyorum resmen. en son etiketleri yapistiriyorum, en ortasina yapistirmak cok siradan (!) sag alt kosesine koyuveriyorum. Yazim guzel ya isimleri de ben yaziyorum. ozenle cantalara yerlestikten sonra "yatma vakti" geliyor, yatiyorum, sabahi iple cekiyorum!

bir naif insan

bugun pek bi yazasim var, gerci bu yazma istedigimi bugun 5'e kadar hocama vermem gereken ve henuz hic baslamadigim abstract icin kullansam hic fena olmayacak. dur hemen az bi sey yazayim da asil gecmisten dem vurmayi seminer saatine birakayim. evet bugun seminer var yine, persembe kabusum! bi de seminer odasi buz gibi oluyor, karnima agrilar giriyor, o derece. zaten usumeye meyilli parmak uclarim mosmor kesiliyor!

Ne zamandir yazayim diyordum, yazayim simdi, sanirim ben safim yaaa, ya da gazim, ya da dunyadan haberim yok, ya da bunun gibi bi seyler. simdi ben blog dunyasiyla 2009 yilinin baslarinda tanistim (biliyorum teknolojiyi bu kadar yakindan takip etmem senin de yuregini parcaladi, bu bendeki naïf kisilik bana olan sempatini arttirdi, artik beni bir cay tarlasinda*, cay toplayan**, altinda salvar, basinda arkadan baglanmis bi yemeni ama kahkuller disarda ,zayif ve urkek, masum bakisli hayal edeceksin. Bak ben de kendimi oyle hayal ettim, nedense ustumde mor t-shirt var, hatta tulbentim de beyaz) ne diyordum, hah, tabi her yeni evlenen genc kiz gibi portakalagaci’na girmisligim hatta ordan tarif denemisligim, hatta ve hatta “un haline getirilmis biskuvi” yazisinin sadece “un” kismini okuyup Badem’e pismemis un yedirmisligim falan var, onu saymiyoruz. Iste 2009un basinda sanirim portakal agacindaki linklerden baslayarak blog blog gezmeye baslamistim. Ama demek ki hep yemek blogu geziyordum ki aklimda “yemeksiz blog olmaz” slogani kalmis. Iste ben safim ya, blog acmak istedim (ki bu kadar kolay olacagini tahmin etmiyordum) ama internet dunyasina bi yenilik getirdigimi saniyordum, hem blog acacaktim hem de yemek disi konulardan bahsedecektim, ooo cok yenilikciydim, cok farkliydim! Nihayetinde ben uzun sure kendimi “farkli” gordum, tabi bi kac moda blogu vardi ama magazin kivamindalardi, dedim ya ben cok farkliydim, candim, kesfedilmemis bi inci tanesiydim (bu safligimdan oturu acidim kendime simdi). Neyse, sonra bugunbunuogrendim mi ne diye bi site var, anladim ki rakiplerim vardi (!), ordan baska siteleri kesfettim, hem de ne kesfedis! Milyon tane geyik blog vardi, hem de bu insanlar blog’da ciddi zaman harciyorlar ve bildigin stand-up yapiyorlardi. Sonra ben bu sitelerden bir kacina asik oldum, sabah ilk is bunlari okumak oluyordu falan. Yani iste o zaman anladim ki meger ben yenilikci degilmisim! Aynen doktora tezimde oldugu gibi… sadece ise baslamadan once az arastirma yapiyormusum.

Naapiyim benim de kaderim dunyaya gec gelmek, biraz daha erken gelseymisim simdi cok unlu bi mucit olarak ansiklopedilerde coktan yerimi almistim, ama o zaman da coktan ölmüştüm di mi?

4 Ekim 2010 Pazartesi

BU YALNIZCA SITEM, GERCI DAHA NE OLSUN!

