18 Nisan 2013 Perşembe

Tadi bende sakli

Zamanim olsa inan uzun uzun yazacaktim
Hatta buralara bir turlu baharin gelmeyisinden dem vuracaktim
Ama simdilik beni affet, bu resmi hatira kabul et
Ben, bozulan bulasik makinam hala yapilmadigi icin cilginca bulasik yikarken, 
hatta bulasik yikama teknikleri diye yeni bir kitaba baslayacak kivamda bir hayat suredururken, 
sen de kotu gunler geride kaldi diye dua et

27 Ocak 2013 Pazar

seker komasina girmek uzere olabilir miyim?

yapcam, yapiyorum, en uygun tarifi ariyorum, ay yapmasam mi sonra ustume kalir, derkeeeeeen 2013e "merhaba" dedigimiz su gunlerde (aa bi dakka ocak bitmek uzere) en sonunda omru hayatimda ilk kez, tek basima, bir basima asure yapmis olmanin hakli gururunu yasiyorum! tabi kendime ne denli guvendigimi de gormus oldum, herkese asure dagitmayi planladigim icin 50 kaselik yapmisim, ama gel gor ki cok tatli olmus (ki duyumlarim ve internet arastirmalarim beni "sicakken tatli olur, soguyunca tadi eksilir" hipotezine inandirmisti, ama yok, hicbir eksilme olamadi sekerinde (uzgun yuz). demek kiii 5 bardak degil 4 bardak kullanmak gerekiyormus sekerini!

simdiii yarin burdaki bi universitede asure programi var, simdiye kadar son anda dahi ausre yaptiracak birilerini bulmustum ama ne yazik ki bu kisilerin biri henuz dogum yapmis, birisi annesini kaybettigi icin acil atayurda gitmis, birisinin de 9 aydir uzakta olan esi gelmis oldugu icin hicbirinden rica edemedim. kacacak yerim kalmayinca da, burdan baska bi arkadasla sivadik kollari! ve bence optimum oranlarda bir tarifle sahalara giris yaptik. o arkadasla 100 kisilik hazirladik program icin, ben hizimi alamadim, o gidince kendi evimize de 50 kisilik yaptim, su an toplamda 150 kisilik (yani kase) asure var evde, ve tabi ki hepsini dolaba sigdiramiyorum (yine uzgun yuz). uzatmadan hemen tarifi buraya yazayim ki bir sonraki seferde "yaaa ben tarifi nereye yazmistim" diye elime gecen her kagit parcasini okumaya calismayayim! asure tarifi soyle:

Figure 1: programda ikram edilecek asurelerden bir kesit 
1 olcu bugday
1 olcu haslanmis nohut (evet ne yazik ki konserve kullandim)
1 olcu haslanmis kuru fasulye (kuru yazmama gerek yoktu tabi)(bu da konserve - white kidney beans)
yarim olcu pirinc
1 olcu kuru kayisi (minik kesilmis)
1 olcu kuru uzum (beyazi makbulmus)
1 olcu kus uzumu
10 adet karanfil
1 portakal kabugu (rendelenmis)
15 olcu su
4 olcu seker (sakin 5 olcu katmayin, pisman olursunuz! hele TRdekiler 3.5 katsin bence, cunku burdaki sekerler ordakilerden sekersiz, "sekersiz seker" ironik olamayacak kadar gereksiz bir tamlama oldu)
ve tabi ki ceviz falan.. (programa gidecek olanlara ceviz eklemedik, malum herkeste abuk subuk alerjiler mevcut! yaninda ikram edilcek ins.)

ben "olcu" olarak normal bir su bardagi kullandim ve 50 kase cikti.
oncelikle bugday bir gun onceden islatiliyor ve duduklude 30 dakika haslaniyor. haslarken ne kadar su koydugunuzu olcun, eger ki 4 bardak su koymussaniz sonrasinda 15-4 = 11 bardak su koyacagiz. yani toplamdaki su miktari 15.

asil onemli olan bugdayin ozlenmesiymis, iyice icinin acilmasi gerekiyormus. Bugday haslaninca kalan suyu (artik kac bardak kaldiysa geriye, isterseniz bunun bir bardagini portakal suyu kullanin) bugdayin uzerine koyuyoruz, ve kaynatiyoruz. kaynayinca  nohutu ve fasulyeyi ekliyoruz, biraz daha kaynatiyoruz (10 dakika falan, cok sabirsizlandigim icin acele acele yaptim). sonraaa pirinci, kayisiyi, uzumleri, karanfili yani seker harici her seyi icine atiyoruz. 15 dakika falan daha kaynatiyuz. kaynatiyoruz derken hafif fokurdayacak. karistiriyoruz bi de. en son sekeri atiyoruz. seker atinca anlam veremedigim bir sekilde sulaniyor asure! bu konudaki ilmi arastirmalarim devam ediyor! 10 dakika daha kaynatinca aliyoruz ocaktan. ilk basta civik bi sey oluyor, ama zamanla koyulasiyor. hicbir zaman kaskati olmuyor, zaten ben kati asureleri sevmem, ortasi iyidir! kendisi eski civikligini uzerinde barindirmiyor soguyunca ama bence kesinlikle sekerinde bir azalma hissedilmiyor (uzgun yuz). ben 5 bardak attim! keske "undo" gibi bir geri alma tusu olsaydi hayatin! ama tabi o kadar ugrastim diye yaklasik 4 kase yedim son 1 saat icinde, simdi de kusmak uzereyim! bi de tabi ben icine ceviz attim, karardi. ama olsun, ilkler guzeldir hep, mutlu oldum! geriye 46 kase kaldi, komsulara verilir mi ki bu kadar sekerli asure?

26 Ocak 2013 Cumartesi

dinnn dannn donnn

ac kapiyi benim ben! hani ne zaman mizmizlanmak istese dibinde biten ama keyfi yerinde olunca hiiic arayip sormayan! arayip sormak soyle dursun aklina bile gelmeyen ben! yaaa iste hayirsiz oldugum kadar yuzsuzum de, huzursuzluk vaktim gelince utanmadan geldim yine.. iste ben bir tilkiyim sense kurkcu dukkani, sen kabullen ben kabulleneyim. zaten her seyin basi kabullenmek aslinda. insan aciz.. kabullenmeyip de ne yapicak di mi? Aklima "acz, fakr, sukur, tefekkur" geldi, Allah bana cumlesini anlamayi-bilmeyi-yasamayi nasip etsin! Bir de"....." nasip etsin! boyle duse kalka, hatta duse duse ilerlerken,  yapmam gerekli olan seyleri kirletedururken, bir de yuzsuzce "...." istemek de ne kadar bana ait degil mi? Ama istedigim Zat'in kudreti sonsuz oldugundan yuzum kizarmadan isteyebiliyorum bunu..

neyse, insan sukursuz olmayagorsun mizmizlancak cok seyi oluyor aslinda. o yuzden incir cekirdegini doldurmayacak dertlerimi dunyalara sigmayan kalbime atayim, sizlerle kac zamandir neler ile mesguldum, 3 haftalik kalkinma planimi nasil duzenlemisim onu anlatayim.

eveeeeet, 16 kasimda doktora sunumumu yaptim (gulen yuz). iyiydi cok sukur, rahattim, ya da cok zaman gecti stresimi hatirlamiyor da olabilirim. sunumum 1deydi, sabahinda ben hala hocayla slaytlari ayarliyordum, sag olsun bana son gece geridonusum verdi de.. sunum bitince izlemeye-dinlemeye gelenlerin sorulari aliniyor once. sonra onlar cikiyor juri basliyor sorulara. sonra beni cikariyorlar, ben derken sunum yapani yani, icerde karar veriyorlar. iste beni cikardilar, ben takildim koridorda saf saf. beklemek de kotu bi sey ahretlik! sonra hocam kapiyi acti, "dr BTS" deyip tebrik etti, benden cok o sevindi sanki! valla su paragrafi yazarken icime sikinti doldu! (Tevafuk, tam da o gun phd comicste tez komitesiyle alakali bi karikatur vardi, mutlu oldum!)

