25 Mayıs 2011 Çarşamba

BTS sanat gururla sunar

Sanatin ve sanatcinin dostu olamadigimi anladigim gun benim icin milad oldu. Tamam, asiri iyi/yardimsever/kimseye hayir diyemeyen kisiligimden oturu sanatciya destek olabilirdim ama "duz" kisiligim sanata yaklasmama engel oluyordu. oysa ben de sanatin ve sanatcinin dostu olup onume gelen sergiye sponsor olmak isterdim, hatta sporun ve sporcunun dostu olarak sponsorlugumu genisletmek, daha buyuk kitlelere ulasmak isterdim. belki ben bir adim atsam gerisi gelirdi, bu dusuncelerle antika degerine sahip olan telefonumun kamerasina sarildim ve umarsizca sanatsal fotolar cekmeye calistim. Amerika'nin degil de Turkiye'nin dogusunda yasasaydim insanlarin bamtellerine dokunabilir, daha da sanatsallasabilirdim, fakat cevremde ne bir koy cocugu vardi elinde sopasiyla bir kuzuya sarilan, ne de yesil gozleri esmer teninde daha da belirginlesen eli yuzu toz-toprak olmus baska bir cocuk. evet belki de sanatci ruhumun inkisaf edememesinin sebebi neset ettigim burjuva ortamiydi. kabul etmeliydim ki nerdeyse gordugum tek yer laboratuvardi, pencerem bile yoktu. altin kafese konulan bulbul gibiydim, sıkışmıstım, kacamiyordum. hatta kafesim altin bile degildi. varlik icinde herkesin usta olabilcegi onemli olanin yoklukta basarmak oldugu telkini beynimde yanip sondu, ve iste yandaki resim beynimin yandigi dakilarda cekilmis yokluklar icinde ortaya cikan biricik sanat eserim: kısılmak. kendi ruh halimi anlatmasi acisindan degeri dolarlarla olculemeyecek kadar cok, ama yine de uygun bir fiyata anlasabilecegimizi dusunuyorum.

"onemli olan maddenin kendisinden cok bizim maddeye yukledigimiz anlamlar" temali calismamin urunu olan "kibir" de asagida arz-i endam etmekte.

diger eserlerim de sirasiyla mutluluk, parcalanmak, beklemek, asili kalmak ve caresizlik. ama tum komuoyuna bildirmek isterim ki (ilk soylesimde bu fikirlerimi sizlerle paylasacagim ins), ben yine de sanatimla degil ozel hayatimla gundeme gelmek isterim. evet simdi resimlere uzuuuuun uzun bakiniz, benim yukleyemedigim anlamlari siz yukleyiniz, kendinizden bir seyler bulunuz, aydinlanmalar yasayiniz.

"mutluluk"
"parcalanmak"
"beklemek"
"asili kalmak"
"caresizlik"
(caresizlik icinde yenilmeyi bekleyen balik)

9 Mayıs 2011 Pazartesi

iki "kucuk" bir "buyuk" eder mi?

Artik her yaziya "merhaba dunyali" diye baslayasim geliyor, ne aci. Son yazilarimdan anladigim kadariyla performansimda ciddi bir dusus yasanmis. E tabi bir avansla falan motivasyonum arttirilmayinca kacinilmaz son vuku buluyor. Zaten su an da yazmis olmak icin yaziyorum: yazmak icin yazmak! ("sanat icin sanat" kivaminda bi sey). Bulasik makinasinin bitmesini bekliyorum, bitmesi derken yikamasinin bitmesi. Bir makina daha bulasik var da onlari koyup kendimi bodoslamasina yataga atacagim. Minik bir kaplan misali esnedikten sonra da uykuya dalacagim ins. Hayallerimin boyle kucuk olmasi uzdu simdi beni! Oysa ben de kendimi kutuplardaki kutup ayilarini kurtarmaya adayabilirdim, tum servetimi bu ugurda harcayabilirdim, gecemi gunduzume katip yeni yeni projeler uretebilirdim... Ah BTS, kucuk hayallerin pesindeki kucuk insan.. (uf ya bi Polat Alemdar izlemisligim olsaydi, ordan bir replikle bu gereksiz yaziyi zenginlestirebilirdim ama inanir misin bir bolum dahi izlemedim. Bir otobus yolculugu esnasinda sinema filmi dalinda "kurtlar vadisi Irak"i izlemistim de agla agla kendime gelememistim. En sonunda muavin gelmisti yanima "bir derdin mi var abla" demisti, ben de aglayarak "yok" isareti yapmistim, pek inandirici olmamisti. Sulu goz olmak da zor zanaat! Sinirlenince bile aglar mi insan? Hatta gulerken bile aglayabiliyorum, Badem endiseli. Polat Alemdar demisken bu furyanin -hatirladigim- baslangici olan "Deli Yurek"i izlemisligim vardir. Lise yilarima tekabul eden bu dizi vesilesiyle cok arkadasim "agir agabey" tavirlarina kurban gitti. Hatta bizim bir arkadas kendini kuscu zannediyordu! Kendisinin de anlamadigi uzun cumleler kurarak hayatin anlamini cozdugunu saniyordu, su an doktor. Hayatin anlami demisken, twitter'a bir goz attim, herkes "durum analisti" olmus cikmis! Genellemeler almis basini gitmis. Herkes cool, herkes entel, herkes filozof.)