Bak eylul boyunca hic yazmadim, bir Allah’in kulu da “neyin var, iyi misin?” diye sormadi. Niye kimse arayip sormuyor beni? Ya da soruyu soyle sorayim, niye tanidiklarimin, hatta daha da daraltayim, samimi olduklarimin %2’si dahi beni arayip sormuyor? Bunalimdan bunalimlara girdim, kimsenin haberi yok! Bir kere de isiniz dusmeden , bi sey istemek icin degil de halimi hatirimi sormak icin, beni ozlediginiz icin arayin, hadi olmadi uzak memleketteyim bi mail atin! Bi derdin mi var ne zamandir ortalarda yoksun deyin.
Yoruldum ben, kan kusup kizilcik serbeti ictim demekten de, hep arayip soranin ben olmasindan da, ya da en azindan ilk adimi atanin hep ben olmasindan da, HER SEYDEN YORULDUM. Bakin bunyem error vermeye basladi bile. Artik mutsuz olunca suratimi asasim var, ters ters cevaplar veresim. “onun ne sucu var” deyip karsimdakine mutluluk oyunlari oynamaktan an itibariyle vazgecmis bulunmaktayim, tum kamuoyuna duyurulur! Aciklama yapmicam, her seyi “dostum” dedigim herkesle paylasmicam, ben de aramicam sormicam, uzgunken gulumsemeye calismicam. Isim duserse ararim artik. Hemen herkese kirilicam, ki kirilmaya basladim coktan, hatta bazi kisilere karsi parca sayim bini gecti, donusu olmayan sekillere girdim. Kirginliklarimi buyutucem icimde, oyle buyutucem ki sevgi kalmayacak o olacak. Yuklendigim misyonumu falan her seyi bi kenara birakiyorum artik, ben de bundan sonra herkes gibiyim, duyurulur!
Ana fikre tekrar donecek olursak, neden arayip sormuyorsunuz beni? Isiniz dustugu, yani bi sey isteyeceginiz ya da soracaginiz zaman degil ama halim hatrim nasil diye niye arayip sormuyorsunuz beni? Neden benim de kirilabilcegimi, yalnizlik cekebilecegimi, dert sahibi olabilecegimi, her seyi ayni anda dusunemeyecegimi, binbir derdim olabilecegini dusunmuyorsunuz? Ben ic daralmalarindan ic daralmalarina yuvarlanirken neden yalniz birakiyorsunuz beni, ha neden?

16 Ağustos 2010 Pazartesi

RAMAZAN HATIRASI

Ramazanin ilk gunu.. o zamanlar ramazan kis sonu-ilkbahar basinda. ilkokula gidiyorum, Burak apartmanindayiz. Aksama amcamlar bize iftara davetli. Ilk gun sahura evdeki buyuk kucuk herkes kalkiyor, kardesim yarim gun tutacak geri kalanlar tam gun. Nasil bir heyecan, mutluluk var bende! Hic zor gelmiyor oruc, obur gunleri de tutmak icin simdiden annemlerle pazarliga basliyorum. Annem sahura akitma yapiyor. Kiyamadigi icin oruc tutmamizi istemeyen annem olabildigince alcak sesle uyandirmaya tesebbus ediyor (kaldirmazsa, sabahinda mizildayan ben’e yalan atmamak icin yine de kaldirmaya geliyor) hemen kalkiyorum. Okulda zaman daha cabuk geciyor, evde oruc tutmak biraz daha zor. Ben tarif kitabindaki dondurma resmine bakiyorum gun boyu, onu yedigimin hayallerini kuruyorum. Aksam uzeri annem yemeklere basliyor. Menu belli. Ablam salatayi yapiyor, ben masayi kuruyorum. Vitrinden Kristal bardaklar, kutahya porselen tabaklar, ve hatta jumbo kasik catallar cikariliyor. Catallarin uzerindeki su izlerini temizliyorum gereksiz bularak. Ve amcamlar geliyor. Amcamin kizi G.’yle ayni yasiz, o oruclu degilse ben havalara giriyorum!(evet ilk defa burda itiraf ediyorum bu durumu). Ezani bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Ramazanin ilk gunu.. o zaman ramazan kis aylarinda. Ortaokula gidiyorum. Volkan apartmanindayiz. Aksam amcamlar bize iftara davetli. Kardesim dahil herkes oruc tutuyor. Nasil bir heyecan mutluluk var bende! Hic zor gelmiyor oruc. Annem sahura hamur kizartiyor, acikma korkusuyla catlayincaya kadar yiyiyorum. Abimin nesesi yerinde, gece gece espri ustune espri yapiyor. Biz kikir kikir, babam komsulari uyandiracagiz diye bize sessiz olmamizi soyluyor. Catlayincaya kadar icilen suyun ardindan top patliyor. Ezani bekliyoruz (neden imsak girer girmez kilmiyoruz namazi bilmiyorum). Ezan baslar baslamaz namazimizi kiliyoruz. Annemler yatiyor. Biz abimle satranc oynamaya koyuluyoruz, kardesim cogu kez uyuyor. Annemlerin uyuduguna emin olduktan sonra abimle gizlice cikiyoruz. Hava aydinlanmak uzere, disarda kimsecikler yok, hava hafif soguk. Abim sofor koltuguna bense on koltuktayim. Volkan apartmaninin arka bahcesinden Ankara caddesine cikiyoruz, atli heykelin ordan lisenin onune geciyoruz, her sabah ayni rotayi izliyoruz. Hadi abim, arabayi suruyor, ben niye cikiyorum tam bilmiyorum, ama abimi yalniz birakmadigim icin icim huzurlu, belki de oylece onu koruyabilecegimi dusunuyorum. Nerdeyse yarim saat gectikten sonra eve geliyoruz, herkes uykuda. Hic cikmamis gibi ustumuzu degistirip yatiyoruz, ya da bazen derse oturuyoruz.