 ondan sonraki iki ay on gun o kadar hizli gecti ki! su an hatta buraya yazmak icin ne kadar zaman gecmis bi bakayim dedim de oyle anladim 2 ay 10 gun gectigini!! neler yaptigima gelince, ilk hafta UYUDUM! aslinda oncesinde de pek uykusuz kaldigim soylenemezdi ama rahatlik boyle bi sey sanirim! sonra basladim misafir agirlamaya! misafir agirlamaktan pasta-borek-yemek yapmaktan helak oldum desem abartmis olurum tabi ki ama onumuzdeki 3-5 ay mutfaga hic girmesem "yemek yapmadim" diye eksiklenmem, o derece. Ara sira aklima gelmenden mutevellit senin icin hayatimdan bazi sahnelerin fotograflarini cektim, fakat senin de anladigin uzere hep firina koymadan cekmisim, ve misafir geldi gelecek telasina dustugumden pistikten sonra fotograflayamamisim! (ama inan tabaklar bittikten sonra da aklima geldi!). simdi sizleri hamur sergimle kisa sureligine bas basa birakiyorum!

figure 3: un kurabiyesi olmak uzere olan hamur

 figure 4: ekmek olacak hamur (bu kendimiz icin de olabilir misafir icin de, bilemedim ben onu)
 figure 5: ekmek makinasinda yogrulmus asiri guzel (ve kolay) pogaca olacak hamur
Figure 6: tezim bitti diye projeler de bitti sanmayasin diye objektiflere alinmis bir resim (yaspasta yapmam gereken bir gun hem pandispanya yapmak hem pudingi yapmak hem kremsanti yapmak hem de bunlarin bulasiklarini yikamak cok zor geldiginden brownie yapip ustune kremsanti surdum, ben cok begendim, ve sanirim sadece ben cok begendim! hani brownienin ici islagimsi oluyor ya, pudding yapmaktan yirttigimi dusunmustum, bence hakkaten cok guzeldi! hatta tekrar tekrar yaptim, yine olsa yine yaparim, yine yerim, azimliyim kararliyim!) (hani ben ders calisirken hep kahve icerim ya, resimde de kahve var ya, calisiyorum yani, onu demek istedim bu resimde )

Haftaya bugun bu saatlerde Turkiye'ye dogru yol almakta olan bir ucakta yolculuk halinde olucam Allah izin verirse!! Onceden planlanmis bi sey degil, biletlere bakiyordum oyle, aaa bi baktim ne zamandir 1200lerde gezinen bilet 818 dolara dusmus! kalp atislarim hizlandi, elim ayagim dolandi, zaten mahsundum, Badem mahsun olmama hic dayanamazdi, ben de bunu cok iyi bilirdim. Badem almam icin cok(?) israr etti, ben de madem istiyorsun oki dok dedim, ve aldik:)) aldiktan bi kac gun sonra baktim fiyatlara yine cikmis 1200lere, iyi ki almisim dedim sevindim falan. iste ben de oyle bi insanim, almis oldugum seyi magazada falan gorursem yine gider bakarim fiyatina, inmis mi cikmis mi diye! oysa ki bana ne artik, gec git! Alan almis, satan satmis! ama yok, illa bakicam!

11 Kasım 2012 Pazar

Son'a yaklasmanin dayanilmaz hafifligi, ve stresi, ve tarif edemedigim degisik duygulari..

Son bir aydirki halimi anlatan bu karikatur esliginde, bu cuma insAllah #16Kasim2012, doktora savunmami yapip ozgurluge* adim atacagimi (yani tabi komitedekiler calismami begenirlerse, yoksa #silbastan) duyurmak istedim. Aslinda o kadar da stresli degilim biliyor musun? yani degisik duygular icinde oldugum kesin, ama bu stres degil sanki. ya da yillar gectikce duygularim da mi lackalasti nedir.

Allah izin verirse bu persembe, Badem'in dersinden sonra "Far Far Away"e "is" amacli son yolculuguma cikmis olucam. cuma sunum, cuma aksami ya aglamalar ya da gulmeler, haftasonu canlarla bulusmalar, ve pazartesi sabahi da yurda donus seklinde bir planimiz var. Tabi hocam daha uzun sure kalmami isteyebilir. o zaman Badem beni bekleyemez doner sanirim.

Isbu yazi, son 6 gune girdigim su zaman diliminde sizlerden dua istemek amacli kaleme alinmistir.
Allah komite hocalarimin dillerini baglasin, benimkini de cozsun bi guzel:)

"sonra"si icin planlar yaptim bile:) #hergunebirmisafir projemi hayata gecirmeyi planliyorum:)

*ozgurluk: sabah istedigim saatte kalkma, gece istedigim saatte yatma, canim istediginde istedigim aktiviteyi yapma (sanirim "ozgurlugu yanlis anlamisim ben :/ )

28 Ekim 2012 Pazar

Keske her gun bayram olsa di mi?

Ben bayram tebrigi yazayim derken bayram bitiyor bile..
Allah, bayramin anlamini idrak ettigimiz/edebilecegimiz nice guzel bayramlar nasip etsin!
(gec de olsa) bayraminiz mubarek olsun!

Ozel bir prensese ozel bir not: aradim ulasamadim, dogum gunun kutlu olsun teyzesinin gulusu

19 Ekim 2012 Cuma

Kendi anlamlarimi yukledim sana firatcan

*ugur gursoy karikaturu

11 Ekim 2012 Perşembe

Iki dakka bi sey yazcam cikcam

iste ben bugun yine disciye gittim, yine kanal tedavisi oldum (boylece agzimda su gencecik yasimda (!) 4 adet kanal tedavisi, 2 adet kaplama, bilmem kac tane de dolgu olmus oldu, 20lik dislerimin de henuz cikmadigini varsayarsak soyle bakalim kac tane disim normal?) neyse iste, malum bende disci fobisi var, oyle boyle degil, daha ben o koltugu gorur gormez anormal hareketlerde bulunmaya basliyorum, kalp atisim hizlaniyor falan, goren de kolumu bacagimi anestezi uygulamadan kesecekler sanir! Babam tabi bu duruma cok uzuluyor, yani damarlarimda onun kanini tasidigim halde nasil olur da boyle korkak olurum ona uzuluyor daha cok:) neyyyse, bak iki dakka dedim, cenem dustu, zaten aksamdan beri de kimseyle konusmuyorum! Badem konferansa gitti, ben yalniz ve uzgun takiliyorum. ne diyordum, hah, iste benim bu fobim var diye ben yillaaaardir, "yea acaba niye tamamen insani uyutmuyorlar, hele ki o viz viz calisan alet kullanimdayken uyutsalar ya" diye hayaller kurardim. bir diger hayalim de saatlerce agzimi acik tutmakta zorlandigimdan, agzimin icine bi sey koysalar da ben acmasam o acsa ile alakali bi seyler. bugun ne oldu biliyor musun? hayallerim gercek oldu!!! cunku ben, cok sevgili discim henuz igne asamasindayken ortaligi birbirine katip (bknz. bogurerek aglamak) kadinin elini kolunu tutmaya calistigim icin, kadin dedi ki "sana bi sey vericez, bilincin acik olacak, ama rahatlicaksin, bu sacma sapan hareketlerine bi son vereceksin" (bu sacma sapan hareket demedi tabi de, gozlerindeki nefret buna isaret ediyordu), ben de "eger ki o seyi igne yoluyla vermeyecekseniz, olur" dedim. bi yandan da bunun ne kadar etkili olcagini bilemedigimden mesafeli davrandim. neyse meger bi gazmis o, bunlar bana bastilar gazi (nitrous oxide-bir diger adi gulme gaziymis). Allah'im 5 dakika gecmeden ben bi agirlastim bi agirlastim, ondan sonrasi beyaz bir isik! bi de bilincin kapanmicak demisti doktor! aslinda tam kapanmadi, beyaz isigi hatirliyorum, boyle basim donuyor falan. kadin benden illallah etti de cok mu verdi acaba diye killaniyorum. disci "bir dahaki sefere en bastan bunu verelim sana" dedi, ben hala etki altindaydim, deli deli guluyordum (ki etkisi baya bi surdu, Badem beni almaya gelmisti, once korktu noluyor diye, ben anlatinca, keyfim de fazlasiyla yerinde olunca, nerde satiliyormus, ara ara verelim sana diye de destek oldu disciye) 4-5 defa daha gitmem gerekiyor disciye, eger hepsinde alirsam uyusturucu bagimlisi olup cikmaktan korkuyorum. boyle millet hap alip ucuyor ya, onun gibi bi sey miydi neydi bilmiyorum ama bugun keyfim baya bi yerindeydi. agzimin bi tarafi uyusuk, ama ben gulup duruyorum falan yarim agizla yamuk yamuk:)) bak hala guluyorum. bi de kadin bana "merak etme burdan cikar cikmaz araba bile surebilirsin" demisti, ama yok 4-5 saat etkisinde kaldim resmen, ki sadece ilk yarim saat verdiler o gazi. neyse tabi o haldeyken agzima da bi sey koydular, acmadim ben agzimi, o kaldirac gibi olan sey acti..
simdi burdan yetkililere seslenmek istiyorum, madem boyle opsiyonlar var niye yillarca azap cektirdiniz bana? yillarca disciler benden ben discilerden nefret edip durduk, niye nifak tohumlari serpistirdiniz aramiza? oysa bugun oyle miydim, mutluluktan kadini opcektim, sevgi, baris, falan.

