4 Temmuz 2011 Pazartesi

"Ey sefkati gazabinin onunde bulunan Rabbim"

"Gokyuzu yarildi da icinde barindirdigi denizleri asagi bosaltti" tandansinda yagan yagmur mu icimi boyle daraltti? Ama oyle olsa, yagmur dinip de ortami kus civiltilari alinca benim de gonlumu huzur almali degil miydi?

Batmak uzere olan gunes mi beni bu hale koydu yoksa? Bir gunu daha yapilmasi gerekenleri yapmadan orda burda tukettigim gercegini gozume mi sokuyor gunun bu vakitleri? Ya da bugun dinleyip de insanlarin suuraltlariyla dirileceklerini hatirlamam sonrasi duydugum endise mi kalbimi daraltan? Kalbimle aklim neden cogu kez izdivac halinde degil benim? ya da irademle aklim niye dort nala farkli yonlere yol almakta? Ya da hala neden dinmeyen yaralarim var benim? Ve ben bile bile niye o yaralara tuz ustune tuz basiyorum?

Allah bana sonsuz nimetler verdigi halde ben neden sukrunu eda edemiyorum? Beni bir dertle imtihan edince de neden sabirli olamiyorum? Surekli hatalar icinde bocaladigimi gordugu halde beni helak etmeyisi niye aklimi basima getirmiyor? O'nun tarafindan sevilmeyi bu kadar istedigim halde niye gonlumu tastamam veremiyorum? Bana verdigi firsatlari kesiverir diye korktugum halde niye o firsatlari hic ama hic degerlendirmiyorum? Ne benim derdim? Ne yapmaya calisiyorum? Ne istiyorum, nasil yasiyorum?

3 Temmuz 2011 Pazar

gece gece canim sıkıldı da iki laf edeyim dedim, ama uykuluyken cekilmiyorum

Ben kutu gazozu kutuyu agzima dayamak suretiyle icemem biliyor musun? Tiksinirim! Kac kisi degdi kimbilir o kutunun agiz kismina! Bu konuya parmak basip toplumu bilinclendirmek istedim de o yuzden yazdim, yoksa "bana pipetle gelin" gibi bir mesaj kaygim yok.

Gecenin bi vakti bir basima faydali isler yapacagima luzumsuz islerle vakit öldürüyorum YINE! Ben bloguma yayinlamadigim ve yayinlamayacagim kendime ozel yazilar da yaziyorum biliyor musun? (hatta benim bir blogum daha var, yaaa sasirdin di mi? Hadi itiraf et) iste bugun luzumsuz isler kategorisinda kendime yazdigim yazilari okuyayim dedim. 13 Kasim 2010'da kendime yazilmis (yazdigimi hic hatirlamadigim icin -mis'li gecmis zaman kullaniyorum) soyle bir yaziya rast geldim:

"insanlar zulmetse de kaderin adalet ettigini biliyorsun di mi? Tamam, onu hep aklinda tut. Derdin sana derman onu da biliyorsun di mi? Bakara suresinin 216. ayeti ne diyordu? Hani su diline pelesenk ettigin ayet, baskasina kolayca soyledigin, evet evet o, "Hakkinizda hayirli oldugu halde bir seyden hoslanmamis olabilirsiniz. Sizin için kötü oldugu halde bir seyden hoslanmis da olabilirsiniz. Yalniz Allah bilir, siz ise bilemezsiniz." Bunu da aklindan cikarma olur mu? Hem zaten kulluk neyi kabullenmekle baslardi? Hakk'in senin hakkindaki takdirinin, senin kendi hakkindaki takdirinin onunde olmasiyla baslardi... Hem bak Hz Ismail'e, "Ne ile emrolundunsa o işi yap. Beni inşâallah sabreden bir insan olarak bulacaksın." dememis miydi? Okurken iyi, baskasina anlatirken iyi de, neden uygulamasi gereken kendin olunca boyle zor geliyor, neden batip cikmayi bu kadar seviyorsun,"

yazi bu.. "virgul" ile bitirmis olmam o zamanki ruh halimin kotulugunun apacik bir kaniti. Kasim ayindaki diger yazilara baktim, "hayat hos TRT FM'le cos" havasinda hepsi. Acaba bana bu yaziyi yazdiran olay-durum-ruh hali neydi??neydi hissettiklerim?? neydi neydi neydi? ("kremini" diyesim geliyor ama igrenclesmicem)

Gelecek icin dusulmus not: Bi gun kalkip da bu yaziyi okuyunca "Acaba bana bu yaziyi yazdiran olay-durum-ruh hali neydi?" diye kendi kendimi yemeyeyim diye su anki hissettiklerimi kayitlara geciyorum, yaz kizim, "BTS'nin 3 temmuz 2010 01:47'de cetveli basina surtup o cetvel ile masadaki minik kagit parcalarini cekesi var, evet su an hissettikleri sadece bu" Acinasi..

aylar sonra: kutu gazozu cok canim istemisse agzima dayayabiliyormusum meger! uzerimdeki uyuzlugu atmak icin beni ac birakman gerekiyormus!