Annem okuldan gelince yemeklere girisiyor. Menu belli. Hem salatayi yapiyorum hem masayi kuruyorum. Vitrinden Kristal bardaklar, kutahya porselen tabaklar, ve hatta jumbo kasik catallar cikariliyor. Catallarin uzerindeki su izlerini temizliyorum gereksiz bularak. Uc tane salata tabaginin en buyugunu orta yere koyuyorum. Hosaflari kaselere koyarken tanelerini ve suyunu orantili koymayi seviyorum. Tabagin kuzey batisina bardak, kuzey dogusuna da kase koyuyorum. Ayva tatlilarini da tabaklara koyup sehpanin uzerine diziyorum. Pideleri dilimlerken annem her zaman “masa ortusunu kesersin tahtanin uzerinde kes” diyor, ben her seferinde direk masada kesmeye yelteniyorum. Ve amcamlar geliyor. Amcamin kizi G.’yle ayni yasiz, o da oruc tutuyor. Ezani bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.


Ramazanin ilk gunu.. o zaman Ramazan kis basi-sonbahar sonunda. Liseye gidiyorum. Selcuklu apartmanindayiz. Haftasonu amcamlar bize davetli. Yatili okuldayim. Ilk gun okuldaki hemen herkes oruc tutuyor. Sonraki gunler derslerimize etki eder diye oruc tutan sayisi kizlarda yariya dusuyor. Heyecan var bende ama ogleden sonra nasil calisacagim endisesi de var. oruc biraz zor geliyor. Sahura nobetci ogretmen geliyor. Bayan belletmen yok, mudur beni gorevlendirmis sahura kalkacaklari uyandirmak icin. Giyinip kusanip, montlarimizi da alip, yatakhanenin girisinde bekliyoruz. Nobetci ogretmenle beraber yemekhaneye gidiyoruz. Aksamdan kalan hosaf, zeytin peynir, bal, recel, istedigimizi alabiliyoruz. Sessiz ve uykulu sahurumuzu yapiyoruz hep beraber. Sonra yine toplu halde yatakhaneye gidiyoruz. Okuldan cikinca iftar vaktine kadar yatiyoruz. Aksama dogru yemekhanenin yolunu tutuyoruz. Menu belli. Siraya giriyoruz. Oruc tutmayanlar mutlaka oruclulara sira veriyor. Yemek dagitmakla gorevli amca, “sen zayifsin” deyip bana en buyuk but’u koyuyor. Ezani bekliyoruz. Tabldot onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Ramazanin ilk gunu.. o zaman Ramazan sonbahar aylarinda. Universiteye gidiyorum. Annemlerin yaninda degilim. Amcamlar da yok artik, ben de yokum. Ogrenci evimizdeki herkes oruc tutuyor. Normalde gunun nobetcisi sahuru hazirliyor ama ilk gun mutlaka ben kalkiyorum (uykum hafif oldugu icin). Heyecan var bende ama yine dersleri dusunuyorum. Oruc baya zor geliyor. Iftara istanbuldaki kucuk amcamlara davetliyim. Amcamlarin evi cok uzak. Kadikoy'e geciyorum, ama trafik cok fazla. Kadikoy'den kalkacak otobusu kaciriyorum. Bu arada ezan okunuyor, hava kararmak uzere. Disarda tek bir insan yok. Hafiften yagmur yagiyor. Sonraki otobuse yarim saat var. Amcami arayip gec kalacagimi soyluyorum. Cok uzak, gelip beni almasini istemiyorum. Ben bir basima otobus duraginda bekliyorum, onceki ramazanlari dusunup agliyorum. Ezan okunuyor. Cok mahsunum.