9 Ekim 2012 Salı

...............



Saat geceye yakindi, ben de utu yapiyordum Vahdettin. Sonra babannem geldi aklima, zaten hep aklimdaydi da, daha yogun geldi. Oyle cok animiz var ki… soyledim mi sana Vahdettin, ben Turkiyedeyken kaybettik onu. Iki gece istanbulda abimlerde kalip sonra da memlekete gidip onu ve herkesi gormekti planim. TRdeki Ikinci gecemde abim beni uskudar iskelesinden alinca, “hazirlikli ol, yarin babamlar seni havaalanindan alinca eve gitmeden hastaneye gidebilirsiniz” demisti de, anlamamistim ilk basta. Meger Vahdettin, o gun babannem ikinci felcini gecirmis bilinci kapanmis, hastanede kaliyormus. Nisanda onu ziyarete gidebildigim icin tekrar sukrettim,son konusmamiz oymus meger.. aslinda o felcli hali bana cok dokundugundan bilincinin kapanmis olmasina onun adina sevindim, en azindan kendi haline uzulemeyecekti artik.. aynen abimin dedigi gibi oldu, eve ugramadan hastaneye gittik. Babannem yatiyordu, sanki uyuyor gibi, sanki birazdan uyanacakmis gibi. Doktorlar en fazla 3 gun omur bicmisler. Yanibasindaki birinin olumunu beklemek de garip bi sey Vahdettin. Refleks olarak kalan nefeslerindeki herhangi bir degisiklikte “acaba”lar geciyor insanin icinden. Insanin surekli Kuran okuyasi, besmele cekesi ve boylece son anda imani almaya calisacak seytani yaklastirmayasi geliyor. Kuran okunan yere seytan gelemiyor ve boylece de son anda imandan dondurmeye calisamiyor di mi Vahdettin?

Iste ben utu yapiyordum Vahdettin, anilar canlandi bir bir. Haftasonlari bizimkilerle internetten goruntulu konusacagimiz zaman “BTS geldi mi?” diye sorarmis annemlere. Akil sir erdiremezdi nasil oluyor da taaa nerelerden canli canli konusabiliyor olmamiza. Sanirim o saatlerde benle konusmaktan cok o durumun saskinligi icinde oluyordu. Babannem TVyi ilk ne zaman gormustur bilmem, ama bizim evdeyken izledigi dizileri gercek sandigini bilirim. “baba evi” diye bir dizi vardi da babannem dizlerine vurmaktan izeleyemezdi, cok uzulurdu cook. Ordaki adami amcama benzetirdi de “suleyman cikti” derdi hep. Dizilerde oynayanlari baska bir programda gordugu vakit “bu daha dun dogurmadi mi ne tez kalkti ayaga”dan tut  “bu olmedi mi”ye varan saskinliklar icinde olurdu. Biz evde yokken de elektrik harcanmasin diye acmazdi hic TV’yi.. belki de pencereden bakmak daha kendine has idi. Yoldan gecen herkesi ismen olmasa da cismen tanirdi, bize anlatirdi. Evin arkasindaki engelliler okulu onu uzuntulerden uzuntulere sokardi.
Dedemin vefatindan sonra cogu zaman bizde kalirdi, yazlari giderdi koye, soguklar baslayinca gelirdi. Ablam evlenmeden once oturma odasinda kalirdi, sonrasinda  oda arkadasim olurdu. Aksamlari yatsinin okunmasinin hemen ardindan dedigi “hadi cok calistin yatalim artik” cumlesine “sen yat, ben calisicam daha erken” diye karsilik vermem su an icimi acitiyor biliyor musun Vahdettin. Oysa babannem isigi kapatmam icin soyluyormus bunu.. ne vardi sanki salona gitsem orda calissam.. yok iste, tam ergenligime denk gelen yillar olmasi itibariyle pek de iyi bir torun olamadim ben. Gerci beni cok sevdigini bilirdim, hatta herkes bilirdi cunku Allah rahmet etsin istinasiz her torununu (bizimkiler haric) hemen bana kurban ediverirdi (not: “bilmem kime kurban ol” bizim oralarda cokca soylenen, birini baska birine tercih ettigini ifade eden bir cumle. “kurban olurum” da cok kullanilir, ama bunlar yanlis tabi, “Yaratana kurban olurum” denmeliymis. Babanennem bilmezdi bunu, bilse soylemezdi eminim). Zaten ben TRdeyken vefat edisine ve benim de cenazeye gelebilmeme hemen herkes “zaten seni cok severdi” yorumunu yapti. Tabi ki hicbiri elimizde olan seyler degil. Ama ben de cenazede olabildigime memnun oldum. Ne tuhaf di mi? yani cenazeye katilabildigine memnun olabilmek ne tuhaf.. “cenaze” ve “memnuniyet” kelimelerinin ayni cumle icinde kullaniliyor olabilmesi.. doktorlar 3 gun omur bicmisti ama babannem 20 gun o halde hayatta kalabilmisti. Ben memleketten, annemlerden coktan ayrilmistim, Badem’in memleketine gitmistim, 5 gun sonra da buraya gelecektik. Derken 1 eylul sabahi 5:30da telefon caldi, arayanin babam oldugunu gorunce zaten anlamistim. Hem zaten bekliyordum da, niye oturuverdim yere oylece. Olum ne kadar beklenirse beklensin, olen kac yasinda olursa olsun, neden bu kadar koyuyor insana?  Babam “annen 7’de Ankara havaalaninda olacak, sen de ona yetis istersen kardesinle gelecekler” dedi. Annem de dayimin torununun dugunu icin baska bir sehirdeydi, gidip gitmeme arasinda kalmisti, biz de “ebeme bi sey olursa gelirsin hemen” diye gazi vermistik. Annem babannemin son gununde yaninda olamadigi icin tum cenaze boyunca cok uzuldu, “olsun, yikamasina yetistin” diye teselli ettik. Ben anca 7 ucagina yetisebildim, 11 gibi Ankaraya vardim, abim aldi. Sanki o zaman babannemin cenazesine gitmiyormusum da babamlari gormeye gidiyormusum gibi hissettim. Ta ki eve varincaya kadar… ikindi namazini muteakip kilinan cenaze namazinin ardindan koye gittik, cenaze arabasi onde, biz arkada. O tabuttakinin yakinin oldugunu bilmek, cok garip duygular bunlar. Hele sonra tazecik kapanmis mezari ziyaret etmek…
Utu yapiyordum Vahdettin, saat geceye yakindi. babannem geldi aklima. Oyle cok animiz var ki Vahdettin. Once gulumsemeli olanlar geldi, sonra babannemin vefat ettigi gercegi, sonra iste artik utuledigim gomlekleri falan goremez oldum. Badem geldi yanima,teselli etmeye calisti ama icimin acisini dindirmedi Vahdettin. Tamam helallesmistim, tamam beni cok seviyordu ama tam ergenligime denk gelen yillar olmasi itibariyle pek de iyi bir torun olamadim ben. Beni bilirsin Vahdettin, yemek esnasinda cikan seslere duyarliligim beni gicigin onde gideni yapiyor. Iste ben, babannemin yemek yerken agzini saplatmasina dayanamaz (?) anneme surekli sikayette bulunurdum. Annem ne derse desin ikna olmazdim. Dedim ya iste giciktim. Artik bilmem kac kere bunu dile getirdiysem anneme, annem de “cocuklar rahatsiz oluyor”mihvalinde bi sey demis babanneme, babannem de “cocuklar rahatsiz oluyorsa ben sizden sonra yiyeyim” demis. Allah’im bunu duyunca oyle cok uzulmustum ki, hala vicdan azabi cekerim o simarikligimdan dolayi. Zaten kendi evinde degil, oglu da olsa baskasinin evinde kaliyor, bi de ona bu lafi soylettim. Ne vardi sanki sabretseydim! Sonra yine ben ergenken, babannem usutmus. Babannem usuttugu icin birden yere kustu, odada sadece benle o vardik. Ben ne yaptim biliyor musun? Arkami dondum, cunku ben uyuzunun her seyden midesi bulanir. Kusan birinin ardindan kustugumu cok hatirlarim. Babannem de o halinde bi de oralari temizlemeye ugrasiyordu. Annem geldi bu arada, hemen babannemi kaldirdi, oralari temizledi. Sonra da bana bi kizdi “niye babannene temizletiyorsun hasta zaten, niye sen temizlemiyorsun” diye.  Ne vardi sanki temizleseydim! Bilmem babannem bu son iki animi hatirliyor muydu, ama ben hic unutamadim.
Saat coktan gece yarisini gecmisti Vahdettin, utuyu oylece biraktim. Ben cenazede bu kadar aglamadim.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Gidisim suskun olmustu ama donusum muhtesem olacakti, o da olmadi