30 Haziran 2011 Perşembe

Yolcudur BTS, baglasan durmaz

Dunyanin dort bir yanindan sirf sizler icin bildirmeye devam ediyorum ("bildirmek" de ne ukalaca bir kelime di mi?) Artik havaalanlarinda bedava internetin olmasi benim icin kucuk ama insanlik adina buyuk bir adim bence.

Ne atraksiyonsuz bir yolculuk oluyor diye dusunurken bu sefer de ucagim 1 saat 15 dakika ertelendi, ama bundan sonra baglanti ucagim olmadigi icin soylenmiyorum. Havalanindayim ve ordan oraya depar atmiyorum! Hatta elimde valizim, oyle saliniyorum ki arkamdan gelenler sinirli-kibar (?) ses tonlariyla beni gecmek icin izin istiyorlar. Herkes telasli, ama bana dunya guzel. Insanlar stresliyken benim stressiz olmam bende bir tatmin duygusu olusturur. Hatta universitedeyken benim finallerim bitince kutuphaneye falan gider kitap okurdum, maksat calisip finalleri icin strese giren insanlari stressiz bir sekilde incelemek! Suuraltimdan dolayi endiselendim bak yine.

Suuaralti demisken, Denver havalanindayim da, her “denver” yazisi gordugumde ya da duydugumda kafami ileri geri sallayarak “denvir di last daynazooor, din diri din din diri din dinnnn” diye jingle giriyorum (denver the last dinosaur, gerisini hala bilmiyorum). Kucukken neler yasadim ben!

Bir de bu yolculugum esnasinda cok derin(!) dusuncelere daldim. Otobus soforleri de bir nevi pilotken, neden pilotlarda bir kahraman edasi var da otobus soforleri halktan biri? Iki is grubu da ayni amaca hizmet ediyor. Ama pilot eline mikrofonu alip da “kaptaniniz konusuyor” diye baslayinca, hepimizden bir destur-saygi bekliyor. Ucus sonrasi da kapida dikilip tesekkur bekliyor. Yani yolcular da en kibar halleriyle pilota tesekkur etmeden ucagi terk etmiyor, herkesin suratinda bi minnet ifadesi! Ayni fark muavinlerle hostesler arasinda da var. Neden muavin Anadolunun bagrindan kopup gelmis de hosteslerimiz new yorktaki gokdelenlerde buyumus havasinda? Olay bir sayi meselesi mi? birinden az var birinden cok mu var? Hakkaten dusundum bunu. Hatta o kadar dusundum ki ilk gordugum pilota ya da hostese “sizdeki bu ozguvenin altinda yatan sebep nedir?” diye soracaktim ki, zaten havalaninda ozel ilgiye maruz kaliyorum bi de gidip kendim kasinmayayaim dedim, vaz gectim. (bugunlerde ruh halimi en iyi anlatan fiildir kendileri: “vaz gecmek”)

Allah’im yaa, sanki havalaninda “bayan BTS, bayan BTS” diye beni anons ediyorlarmis gibi geliyordu su yukardaki satirlari yazarken, ama daha kalkisa var diyordum, hem de adim gercekten igrenc telefuz edildigi icin cok da anlamamistim. Neyse, “ucagimiz doldu, size 600 dolar verelim de yarin ucun” diye bir teklif sunarlar belki diye umutla gittim. Evet beni cagiriyorlarmis, ama cam kenarindan koridora gecer misiniz diye soracaklarmis! Bir anne ile cocugu ayri yerlerdelermis de falan filan, “oluuuur” dedim. Dusunebiliyor musun, ben koridor tarafina gecmeyi kendi rizamla kabul ettim! Vay be BTS, beni sasirtmaya devam ediyorsun, oysa gencken ne cingeneydin cam kenari konusunda!! Sana cam kenari diye koridor tarafini satan otobus firmalariyla girisitigin kiyasiya munakasalardan “anneler cocuklarindan ayrilmasin” temali icten bir “olur” a giden bu olgunlasma surecini ayakta alkisliyorum, buyuk gelisme! Iste boyle BTScan, kucuk seylere takilip kalma, gecer gider, stress yaptiginla kalirsin, buyuk dusun, buyuk resmi gor (Yazar burda ne ima ettigini kendi de anlayamadi).