Yine ramazan, yine universiteye gidiyorum. Ilk vizelerimiz baslamis, hepsi de iftar vaktine denk geliyor. Ac susuz vizelere giriyorum. Hocalarin vizeyi bir saat ertelemeyislerine anlam veremiyorum. Bir yandan sorulari cevaplarken bir yandan da ezanin okunmasiyla cantamdan biskrem cikariyorum. Biskremi yemeden once dua ediyorum. Cok mahsunum.

Yine ramazan yine universiteye gidiyorum. Birileri tum evimizi iftara cagirmis, toplasip gidiyoruz. Sahane sofralar kurulmus, guler yuzlu ev sahibi bizlere kendi kizlari muamelesi yapiyor. Belli ki sabahtan beri yemek yapmakla ugrasmis. Hepimizi genciz ama illa kendisi hizmet etmek istiyor. Ezani bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Aile ortaminin ne guzel oldugunu dusunup ev sahibine de dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Yine universitedeyim. Abimler istanbulda artik. Onlara davetliyim. Aksam ustu variyorum. Uc kisilik sofra kurulmus. Ince ince salata yapilmis. Cacik dolapta. Neden bilinmez le’cola kalmis aklimda. Ezanla acmiyoruz orucu, bekliyoruz biraz daha. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.

Ramazanin ilk gunu. Artik ramazan sonbahar basi-yaz sonunda. Doktora yapiyorum. Far Far Away’deyiz. Aksama arkadaslar bize iftara davetli, artik annemin rolunu ben ustleniyorum. Nasil bir heyecan mutluluk var bende, ama ote yandan gozumde buyudukce buyuyor Ramazan. Gunler de uzun, hava da sicak bahaneleri uretiyor nefsim. Oruc cok zor geliyor! Badem sahura kalkmakta cok zorlaniyor ama yillardir herkesi her turlu ben uyandirdigim icin uzun dil dokmelere sabir gosterebiliyorum. Ozel bir sey olarak yumurta hasliyorum. Annem gece gece nasil da kalkip hamur kizartirmis, tavada patlicanli borek yaparmis sasiriyorum. Sallama cay yapiyorum, domates salataligi bile ekstra goruyorum. Okulda gun boyu internetten yemek resimlerine bakiyorum, onlari yedigimin hayallerini kuruyorum. Okuldan erken cikip yemege girisiyorum. Menu belli. Salatayi da ben yapiyorum, sofrayi da ben kuruyorum. Ne kristal bardaklarimiz var, ne Kutahya porselenimiz ne de jumbo catal kasiklar. Zaten vitrinimiz de yok. Gunluk kullandigimiz yemek takimini cikariyorum. Catallarin uzerindeki su izlerini temizliyorum anneme hak vererek! Hosaflari kaselere koyarken tanelerini ve suyunu orantili koymayi seviyorum. Tabagin kuzey batisina bardak, kuzey dogusuna da kase koyuyorum. Sutlu tatli var, dolapta tutuyorum. Ekmeklerimizi zaten dilimlenmis aliyoruz ama neden hala masa ortumde kesikler olusuyor anlamiyorum. Ve arkadaslar geliyor. Her seyi anca yetistirmisim. Corbalari koyuyorum. Ne top patliyor ne de ezan okunuyor. Vakit girdi mi diye birbirimize soruyoruz. Nolur nolmaz diye 3-5 dakika da fazladan bekliyoruz. Corbalar onumuzde dua ediyoruz. Cok mutluyuz.