Boyle donmeyecektim yazmaya, “heyooo” cigliklari esliginde, “oohh be kurtuldum” olacakti ilk basligim, yaz ortasinda “ara” verirken boyle hayal etmistim donusumu ama ben haaala “tez yazmakta” oldugumdan haaalaa “offff yea, yine ders” modundayim. Allah’im bi bitmedi gitti!! En son artik kasim basi diye konustuk hocayla ama amma yogun tez komite hocalarim varmis, herkese uygun bi gun ayarlayamadik henuz! (Simdiye kadarki yazdiklarimin ana fikri : “hala mezun olamadim, hala tez yaziyorum”). Hatta bunlari nerden yaziyorum biliyor musun? Kutuphaneden, ikinci evim de burasi oldu, yakinda burda calisitigim masaya bir masa lambasi alip, karsimdaki duvara da notlar yapistirmayi planliyorum.
Oyle bir selam vereyim, merak edenlere terbiyesizlik etmeyeyim diye yaziyorum bu satirlari. Tezim bitince daha cok gorusuruz demek isterim ama eger ki ben kendimi taniyorsam ders calismak zorunda olmadigim zamanlarda bos islerde ugrasmayacagimdan daha az yazar olurum. Hatta oyle eminim ki sabahlari hic isim olmadigi icin erkenden kalkarim, yaparim bunu.
Bi de iste gecenlerde bi can’la maillesiyorduk, bunalim ruh halimi yansittim kendilerine, o da dedi ki “aaa, sen hayatimda tanidigim en neseli insansin” , evet ben de sasirdim ve  yavrucagizin hayatindaki en neseli insan bensem digerleri nasil , bu kizin nasil bir hayati var diye de endiselendim (yok ya, hic endiselenmedim, uyduruyorum ne yazik ki) bu cumleyi, yani “en neseli” degil ama “neseli” kismini cok duymuslugum vardir. Insanlar (ben insan degilmisim de baska bir turden bahsediyorum sanar okuyan da) beni neseli sanirlar genelde. Nasil bir tipim varsa, sanirlar ki benim hic derdim sikintim yok, her seyi kolaylaikla hallediyorum falan filan. Ama oyle degil iste, omuzlarim catirdiyor resmen cogu kez, ve ben altinda kaliveriyorum bocek gibi. Yerden kazinamiyorum da bunalimlarin kucaginda buluyorum kendimi. “Musluman bunalima girmez” sandigimdan bunalimim katlaniyordu cogu kez ama gecenlerde okudugum bir yazi (bknz Mustafa Ulusoy, “Musluman bunalima girer mi?”) Muslumanin da bunalima girebilecegini yazdi da ben de gonul rahatligiyla giriyorum artik:)
Ben bi de Atayurda gttim malum, ordaki maceralarimi (?) insAllah yazarim bi ara. Yazima burda son verirkene, hepinizi hasretle kucakliyor, bagrima basiyor ve en sevdigim yiyeceklerden biri olan bir tarifle sizlere veda ediyorum:
Saglicakla
Borulce salatasi:
Taneli borulce (taneli olanlar daha lezzetli olurmus, hatta mumkunse kurtlu olsun, bu da borulcenin organik olduguna dalaletmis, ben her turlusunu seve seve yerim)
Su
Zeytinyagi
Limon
Tuz
Yapilisi: borulceler, tezmilenir, ve suda haslanir, haslanan borulcenin suyu suzulup (ki annem – Badem’in annesi olan annem- -aslinda benim kendi annem de egelidir ama su an bozkirin ortasinda yasadigimizdan bizim oralarda olmaz borulce, sag olsun ben cok severim diye de annem – Badem’in annesi olan annem- her gun nerdeyse yapar bana--- az suyla haslar, suyunu pek suzmez o yuzden) uzerine tuz atilir, sonraaa an hasindan zeytinyagi ve limon, oh oh, agzim sulandi yazarken! Artik yemek icin gelecek seneyi beklemek gerek Allah omur verirse.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

iftar menusu yayinlamayani bu camiadan siliyorlarmis!

Selamun Aleykum mubarekler! (Ramazan girince havaya giren BTS girisi)
--------
Bu Ramazan birazcik degisik.. simdi biz tasinmistik ya gecen sene (waow, bir sene olmus nerdeyse!) evimiz de turk vakfinin karsisinda sayilir, yurume 5 dakika vakfa. Vakif dediysem, mescidi de var icinde. Boyle yatsi serinliginde yuruye yuruye mescide gitmek, beni benden aliyor. Oyle mutlu oluyorum ki! Sanki atayurttaymisim de evin dibindeki camiye gidiyormusum gibi.. sanki annemle yan yana namaza duracakmisim da namaz bitince caminin yaninda babami bekleycekmisim gibi.. tek eksigim mescide onceden gelip muhabbete baslayan mahalleli teyzeler..