(not: ucak toplamda 6 saat ertelendi!!)

Hayat Var

49°16′ kuzey enlemi ve 123°7′ batı boylamindan bildiriyorum! (Pazartesi yazmistim bu yaziyi) Burasi sahane bi yer! Kendimi hayalen de olsa atayurtta gibi hissediyorum neden bilinmez. Sabah poster sunumunun olacagi yere dogru giderken sanki Barbaros bulvarindan Besiktasa iniyormusum gibi hissettim, tarifsiz sevinclere gark oldum. Atayurda gidip fethi pasa'da oturamamanin huznunu su yandaki manzaraya bakan odamda oturarak atmaya calisiyorum. Dogrusu burayi cok sevdim. Her yer civil civil, millet sokaklarda. Kah kendimi Ankara'da, kah Istanbul'umda, kah da hic gitmedigim Van'da hissettim (kendimi nasil Van'da hissettim hala cozebilmis degilim). Helal etli urunler satan bir yer bile buldum! Sunumum da bitti, gerekli toplantilari da yaptim. Bi tek yarin aksamki yemek var, ama dusunmemeye calisiyorum o yemegi cunku ben cok sıkılıyorum oyle ortamlarda. Ufff insanlar sacma sapan network yapmaya ugrasiyorlar, herkeste boyle "en cok insanla tanisma" gayreti. Sevmiyorum ben oyle. Birisi gelip benle tanisirsa ne ala, ama ben gidip de kendimi tanitamam kimseye, yapmacik geliyor. Hatta bugun liman boyu gezerken bir kisiye de "bakar misiniiiiz, bir fotografimi cekebilir misiniz acabaaaa?" diye sormadim, soramadim. Cekilen hicbir fotoda ben yokum biliyor musun? Manzara cektim anca. Bir kac defa kol boyumdan kendi fotomu da cekeyim dedim, arkada manzara, ama burnum hic olmadigi kadar patlican ciktigi icin hemen sildim, yasanmamis saydim. Bundan sonra bir baslarina olup da resim ceken insanlara yavasca sokulup en sevimli halimle "isterseniz resminizi cekeyim" diye sormaya karar verdim. Evet bu iyiligi yapicam insanlara!Asagidaki resimde de adini unuttugum Kizildereli amca bizim varacagimiz yere sagsaglim varmamiz icin ugurlama sarkisi soyluyor! "Kizilderelilerin Turk oldugunu biliyor musun?" diye sorsa miydim? Eglenir miydim?

26 Haziran 2011 Pazar

(yuksek doz arabesk alsam?)

Badem gitti, ben bir basima kalakaldim, bogazimda da yumruk gibi bi sey kalakaldi. Bir yetimlik bir oksuzluk var uzerimde. sanki bir bayram sabahi herkes babasinin elini opup harclik aliyormus da ben babasizmisim gibi, ya da bir yaz ogleden sonrasi civil civil bir parktaymisim da herkesin annesi banklarda otururken benim annem ortalarda yokmus gibi...

Ben cok sulugozumdur. Olayi dramatize etmeyi sevdigim kadar veda konusmalarini, vedalasmalari da severim. Agladikca zevk katsayim artar, aglama seansim bitince de temizlenmisimcesine huzura ererim. Tabi bu huzur bana kirmizi suratli kurbagaya benzeyen bir sifat, sismekten etrafi goremeyecek hale gelen gozler, tuzlu sudan yanan yanaklar ve bas agrisi olarak odetilir.

Havaalnindayim. Ben de Vancouver'a dogru ucacagim ins birazdan. Yani Badem'le dunyanin farkli yonlerine dogru hareket halindeyiz. Check-in yaptirirken gorevli kadin bana "ulkeyi terk ediyorsunuz" dedi, tuhaf oldum. Ulke terk etmek, ne garip geliyor di mi insanin kulagina? "terk etmek" basli basina sogukken bir de "ulke" gibi buyuk ve saygi duyulacak bir kavramla birlesince tedirgin oldum. "gelcem geri, uzulme" demedim kadina, cunku zaten gicik olmustum kadina. Israrla kiosk'u kullanmami istemis ben de israrla pasaportumun buna uygun olmadigini soylemistim, sonra geldi de kendi gordu. "ne merakliymissin ogretmeye" de demedim kadina. suskundum bugun, Bademsiz kalmistim, kimseyle giciklasacak, burundan soluyacak halim yoktu, dun aksam cok aglamis, bitkin dusmustum. Aslinda ben hep cok aglardim. Ama bu sefer bir yetimlik bir oksuzluk vardi uzerimde, susmustum.

(not: bu resim de internetten alinti degildir, ve orda yalniz bir pelikan vardir)