Sair bu dizeleri yazip hayallerini gerceklestirmek uzere harekete gecer...
Tatli ruyalar BTS!

(yukardaki resim internetten alinti degildir. Ya ben cektim, ya da yanimdaki, hatirlamiyorum simdi)

6 Mayıs 2011 Cuma

yazi yok

3 Mayıs 2011 Salı

"insan ne oldum degil ne olacagim demeli" (hadi yaa)

Merhaba Blogisko! (sevecenlikle yaklasan rehber ogretmen tonlamasiyla)
Boyle cok fena sevecen sevecen konusasim var, hoplaya ziplaya yuruyesim, butun nebetatla konusasim falan var. Oysa 24 dakika sonra mecburen aldigim bir derse girmek zorundayim ve bu ders bildigin ders, oyle kiytirik bi sey degil. oysa ben yaklasik iki yil once "son final"ime girmis, kutlamalarini dahi yapmistim. yani benim aslinda kafami yukari kaldirip "neden ben, neden neden" diye isyan etmem (?), ellerimle bogrumu yumruklamam(??), basimi duvardan duvara vurmam (???), ya da "ne istedin benden zalim dunyaaaa" diye bogurerek dizlerimi yere yavasca koymam(????) gerekiyordu, bak simdi bu sevecenlik olmadi.

Her seye cok mu alistim, yoksa "disardan bakma" eylemini fazla mi abarttim bilmiyorum. Ya da dun yasadiklarimdan sonra iki tanecik ders viz mi geliyor? Neyse hayatimi sorgulamayi bir kenara birakiyorum cunku bana normalde tiksinen gozlerle bakan X(bilgisayarlardan sorumlu gorevli) su an bana karsi ultra sempatik bir hale burunmus durumda da, ona ne zamandir yuklemesini istedigim bir software'i yukleteyim. Vay be BTS, boyle cikarci olacagin gunleri de gorecektik demek! Ayip! "18 yasindan kucuklerin bu bloga girmesi yasak" diye uyari koy bari!

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Mercimek corbasi (cok net bi baslik oldu, gelisme var bende)

Ozledim seni, geri geldim. Arayi uzatmayalim bu kadar. Yagmurlu havalarda melonkolik davranmak zorundaymisim gibi hissediyorum. Hele ki disariyi izleyebilecegim bir mekanda isem.. bizim kosedeki kahvecideyim. Aksam yemege misafir var o yuzden evden kactim, cunku evde olursam temizlik falan yaparim ama benim yine yeniden bi seyler yetistirmem lazim hocama. Aaa ne cok sasirdin di mi? yasadigim her gunu nerdeyse “aaa ben bu ani daha once yasamistim” havasinda yasiyorum, hayat hic surprizlerle dolu degil benim icin. Gerci iki gun once mezun olmak icin iki tane daha ders almam gerektigini ogrenmem oldukca surpriz olmustu! Monoton hayat daha mi guzel ne? Bi de gecen hafta “isci canim”in beni ziyarete gelmesi surpriz oldu. Canim benim, ne cok ozlemisim seni. Sen gelmeseymisin konusmamazliktan olecekmisim:) eski gunleri yad ettik, hic degismemisim, oyle dedi. Diyorum ben zaten hic degismiyorum, insan bunca yilda uzaya cikar, ben saydigim yerde sayiyorum diye, ispatlanmis oldu sozlerim.

(Mesela sen dikkatle tanimadigin birine bakiyorsun, o kisi sana donup bakinca gozlerini kacirirsin di mi? iste burdakiler pek oyle yapmiyor. Bakmaya devam ediyorlar, bakilan sen olunca bir de onlara gulumsemek zorunda kaliyorsun! Hele gecen gun “isci canim”la birlikte yemek yiyoruz, karsi masadaki kadin oyle cok kesti ki beni, artik kac defa gulumsedim sayamadim. Yemegini falan yiyemedi resmen bana bakmaktan. Biz yemegi bitirdik cikarken izin isteyecektim kadindan “musaden olursa ben gidicem” diye, o kadar! Yan masadaki de ben uzaydan inmisimcesine, muzelikmisimcesine bakiyor da ordan geldi aklima, neyse kapatayim parantezi)

Sana bi corba tarifi vereyim mi? hadi vereyim, elin bos donme.

Cok lezzetli Mercimek Corbasi

6.5 bardak su

1 bardak kirmizi mercimek

2 tane sogan

Zeytin yagi

1 tatli kasigi kofte harci

Tuz

Duduklu tencere

Soganlari soyup ikiye bol (LUTFEN), her seyi duduklu tencereye koy (LUTFEN), su kaynayincaya kadar pisir (LUTFEN) (bence ara sira soyle bir karistir LUTFEN de mercimekler birbirine yapismasin) kaynayinca duduklunun kapagini kapatip 20 dakika orta ateste pisir (LUTFEN). Istersen pisince soganlari al at (LUTFEN). Bence soganla da yenebilir, israfa gerek yok (LUTFEN ISRAF ETME).

Neyse bana musade, ders calisicam sonra da eve gidip yemek yapicam. Iki ayagim bir pabuca girecek, falan filan.

(dun yazmistim bu yaziyi ama blogspot'um engelli oldugu icin yayinlayamadim, bi de o nasil bi kase ya, yazik bana)