Buralarda guzel geciyor Ramazan.. zaten gurbette hep guzeldi.. ilk gun herkes vakiftaydik, hep beraber yaptik iftari bahcede. Sonra iste pazar gunu eve misafir cagirdik. artistlik yapiyordum "iftara 2 saat kala girerim mutfaga, hallederim yea" diye, amma velakin hadi dedim, Ramazanin basi, iftara 2 saat kala ayakta kalmaya dermanin kalmayabilir sen oglenden yap bitir, hem sonra ders calisirsin (offfffffff) dedim kendi kendime. Cok yanlis dusunmusum!!!yaklasik 6 saat gecirmisim mutfakta!!!!!!!!! sonuc olarak 6 saatlik is yapmis olsam neyse, ama elde var 2 saatlik is! nasil becerdim, bereketi nasil kacirdim anlamadim! Bir daha erkenden girmeyecegim mutfaga, ben az zamanda cok isler yapabilen bir neslin torunuyum, cok zamanda cok isler yapabilen degil, illa tutusmam gerek! Hadi yeri zamani gelmisken dislanmamak icin bir de iftar menusu vereyim:

-taze fasulye, hic su eklenmeyen, domatesin suyuyla piseninden
-sebzeli bulgur pilavi
-salata
-cacik
-SUUUUUU

bu menu kendimiz icin tabi ki, misafire firinda et yemegi ve yogurt corbasi da yaptim. Aaa bi de baklava yaptim, aferin bana. Yazin bi vakti dayadim baklavayi. Tabi ki bunlarin hicbirinin resmini cekmedim, zaten o haldeyken aklima bile gelmedi malum. sen hayal et artik taze fasulyeyi (!). ben de Ramazan girdiginden beri ayva tatlisi hayal ediyorum! Ramazan tatlisi demek ayva tatlisi demek benim icin! Aaah ah kalmadi artik o Ramazanlar (!), yok artik ayvalar mayvalar. Ama hurma var! Arabistanin ya da kaliforniyanin gobeginde dogmusumcasina severim kendilerini. Bozkirin gobeginde buyumuslugume bakmam, bir oturusta 907 gram hurmaya bana misin demem normal zamanlarda.

Yea uzatmayayim da, benim 15 gun icinde tezimi yazip bitirmem lazim.. ama oyle yogun geciyor ki Ramazan masallah, zaman kalmiyor. Sahura kadar oturup ders calisma plani yapiyorum, sonra bi bakiyorum ki bloga yazi yaziyorum! yok bu boyle olmayacak, size soz vereyim Ramazan sonuna kadar yazi yazmayayim, cok yazasim gelirse elime vurayim, zamani daha "manali" seylerle gecireyim. Zaten Ramazan bitinceki ilk yazim "git git gidaaak" diye baslar, cunku her gece bir tane haslanmis yumurta yiyorum, yumurta yiye yiye yumurtaya donusup bayrama tavuk olma ihtimalimden dolayi yani...




19 Temmuz 2012 Perşembe

Eksik bir sey mi var hayatimda?

Benim baglanma sorunum var vahdettin, bak baglanamama degil, direk baglanma, cabucak baglanma sorunum (sorunsal mi desem yoksa, daha mi havali olur acaba). Insan harici her turlu varliga cok cabuk baglaniyorum, ve o kadar icsellestiriyorum ki bazen onlarin canli olmadiklarini, canli olsalar da beni pek de sallamadiklarini unutuyorum. Mesela dunden beri Rifki'ya uzuluyorum, ama ne uzulmek, dun onu oylece bir basina vakfin bahcesinde gorunce gozlerim bildigin doldu, yanimda Badem olmasaydi aglayacaktim da, Badem benim icin endiselenmesin diye aglamamak icin konuyu degistirdim, zaten normalde de bi konudan bi konuya saniyenin binde biri bir zaman diliminde gectigim icin dikkat cekmedi. Rifki, 3 yildir kahrimizi ceken, benzini su gibi icen ama benzin ucuz oldugu icin "helal olsun" dedigimiz, deri koltuklari nedeniyle kisin donduran, yazin yakan, surebildigim ilk goz agrim, canim arabamiz. Ama biz bu emekciye ne yaptik? yeni bir araba alinca (mertcan), Rifki'ya vefasizlik edip onu vakfin bahcesine terk ettik! Tamam sitemize sadece bir araba park edebiliyoruz ama madem oyle Mertcan'i biraksaydik vakfin bahcesine di mi?

Bu baglanisim ilk degil ki! Mesela Emrah, terk edilmis minik kedi. Ben onun kedi oldugunu unutmustum sanirim. Sonra Tirbuson, kucukluk yillarimdaki ilk ve son ev hayvanim, beyaz minik bir tavsan, ki bu ismi abim koymustu sanirim, cunku bir tavsana tirbuson ismini koymak pek de benim tarzim degil. Sonra Gulnaz, can cekisen cicegim. Salih'im, ilk laptop'im. Neslisah ve Meliksah, Badem'le bir ara ayni anda kullandigimiz ikiz laptoplar. Cafer'i (sincabim) de atlamayayim, uzun bir birlikteligimiz oldu sonucta. haaa Suha da var, ismi hak eden irilikte bir bocekti kendileri sonucta. 

Ben kucukken, kendi kendimeyken bile cok guzel oynarmisim oyuncaklarimla, onlari konustururmusum hep, hic zararim yokmus masallah. Hayal dunyam cok kuvvetliymis. Bu insan harici varliklara baglanma sorunsalimi (evet evet, daha havali oluyor kesinlikle) halletmek icin belki de cocukluguma inmek gerek. Uff kardesime o kadar dedim benim isime yarayacak bir tibbi uzmanlik alani sec kendine diye (gerci psikiyatriyi onermemistim o aralar, cok daha buyuk(!) sorunlarim vardi) hatta ailede cok buyuk baskilar yasandi, herkes cocugu kendine hizmet ettirmeye calisti, ama o yilmadi, hayallerinin pesinden gitti ve genetik tercih etti. Gerci babam da bizim navigasyon aletine "Dilbaz" ismini takmisti, annem ilk bulasik makinasina "leydi kizim" derdi. Bendeki durum genetik de olabilir yani:)))

Neyyyssse, belki de sorunun kaynagi isim takmakla alakalidir Vahdettin.

17 Temmuz 2012 Salı

Boceklerle bu kadar cok anımın olmasi killandirdi simdi beni

Diyet yapmaya karar vermemis olsaydim gecenin bu saatinde canim hic istemedigi halde bir kase dondurma yemezdim, ki kendileri gunun 6. kase cilekli dondurmasi olurlar. Bilirsin doyamam cilekli dondurmaya, ve bilirsin her diyet yapma kararimda yeme aşkım istiyakim arttikca artar, yani dam baca yenilse onlar bile kalmayacak seviyeye ulasir. Gerci tezimi yapma-yazma zorunlulugum olmasaydi da gecenin bu saatinde canim hic istemedigi halde bir kase dondurma yemezdim. Hep stresten oluyormus bunlar, bu garip seyleri merak etmeler, asiri yemeler, sivilceler, evin daginikligi, canimin hicbir sey yapmak istememesi, disardaki sicak, bulundugum gurbet, durup durup aniden karsima cikan bocek, aksam yatmamalar sabah kalkmamalar, falan filan. Bocek demisken, sabrimin zorlandigini bildirmek isterim. ben ki boceklere karsi acaip tirsak biriyimdir. hatta annem anlatir, ben kucukken ufacikken uykulu gozlerle gordugum bir bocek karsisinda oyle halden hallere girmisim ki annem kafayi yedim sanmis, o derece. neyse, banyoda bir bocek vardi, boyle siyah bodur ve tombis. hareketsiz takilmasi kendimi guvende hissettiriyordu. Ona olay mahallini terk etmesi icin muhlet verdim (yoksa muddet mi verdim?) bir gun gecti, yerini degistirmisti ama haala banyoda ikamet etmekteydi, ikinci gun ayni, ucuncu gun ayni.. banyoda ne yiyip ne iciyordu cidden merak etmeye baslamistim. Adini sanini bilsem internette cilgin arastirmalara girecektim, oyle de bos islerle ugrasirdim. neyse, bir hafta icinde bir sabah bi baktim gorunurlerde yok, ufff cok fena killandim. ek kuvvet kullanarak onu kapi disari etmedigim icin pismanliklardan pismanliklara girdim. Sonra dis fircami aldim elime, macun surup agzima sokucaktim ki bocekle goz goze geldik resmen!! Allah'im yaaa dis fircamin ustune cikmis!!! Kusucaktim! Besle kargayi oysun gozunu! Pis böcek, acimicam bi daha, gordugum yerde aticam disari! gece ustumde de gezmis midir yaaa?! bak kasinmaya basladim!

yukardaki gereksiz seyleri yazmak icin acmamistim blogger'i. Dicektim ki, yarin 17 temmuz ya, yani aslinda resmi olarak bugun 17 temmuz, saat gece 2ye geliyor. neyse, her sey normal seyrinde gitseydi ben yarin doktora savunmami yapacaktim biliyor musun? O zaman su saatlerde muhtemelen Far Far Away'deki bir kanepe uzerinde uyumaya calisiyor olurdum. Sunumumu calismaya vaktim olmus olur muydu acaba.. ve yarin aksam bu saatlerde "KURTULMUS" olurdum.. Cok sahane bi Ramazan gecirektim, oyle planlamistim, her aksam birilerini davet edecektim, falan filan. Hala tez yaziyor olma yoktu planlarimda. 17 Temmuz demisken, bu tarihin ailemiz acisindan onemi var, abimlerin evlilik yildonumu! vay beee yillar gecmis o aksamin ardindan. Doganlar ölenler...
Hayat cogu kez cok tuhaf geliyor...
ve ben nerde nasil ölecegimi cok ama cok merak etmeye basladim...
Hep stresten oluyormus bunlar, bu garip seyleri merak etmeler, asiri yemeler, sivilceler, evin daginikligi, canimin hicbir sey yapmak istememesi, disardaki sicak, bulundugum gurbet, durup durup aniden karsima cikan bocek, aksam yatmamalar sabah kalkmamalar, falan filan. Bocek demisken,  bi de orumcek Suha'm vardi yillar once, tarantuladan bozma. 3-4 aya yakin baktim ben buna, baktim derken hakkaten baktim her gun yerinde mi degil mi diye. Sevmistim ama onu, o baskaydi, cikmadi hic fircama mircama. Zaten pencerenin obur tarafindaydi. 3-4 ay o cami acmadim! Yagmurlu bir sonbahar gunu kaybettim onu, kaybettim derken gercekten kaybettim, gitmis. ölmüştür di mi coktan?

3 Temmuz 2012 Salı

Hayat beni neden yoruyo(r)sun (?!!)

ssttt naptin gorusmeyeli? beni sorarsan cok cilgin gunler yasamaktayim. bi kac defa sana ic dokesim geldi ama olur da beni taniyan ve olaylarla alakasi olan kisi ve kurumlar burayi okur, sonra oturur hep beraber uzuluruz diye vazgectim. bazi seylerden kolay vazgecerim de bazi seylerden bi turlu vazgecemem ben. "bazi seyler" tanimi da pek bi gizemli, ama bir o kadar da tirt oldu di mi?

-10 agustos gunu icin atayurda bilet aldik, mutluyuz. 11 agustos aksam ustusu, havaalaninda ellerinde ciceklerle beni karsilamk istersin diye şeettiydim.

-Doktora savunmam, gerek benim yapmam gereken isleri hala yapmamamdan gerekse komite hocalarimin cilginca gezi-tatil planlayip oturduklari yerde oturamamalarindan 17-24 eylul haftasi icinde ikamet eden bir bilinmeyene ertelendi. once uzulmustum, atayurt gezim pek de planladigim gibi sorumsuz, sen-sakrak ve dahi vurdumduymaz gecemeyecek diye, ama sonra realiteler gozume gozume sokuldugundan sevindim bile denebilir. ote yandan bu sevinc bende bir rahatlamaya sebebiyet verdiginden, icimden bir ses atayurt ucaginda dahi tez yazacakmisim gibi sinyaller gondermekte. oysa bitirebilmek icin planlar yapip duruyorum, su gun su konu bitecek, bu gun surasi yazilacak falan gibi. ama o gun gelince ne o konuyu bitiriyorum ne de orasini yaziyorum. hep erteliyorum hep erteliyorum.. bir de bahane uretmekte artik cok ustalastigimdan hocami da rahatlikla hallediyorum. hatta kadin bana o kadar acimaya basladi ki "getir ben yazayim tezini, sen islerinle ilgilen" dicek bi gun, o derece.

-yani "aslinda ben iyi biriyim de, cevrem kotu" dicem, ama bu cumleyi kurarak kendime olan saygimi kaybetmek istemedigimden, demicem (demeyecegim)(Turkce yazildigi gibi okunmaz, bunu daha once tartismis miydik? orta okulda, dersanedeki Turkce hocamdan duymustum ilk bu gercegi de, heyecan yapmistim, sanki adam benimle dunyayi yerinden oynatacak, kimsenin bilmedigi bir sirri paylasmisti. yaaa iste ben ilk okulda bile dersaneye gittim biliyon mu? ("biliyor musun" diye yazilip, "biliyor musun" diye okunur).

-ders calismiyorum ama calisamadigim icin calismiyorum.yani calisabilsem calisicam (calisacagim - boogk). yani hep bi sey cikiyor hep bi sey cikiyor! ya birileri bu sehri tek edecek oluyor, benim de onlari en yemeklisinden misafir etmem gerekiyor, ya bi "ozel gun ve geceler" organizasyonu oluyor, olay bizim evde gerceklesiyor, oncesinde ve sonrasinda omrum temizlik yapmakla geciyor. ya festival oluyor, ben kendimi hazirlik-satis her bi seyin tam ortasinda buluyorum (ki bununla ilgili cok guzel bir animi bir sonraki paragrafta siz sevenlerimle paylasicam) ya da bi sekilde bizim sehre gelenleri, hic tanimadigim halde evimizde misafir ediyorum, bunun da hem oncesi hem sonrasi temizlik oluyor (ki bununla ilgili cok sinir bozucu bir animi bundan iki sonraki paragrafta siz sevenlerimle paylasacagim).

-iste iki hafta kadar once bir festival alanindayim. tabi ki icimdeki organize etme ruhu fazlasiyla sahlandigi icin bir kosede duramiyorum, derken yorgun olup da cok is yapamadigimdan kendimi gozleme satis yerinde buluyorum. iste yan tarfimda fedakar ve bir o kadar da becerikli hanimlar gozleme yapip-pisiriyor, ben de gelene gecene laf atiyorum, laf atiyorum derken "geeel vatandas geeel, sicccak siccak gozlemlerim vaaaar" nevinden (saka yaaa, ben tuccar dogmamisim! zaten genlerimde de bir esnaflik yok, akademisyen-egitimci olarak dogmusum, ins oyle devam edebilirim). neyse bir cift geliyor, derken  muhabbet basliyor. "ne zaman geldiniz buralara" diyorum (aah cok tatliymis muhabbetim(?) ) "14 yil once" diyor ve ekliyor "sen daha dogmamissindir o zaman". bak senin icin tekrar ediyorum, buyuk harflerle tekrar edicem ki bu cok kiymetli soze konsatre olabil (uff tekrar yazmaya usendim yaaa, neyse ben geri donup orayi koyu renk yapip dikkatini oyle celbedicem - celbedecegim). ben tabi ki afalliyorum, yanlis mi anladim diyorum, sonra kadin ekliyor "kac yasindasin 15 mi?" diye. Allah'im benim yuzumde o en aptal ve sirnasik gulumsemem, ser veriyorum sir vermiyorum. "bayanin yasi sorulmaz" diyorum, bambaska biri lafa giriyor "senin yasin icin sorulur". ben de muhabbeti olabilgince uzatip degisik hazlar icinde buluyorum kendimi. bu da oyle bir anim iste..

-ben cocuk severim genel olarak, hele konusabilenlere bayilirim, olaylara sahane yaklasirlar. ama gel gor ki evimize misafir ettigimiz cok hos bir ciftin canavar cocuklari beni tum cocuklardan ve dahi hayattan soguttu! hayatimda hic cekmedigim kadar "ya sabir" cekmisimdir. ses etmeyeyim ses etmeyeyim diye her seyi icime attim, sonraki sabah tam 3 buyuk sivilce ile uyandim!! bak yazarken bile butun sac tellerim antene donustu resmen!! en son cocugu ayakkabileri ile iceri girmis, bir de yeni yikadigim camasirlara ayakkabisini surerken gormemle icimdeki canavari ortaya cikarttim! bi kizdim cocuga, coook uzun suredir boyle kizmak gormemistim. "senin yuzunden simdi butun camasirlari tekrar yikicam" diye basladim, "al o ayakkabilari eline, hemen disari koy" diye devam ettim. cocuk arsiz, aldi ayakkabilari asagi kata inerken merdiven kenarindaki duvara bastan asagi ayakkabisinin altini sildi. dovcektim cocugu. anasi babasi da cok tatli insanlar ama olaya sahit olmalarina ragmen hic ses etmediler, ben olsam, ayakkabiyi alir elime, cocuga da kizardim. cocugunu dovmeyenin cocugunu doverler. bu olaydan sonra dayagin cennetten ciktigi fikrine tum yuregimle katildim.

-daha yazcaktim ama olayi hatirlayinca gerim gerim gerildim. sonrasinda ne oldu, gariban BTS tezini yazacagi yerde cocugun gezdigi yerleri camasir suyu ile temizledi. o duvarlarin dili olsa da konussa!

1 Haziran 2012 Cuma

Boyle mi olacakti?

bu aksam 7 sularinda legenin icindeki marul ve benzeri yesillikleri sirkeli su ile yikadigimi fark ettigim an ufak bi dejavu yasadim, ve sonra da her anin fotografini ceken foto-insan misali hemen gelip buraya yazmaya niyetlendim. yani aslinda yasadigim tam bir dejavu degildi de ne zamandir bu kelimeyi kullanmaya pek bi hevesliydim, hadi dedim hevesimi alayim falan filan. iste evvel zaman icinde, kalbur saman icinde, pireler berber iken, develer tellal iken, ben anamin besigini tingir mingir sallar iken (evliligimin ilk yilina takabul ediyor bu isaret ettigim zaman dilimi) evine yemege gittigimiz bir ablayi salata hazirlarken goruyorum, legenin icindeki marul ve benzeri yesillikleri sirkeli su ile yikadigini fark ediyorum ve aslinda sogukluktan donan karakterim bayan bayana ortamlarda tam tersi hareketlenmeler gosterdiginden asiri sempatik bir o kadar sevecen ve bittabi deneyimsiz-gormemis-gecirmemis ben olarak "aaaa neden sirkeli su?" diye sasirmalardan sasirmalara giriyorum (annem marulu topragiyla koyardi sofraya deeeermisim, ufff igrenclestim yine yaa). O da "mikroplardan" basliyor, "az olsun ama organik olsun"la devam edip "aluminyum folyonun zararlari"yla noktayi koyuyor ("aluminyum" diye yaziliyor, "aliminyum" diye okunuyor! yani en azindan ben oyle okuyorum, deniyorum deniyorum "aluminyum" diyemiyorum!). cok ilgilenmis, cok etkilenmis gibi duruyorum ama aslinda gozlerimde yeni tanistigim bu insana karsi bir korku beliriyor, ve universite evi hayatindan cikali henuz 2-3 ay olmus biri olarak "abarti" buluyorum, daha dogrusu bir kulagimdan giriyor oburunden cikiyor, yani avamcasi "pek de sallamiyorum". kiniyor muyum, hatirlamiyorum. ama kinamis olmam lazim ki tam da onun o zamanki yasinda oldugum bu gun ayni seyleri yaparken buluyorum kendimi. hatta inanir misin Guzin (bugun de sana Guzin diyesim geldi, kirilmiyorsun di mi?) taze fasulye yapayim dedim bugun, saplarini bir bir temizleyip her birini ikiye uce bolmem yetmemis gibi bir de birer birer sirkeli suyla yikadim, hem de ova ova! (aklima direk gelen "yaylalar yaylalar" sarkisinin tek sorumlusu ben miyim sence?).
yani bugun, 1 haziran 2012, saglik konusunda saykoya bagladigimi anladigim gundur, kayitlara gecsin lutfen!

Bir de, roller coaster'a bindiginde gozlerini kapar misin sen de?

29 Mayıs 2012 Salı

Bugunlerimi de ozlerim, yeter ki gecmis olsun

ben uslu uslu ders calisirken bir arkadastan gelen "eski resim" istegi uzerine kendimi nostalji yaparken bulmam safi benim sucum olmamali. Yukardaki resmi cekeli Vahdettin (ki icimden bugun sana bu sekil hitap etmek geldi) 3-4 sene olmus, dusunebiliyor musun? insanlar bu sene zarfinda ihtisas sahibi oluyor, benim icinse dun gibi

sonra su alttaki.. masaustumde hemen hic dosya bulunmayan resim..3- 4 sene de onun uzerinden gecmis. o masaustu resmini degistireli cok oluyor vahdettin. Daha realistik resimlere yol verdim. hem o laptopum da ziyadesiyle eskidi, beni yari yolda birakmasindan korka korka kullaniyorum ama bu yazin sonunda o beni birakmazsa ben onu birakicam, bu vefasizligi yapmaya kararliyim.
Oyle anili, oyle guzel, oyle neseli, oyle umut dolu resimlerim var ki Vahdettin, gel bi ara beraber bakalim. Biliyorum baskasinin resimlerine bakmak pek de zevk veren bi aktivite degil, hele ki yenice tanistigin yeni evlenmis birinin dugun resimlerine bakmak!!. hani 2-3 resme bakilir da tum albume bakmak da nedir! tanidik varsa gene iyi hos da, bana ne o akrabalardan, oglan tarafindan di mi?

Hem zaten ben kendi resimlerime bakarken de eglenmiyorum vahdettin, su sol yanima bir sizi giriyor, film orda kopuyor, falan filan.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

haberler falan

Far Far Away'e gelince cenem dusuyor benim, eminim. hemen kisa kisa hayatima dair son dakika gelismelerini vereyim, sonra da toplantiya geceyim (hmmm, sanirim burda daha cok calismak zorunda oldugumdan cenem dusuyor, luzumsuzluktan yani)

1- biraz once labdaki tartida tartildim da (bknz. tartida tartilmak) vakti zamaninda bundan 2 pound daha az oldugumu gorup bunalimlara girmis, internette sok diyetler uzerine ciddi arastirmalar yapmis, diyete baslamak icin pazartesiyi dahi beklememis, ama sabirsiz, ve cabuk bikan yapim geregi zaten en fazla 3 gun surecek olan diyeti 1 gun dahi yurutememistim. simdi ciktim iste tartiya, baktim yeni agirligima, olgunlukla karisladim, tepkisiz falan. cok cool'dum

2- dun yine ucak kacirdim! evden bir saat once cikamadim, oyalandikca oyalandim, 3 makina camasir yikayasim tuttu! valizimi hazirlarken (ki hep son dakika insaniyimdir) "ayyyyy bu bunla olur mu kiiii" diye omrumu tukettim. vakti zamaninda da ucak kacirmis ve dunyalari basima yikmistim, yani dunyalar basima yikilmisti da, ben de altinda kalmistim. oysa bu kez havalanina vardigimda gorevli adam bana "mumkun degil artik o ucaga yetismeniz" dediginde olgunlukla karisladim, tepkisiz falan. baska bi ucaktan yer aldim, cok cool'dum.

3- bugun resmi olarak is teklifi aldim. hem de ise basvurmamistim bile. rizki veren Allah, hic suphem yoktu zaten de, yani boyle gozumun icine sokuldu binlerce sukurler olsun. ezildim, utandim, Allah'a karsi yani. cunku nankordum ben, uzerdim hep O'nu. ben O'nu o kadar uzerdim de O nimetlerini hep tamamlardi uzerimde. is teklifi aldim ama henuz kabul etmedim, eder miyim bilmiyorum, sonucta is Far Far Away'de ve ben artik burda yasamiyorum. sayin is veren (bknz. #LeylaileMecnunReplik - yeri gelmisken, bugunlerde cok fena taktim ben bu diziye, guluyorum agliyorum falan, dengesiz hareketler) bu teklifi bana sundu, ben de ne desem begenirsin sayin okuyucu: "Far Far Away'e gidip gelmem gerekecek mi?". adam bi sevinir, "aaaa bana layik gordunuz demek, size layik olmaya calisacagim" falan der, biri "hadi kahve alayim sana" dediginde dahi daha cok tepki veriyorum. goren de herkes beni ise almak icin kapimda yatiyor sanir. iste ama ben cok cool'dum

4- gecen de sacimi taradim iste, kafami sola dogru hafif cevirdim ayna karsisinda, bi de ne goreyim sayin okuyucu: beyaz bir tel sac!! yutkundum boyle, tum hayatim bir film seridi gibi gecti gozumun onunden, elde gunahlardan baska bi sey yoktu ve omrumun tukendiginin yegane kaniti da karsimda arz-i endam etmekte idi. oylece oturup kaldim, boyle nasil diyeyim, alaninda ihtisas yapmis bir doktor bana "6 ay omrunuz kaldi" dese anca bu kadar sasirip uzulurdum (sanirim).beynimden vurulmusa dondum. dunyaya caktigim kazik yerinden fena oynamisti, yutkunamiyordum bile. oysa ben daha yenice "lise talebesi" sanilmistim falan. cool davranamadim, agladim agladim..

1 Mayıs 2012 Salı

Yeni yeni anilar depolandi

Eveeet, dondum dolastim okyanuslari astim (kopekbaliklarina karsi uyarilmistim zaten, dikkat ettim*) yine memleketimden uzak diyarlara geldim. Elhamdulillah sorunsuz bir gidis-gelis oldu. Annemlerle hasret gidermek yerine ozlemimin arttigini fark ettim. ordayken ders calisacagim falan diyordum ama tabi ki oyle bir hataya dusmedim. Toplantilar da iptal oldu okulun son haftalari olmasi sebebiyle, bana da tam tatil oldu. Simdi yogun gunler beni bekler ama kafa olarak cok kopmusum calismalarimdan, hatirlamiyorum bile ne ile mesgul idim, o derece!!
TR'de iki hafta degil de iki ay gecirmisim gibi. Ne cok sey yapmisim! Hicbir isin ucundan tutmadigim halde yorgunum. Oraya vardigimda jetlag olmamistim, cunku ucakta yanimda kimse oturmadigindan (bknz. tuvalet yani) giderken yatip yuvarlanmistim, uykumu bi guzel almistim. ilk sabah da TR saatine gore uyanmistim (bknz. cocuk sesi). ama buraya gelince jetlag oldum, oysa ki akillilik yapip yine tuvalet yanindan yer secmistim yanimda kimse olmasin diye ama yanildim. nisan sonunda bu ne kalabalikti anlamadim.

Yasadigim cok sey var var olmasina ama anlatacak cok da bi sey yok. Ozetleyecek olursam, cok rahat, yedigim onumde yemedigim arkamda dertsiz tasasiz bir hayatimin oldugunu bir kez daha anladim. Nimetler icinde yuzdugumu falan filan. Bunlara mukabil nankor oldugumu, ama yine de harekete gecmedigimi anladim. Turkiye'de yasamamak bile buyuk nimetmis benim fitratimdaki biri icin... Kendi ellerini istedigi gibi kullanabilmek cok daha buyuk bir nimet... "ne alaka simdi bu" deme, TR'ye en buyuk gidis nedenlerimden biri de babannemin felc gecirmis olmasiydi. onun o halini gorunce icim nasil yandi. Bir seyler diyor, ama dedikleri de tam anlasilmiyor. ilk gorusmemizde "bu hallere dustum" dedi, yani anladigim o idi, agladik beraber. Dusunsene, yerinden hic kalkamiyorsun, dediklerin anlasilmiyor, sana birileri yemek yediriyor, biri altini temizliyor, ve sen bebek degilsin, gormus gecirmis birisin. Cok zor bir imtihan, Allah'im cekene bakana sabir versin. Isyana dusurmesin. Artik dualarimda "Allah'im kimseye muhtac etmeden al emanetini" diyorum. Sonra kardesimin anlattiklari... Anne karnindaki 25 haftalik bebegi ileri derecede zeka ozurlu olmasindan dolayi aldirana (oldurene) mi uzuleyim, baska bir annenin yine ileri derecede zeka ozurlu olan 2 yasindaki kizinin durumunu cok da anlamayip kiziyla ilgili hic gerceklesemeyecek hayaller kurmasina mi yanayim, yoksa sagliginin aklinin kiymetini bilmeyip hunharca zaman olduren nefsime mi kizayim.Allah nimetlerinin sukrunu eda edebilenlerden eylesin diyeyim, ve artik bi zahmet tezimle ilgili calismalara kendimi vereyim.

*Minik sevdiklerimden biriyle aramizda gecen son konusma:
Minik sevdigim: Sen neden ucakla gidiyorsun haya (hala demek oluyor bu)
BTS: Cunku cok uzaklara gidecegim, okyanusu gececegim
Minik sevdigim: Okyanus ne demek haya?
BTS: Cok buyuk, kocaman deniz demek halam
Minik sevdigim: Okyanusta kocaman bir kopekbaligi olabilir haya, dikkat et
BTS:............

13 Nisan 2012 Cuma

Yarin yaklasik 8300 km yol katedecegimi fark ettim de birden yoruldum

Allah kismet ederse yarin aksam yola cikiyorum atayurdu ziyaret etmeye... ama ilginctir ki hic ayaturda gidiyormusum gibi gelmiyor! Sanki Far Far Away'e gidecekmisim de iki hafta kalip geri donecekmisim gibi. Neden havaya giremedim bilmiyorum. Valizimi henuz hazirlamadim, ama zaten ben hicbir TR gezimde valizi onceden hazirlamam, sagolayim hep son ana birakirim. Tabi bu sefer hediye de almadim, cunku cidden vaktim yoktu (ki atayurt ziyareti yapanlar bilirler nasil zaman harcanir o hediyeleri almak icin, hele ki miniklerden siparis gelmis de o siparis edilen sey de bulunamamissa! Yillaaar once "altina yapan bebek" bulabilmek icin kac magaza gezmistim!) belki de bu yuzden havaya giremedim. ya da atayurtta olsam dahi hocamla toplantilara devam edecegimizden ve bu yuzden de biir suru "bitirilmesi gereken is" oldugundan, ve bugun dahi hala okulda oldugumdan belki de atayurt yerine Far Far Away'e gidiyormusum gibi hissediyorum! Ama aile efradi havaya girdi, hatta Istanbul yollarina dokulduler bile:)

Tabi bir de sadece 2 hafta kalacagim icin arkadaslarima haber veremedim, cunku az olan zamanda bir de arkadaslarima vakit ayirmak istesem babam benimle olan butun iliskisini keser! Sag olsun paylasamaz beni kimseyle, ki ben de babama cekmisimdir bu konuda. Eh babam ve annemle de kimseyi kiyas dahi ettirmeyecegim icin, canlarimla gorusmek de Agustosa kaliyor ne yazik ki:( Yalnizca bir can'i gorup uzuntulu gunlerinde ona dualarimla destek oldugumu, hic yalniz olmadigini hissettirmek istedigimden, bir o var "to do list"imde..

Ucaga binince belki anlarim nereye gittigimi! Gerci ucakta da bu sehirden yaklasik 20 kisi daha olacak:) Laklakla gecer sanirim yol da!

Eh "hadi" demek duser bana, biraz daha projeyle alakali calisayim, sonra eve gideyim gencleri agirlayayim, sabah olsun, atayurda Bademsiz gidecegim icin ona iki haftalik yemek-tatli hazirlayayim (ki daha once de dedigim gibi, ben varken o kadar yemek yapmiyorum), sonra valizimi hazirlayip 11 saat ucayim. Sonraaaa pazar ogleden sonra olsun, ve MUTLU SON:)

resim kaynak: turkayildiz.com